Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.
Hangi durumlarda psikoloÄŸa gidilmeli?
Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.
· Gelişim kontrolü için
· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için
· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için
· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için
Gelişim kontrolü
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;
· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.
· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.
· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.
· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.
· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.
· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.
· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.
· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.
· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.
Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.
6 – 36 ay arası 2 ayda bir görüşme
3 yaş – 6 yaş arası 4 ayda bir görüşme
Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.
Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.
Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;
- Gece korkuları
- Fobiler
- Kaygı bozukluğu
- Parmak emme (bebeklik dışında)
- Tırnak yeme
- Öfke ve saldırganlık
- Altını ıslatma
- Dışkı kaçırma veya tutma
- Kekemelik
- Tikler
- Yalan söyleme
- Çalma
- Kardeş kıskançlığı
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon
- Yeme bozuklukları
- Uyku bozuklukları
- İçe kapanıklık
- Aşırı inatçılık
Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.
Aile ile ilgili sorunlar ve yaÅŸam deÄŸiÅŸiklikleri
Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.
Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;
- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?
Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler
Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.
Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.
Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.
Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.
Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.
Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.
Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz.
Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı, oranlı ve gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.
1-KARALAMA DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI
Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel çizimler yaparlar. Resimler daha çokoyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı vb. dir.
2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI
Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş ve ayaklarıolan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir . Dört yaş çocuğu kollarıve bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş yaşındaki çocuğunun yaptığı insanve evler daha belirgin olmaktadır. Altı yaş çocuğunun yaptığı resimler de artıkyavaş yavaş konuda vardır. Resimlerde yer zemini çizgisi mevcuttur. Resimlerdesayd amlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarındaçiziliyor olması gibi.
RENKLERİN ANLAMLARI (4-7) YAŞARASI
Dört beş yaşlarındaki çocuklargenelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleriöğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde geneldekahvere ngi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengiseviyorsa, resimlerde ağırlık o renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızırenkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil eder. Pembe, sarı, turuncu gibi sıcak renkleri seçen çocuklar sevecen, uyumlu, işbirlikçidir. Siyah,mavi, yeşil, kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aileortamında yetişen iddiacı, çekingen, güçlükle kontrol edilen, uyumsuz, gerçekduygularını bastıran çocukları temsil edebilir.
3-ŞEMATİK DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI
Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıklaanlaşılabilir. Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır.Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyleolan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleriağırlıktadır.
4-GERÇEKÇİLİK DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI
Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı çizimler ve gerçekçi bir yaklaşım görülür.Resim konularında kızlar ve erkekler arasında farklılıklar gözlemlenir. Kızçocukları daha çok bebek resmi,portreler,elbiselererkek çocukları ise araba,gemi, uçakçizerler. Resimleri beğenmeme, aşırı hassasiyet ve kendini ifadegüçlüğü görülür.
5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI
Nesneler orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü objelerinorantılarını, boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle yansıtmaya çalışır.Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.
ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİ
Resimlerde belirgin herhangi birkonu yoktur. Plansızdır. Yaşıtlarının resim özelliklerinden oldukça gerilikgösterir. Resim cılız ve ilkeldir. Çoğunlukla kağıda resim yerine çeşitlikaramalar yaparlar. Ayrıntılar bulunmaz. Örneğin insan resmi çiz dediğimizde sadecesınır belirten bir çizgi çizilir. Gözler, ağız, burun vs. çizilmez. Evçizdiğinde çatısı kapısı, bahçesi başka bir yere çizilir. Çocukta resimleriters çizme sıklıkla karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü çekebileceğidüşünülebilir. Örneğin ağaçların ters çizilmesi gibi.
ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN RESİMLERİ
Üstün kabiliyetli kiÅŸi diÄŸer insanlardan farklı düşünebilme davranabilmeka biliyetine sahiptir. Resimlerde dikkati çeken ortak özellikler kısaca,akranlarından üstün bir performans göstermeleri, farklı kavramlar arasındamantıklı iliÅŸkiler kurabilmeleri, geliÅŸmiÅŸ hayal gücü, çizilen figürlerinhareket halinde olabilmesi, renklerin genelde canlı olması kağıdın tamamınınkullanılması gibi……
UNUTULMAMALIDI R Kİ
Çok güzel resim yapan çocuk zekidir,zeki çocuklar güzel resim yaparlar DENİLEMEZ.
ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITAN RESİMLER
OKUL FOBİSİ : Resimlerde aile bireyleri ağırlıklı olarak çizilir.Okul ,öğrenci resmi çizmek istemezler. Ev ve evde mutlu çocuk resimleriçizerler. Resimler saydamdır.
GÜVENSİZLİĞİ YANSITAN RESİMLER: Kağıdıntamamı kullanılmaz, boşluklar fazladır. Çizimler yarımdır. Küçük figürler çizmeve kağıdın bir bölümünü kullanma eğilimindedirler. İnsan figürlerinde el veayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye uyumda yaşanılan güçlüğü,iletişim eksikliğini, paylaşım azlığını, kendinden başka insanlarla birlikteolmama yı, bencilliği de ifade etmektedir. Güvensiz çocuğun resimlerindekiçizgiler daha çok silik ve kesik kesiktir.
HİPERAKTİF ÇOCUKLARIN RESİMLERİ: Taşkınve çok renkli resim çizerler.Gerilimli oldukları için genelde karalamayı tercihederler ve resimleri hep yarım kalır. Çizdiklerinde ise resimleri çok büyükolur.
CİNSEL KİMLİK KARMAŞASI : Anneve babaya aşırı yaklaşılması, zıt cinsel kimlikte çizimlerde yoğunlaşma, evresimlerinde yatak odasının çizimi, etek giyen, çocuk emziren baba, ava gidensakal bırakan anne figürlerinin çizilmiş olması bize bazı ipuçları vermektedir.
AİLEDE İLETİŞİM KOPUKLUĞU VE PROBLEMLERİN OLDUĞUNU İFADE EDEN RESİMLER
Ailedeiletişim kopukluğu, aileyi konu alan resimlerde açıkça görülmektedir. Resimdeaile üyelerinin birinin veya birkaçının eksikliği.. ,(annenin,babanın,kardeşlerin,aile içinde yaşayan diğer fertlerin hala, amca,dede, ninenin çizilmemiş olması ) Aile fertlerini çizmeyi ret etmesi,ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi, sevgi eksikliğini, anne babave çocukların arasına nesnelerin yerleştirilmesi, aile bireylerinin arasınaköprü, gökdelen evler, yol, ırmak, ağaçların çizilmesi,iletişim problemlerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
Anne babanın çok büyük çocuğun çok küçük veya anne babadan birinin büyükdiğerinin küçük çizilmiş olması, ailede baskıyı, aile fertleri arasındaproblemin olduğunu, baskıcı ve otoriter tutumu, anne babanın çok abartılıçizimi onlara duyulan hayranlığı da temsil edebilir.
Resimde küçük kardeşin anne babanın elinden tutuyor olması ve diğer çocuğun çokuzaklarda çizilmesi veya hiç çizilmemiş olması, sevgi yoksunluğunu, kardeşkıskançlığını, kendisini yok saydığını, iç çatışmaların bir göstergesiolabileceği düşünülebilir.
RESİMLERDEKİ FİGÜRLERİN ANLAMLARI İNSAN FİGÜRÜNDEKİ KISIMLARIN ANLAMLARI
Büyükveya çok küçük kafanın çizilmesi zihinsel aktivite de problemlerin olduğunu,zihinsel geriliği ifade eder.
Vücudun organlarının çizilmemesi veya eksik bırakılması, endişe duyulan,rahatsızlık hissedilen kısımları yansıtır.
Kolların abartılı çizimi, aile içi ve çocuğa yönelik şiddeti, kollarınçizilmemesi ise güç ve kuvvetin azlığını,
AÄŸzın büyük veya küçük çizimi dil ve konuÅŸma problemini, aÄŸzın çizilmemesiiletiÅŸim problemlerini. …
Gözlerin büyük çizimi merakı, boş ve anlamsız bakan gözlerin olması görmeproblemini ve görmeye bağlı öğrenme problemlerini. ..
Burunun abartılı çizimi astım, bronÅŸit vb. solunum yoluna baÄŸlı problemlerinol duÄŸunu… burunun çizilmemesi güç savaşını, güçsüzlüğü, desteksizliÄŸi..
Kulakların normalinden farklı, büyük veya küçük çizimi iÅŸitmeye baÄŸlıproblemlerin olduÄŸunu….
Ellerin çok büyük çizilmesi dayağı, ÅŸiddeti, çalma eylemlerini, çok küçükçizilmesi ise güvensizliÄŸi, çevreye uyum güçlüğünü ….
Ayakların abartılı çizimi kendine olan güveni, küçük çizilmesi ise güvensizliğive yardımsızlığı,
cinsel organların çizimi saldırganlığı, aşırı endişeyi ve anne babayı çıplakgörmüş olmayı temsil etmektedir.
http://akillibebek.com
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR
Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.
İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve mikropları yok edebilmektedir. Sistemi oluşturan organlar şunlardır:
* Timus
* Kemik İliği
* Dalak
* Lenf Düğümleri
Bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar.
Timus göğüs boşluğu içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür. Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır. Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar.
Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.
Lenf düğümleri vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.
Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler, mikrorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri) kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri birarada görev yaparak, yabancı madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlamaktadırlar.
Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir, bazan da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık oluşabilir.
Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.
Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikrooganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir.
İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.
Aşılarla saÄŸlanan “aktif edinsel” bağışıklığın yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan sunulması, kısa süren bir koruma saÄŸlamasına karşın hastalıklardan korunmada önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuÄŸuna rahim içindeyken kan yoluyla geçebildiÄŸi gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna “pasif doÄŸal” bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doÄŸum sonrasında 4-6 ay süreyle süt çocuÄŸunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de “pasif edinsel” bağışıklık mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan çeÅŸitli “gamma globulinler” ile saÄŸlanır. Gamma globulin preparatları insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir öge ayrıntılarıyla ele alınacaktır.
http://www.nuhoglu.com/
Dünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı yaklaşık 300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda erişkin bir insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir. Kemik büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak bütün çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16 yaşlarına kadar, erkek çocuklarında ise 17-18 yaşlarına kadar sürmektedir. Kemik, büyüyen ve sürekli olarak kendini yenileyen bir dokudur. Kemiğin eski hücreleri aralıksız olarak atılmakta (resorpsiyon), yerlerine yenileri üretilmektedir. Çocukluk döneminde bu kemik yapılarının yenilenmesi özellikle yoğundur.
Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her 1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç, ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir. Çocuğun sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için besinlerindeki kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her şeyden önce kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir. Vücudumuzdaki kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan %1’i de daha az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin, organların ve sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol oynamaktadır.
Kalsiyum Åžart
İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem taşımaktadır.
Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği problemiyle karşı karşıyadır.
RaÅŸitizm
Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D vitamininin birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini, yağlarda eriyen ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir: Alınan besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen dermatolojik sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun kemiklerde doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta, kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı büyüme ve gelişme sağlamaktadır.
Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.
Yeterli Alınmazsa
Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği, sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı takdirde, kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından sonra azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde %15-20’yi bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim randımanı, %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.
Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, bebeklik döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden itibaren alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı doz riskini beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan D vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir. Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3 vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi önlenmiş olur.
Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Metin ÇakmakçıDünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı yaklaşık 300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda erişkin bir insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir. Kemik büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak bütün çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16 yaşlarına kadar, erkek çocuklarında ise 17-18 yaşlarına kadar sürmektedir. Kemik, büyüyen ve sürekli olarak kendini yenileyen bir dokudur. Kemiğin eski hücreleri aralıksız olarak atılmakta (resorpsiyon), yerlerine yenileri üretilmektedir. Çocukluk döneminde bu kemik yapılarının yenilenmesi özellikle yoğundur.
Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her 1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç, ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir. Çocuğun sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için besinlerindeki kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her şeyden önce kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir. Vücudumuzdaki kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan %1’i de daha az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin, organların ve sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol oynamaktadır.
Kalsiyum Åžart
İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem taşımaktadır.
Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği problemiyle karşı karşıyadır.
RaÅŸitizm
Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D vitamininin birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini, yağlarda eriyen ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir: Alınan besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen dermatolojik sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun kemiklerde doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta, kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı büyüme ve gelişme sağlamaktadır.
Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.
Yeterli Alınmazsa
Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği, sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı takdirde, kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından sonra azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde %15-20’yi bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim randımanı, %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.
Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, bebeklik döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden itibaren alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı doz riskini beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan D vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir. Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3 vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi önlenmiş olur.
Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Metin Çakmakçı
Â
PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI
Dil geliÅŸimi
Sosyal ve kiÅŸilik geliÅŸim
Çocuk gelişiminde genel bilgiler ve özellikler
2- NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI
Kız çocuklarda normal boy gelişimi
Kız çocuklarda normal kilo gelişimi
Erkek çocuklarda normal boy gelişimi
Erkek çocuklarda normal kilo gelişimi
3 – SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
İlk üç ay içinde
Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını dik tutabilir, yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir, ellerini yumruk haline getirebilir.
Üç altı ay arasında
Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır, eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.
Altı oniki ay arası
Oturabilir, emekleyabilir, tutunarak ayağa kalkabilir, 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir, ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir, elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.
Oniki onsekiz ay arası
Yürür, elinden tutulduğunda merdiven tırmanır, ayakta iken çömelebilir, ayağı ile topa vurabilir, yere doğru eğilir, destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.
Onsekiz yimidört ay arası
Kapıyı açabilir, kendi başına merdivenden inip çıkabilir, bir elini daha çok kullanmaya başlar, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).
İki üç yaş arası
Düşmeden koşabilir, bazı çizgileri taklit eder, merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, düğmesini açabilir, üç tekerlekli bisikleti sürebilir, tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir, bir bardak suyu taşıyabilir, yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer, rahatlıkla çömelip kalkabilir, geri geri yürüyebilir.
Üç dört yaş arası
Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzik ile beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.
Dört altı yaş arası
Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kare yi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.
DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ
İlk üç ay içinde
Sese karşı tepki verir, agulama şeklinde sesler çıkarabilir, tanıdık kişi ve eşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder, kendi kendine gülümseyebilir, müzik ve konuşmaya karşı tepki verir, kendi kendine oynarken bazı heceleri tekrarlar, dudakları ile p , b , m gibi harfleri çıkarmaya çalışır.
Üç altı ay arasında
Çevresinde konuşan kişileri arar, ağlarken konuşulunca rahatlar, agulama şeklinde iletişim kurar, yüksek sesle güler, kendine göre ağlama dışında heceler kullanır.
Altı oniki ay arası
Annenin sesini taklit etmeye çalışır, cee oyunu oynar, bazı eşyaları ses çıkartmak için kullanır, ma ma – da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır, 12 aya doğru baba mama der, oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsa konuşmaya çalışır.
Oniki onsekiz ay arası
Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder, her gün gördüğü cisimleri adlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar, insanlar ile ilişki kurarken anlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar, ailenin öğrettiği kelimeleri kendi kendine tekrarlar, onsekizinci aya doğru iki komutu üst üste anlayıp yerine getirir. (bardağı al mutfağa götür gibi)
Onsekiz yimidört ay arası
İki kelimelik cümleler yapmaya başlar, tanıdıklarının ismini bilir, isteklerini rahatlıkla ifade edebilir, ikiden fazla komutu anlar ve yerine getirir, yirmidördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur.
İki üç yaş arası
Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder, reddetme ifadesi kullanabilir, cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar, vücudunun parçalarını raharlıkla yapar, bütün komutları yerine getirebilir, kelime hazinesi hızla artar.
Üç dört yaş arası
Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar, kendine ait yaş, soyad gibi özellikleri bilir, ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.
Dört altı yaş arası
Grup halinde olan konuşmalara katılır, hikaye ve masal anlatır, sayı sayar, kelime hazinesi iyice artmıştır, sıfatları rahat kullanmaya başlar, cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer, isteklerini ayrıntıları ile anlatabilir.
SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
İlk üç ay içinde
Anneyi tanıyarak tepki verir, konuşulunca dinler, kucağa alınınca susar, nesneleri takip eder, gülümser.
Üç altı ay arasında
Anne babasına sarılarak kucaklar, nesneleri ve yiyecekleri ağzına götürür, kendiliğinden gülümser, elini uzatır.
Altı oniki ay arası
Oyuncakları ile 10-15 dk oynar, ce oyunu oynar, karşılıklı oyun oynar, yabancıları tanır, tanıdıklarına ses çıkartır, anneden ayrı kalınca endişelenir, baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır.
Oniki onsekiz ay arası
Kendi kendine bardakla su içebilir, kaşıkla yemek yiyebilir, oyuncaklar ile etkileşimi artar, giyimine yardım eder, müzik ile beraber tempo tutabilir, istemediği şeyleri belli eder, ayakkabı çorabını çıkarabilir.
Onsekiz yimidört ay arası
Tuvaletini söyleyebilir, istendiğinde ufak komutları yerine getirerek erişkinler ile etkileşime girer, taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyu araba gibi sürmek gibi ), diğer çocuklara ilgisi artar, diğer çocuklar ile oyuncakları ile beraber oynar, oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır, rahat su içer, yemek yer.
İki üç yaş arası
Evcilik oynar, ev işlerine yardım eder, çatal kullanır, giyimini kendi başına yapabilir, tuvaletini haber verir, bazı arkadaşlarına daha fazla ilgi gösterir.
Üç dört yaş arası
Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır, yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar, oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır, kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir, gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir, el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.
Dört altı yaş arası
Sosyal hayata adapte olmaya çalışır, arkadaşları ile uyumu artar, TV da bazı programları takip eder, kendine has özellikler belirir, etrafla etkileşimi iyice artar, kendisi masal anlatabilir.
ÇOCUĞUN GELİŞİMİNDE GENEL BİLGİLER VE ÖZELLİKLER
Çocuk yetiştirmek en büyük sanattır. Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabildiği bir şey değildir. Bazı anne babalar çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşündükleri şeyler, tepkileri, yorumları, üzüntüleri, sevinçleri hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı bir sağlık mensubu şunu söylüyor acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini, bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onlar çocuk ne olacak ki diyorlar, ben buna dayanamıyorum, onlarında ruh dünyası var şeklinde yakınıyordu.
Hatta günümüzde bırakın ruhsal sorunları, 2000 yılına girdiğimiz bu günlerde, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalarda, salgın hastalıklarda, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.
Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruhsal sorunlarına inebilmek, ancak eğitim ve anne baba bilinçlendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir.
Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması büyük oranda, anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile etkileşimi, konuşmaları, eğitim açısından vermeye çalıştıkları, ev içerisindeki tutumları,etkili olmaktadır .
Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde sosyal, kişilik ve mental motor gelişimin olması ve sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmaları için yapmaları gerekenler:
Dengeli eğitim ve yönlendirme
Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği
Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları
Olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde davranış olarak tutarlı olmaları ve farklı farklı tepki vermemeleri
Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması
Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması
Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları
Yapılan yanlışları sadece kızarak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları
Onlara deÄŸer vermeleri
Kişilik yapılarına saygılı olmaları
Onlara söz hakkı tanımaları
Sevildiklerini hissettirmeleri
Onlara güven duygusunu aşılamaları
Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri
Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları
Kendi psikolojik çatışmalarını çocuklara yansıtmamaları ile daha sağlıklı çocuk yetiştirme mümkün olacaktır
Anaokulu Rehberim Blog ve Yuva Rehberim Blog, sizler için hazırlanmış bir bilgi ağacıdır. Anaokulu Bloğumuzda bulacağınız tüm bilgiler ve materyaller siz kullanıcılar için özenle hazırlanmış ve Anaokulu Rehberim olarak bloglanmıştır. Yıl 2009, Anaokulu Rehberim Blog ve Yuva Rehberim ailesi olarak bu yılda, yeni site tasarımı ve hergün gelişmekte olan tarzı ile gerek ebeveynlere gereksede kurum ve kuruluşlara Anaokulu Rehberim olarak tam hizmet vermek amacıyla yoluna devam etmektedir. Çalışma politikası ilkeleri ile her zaman daha büyük hedefleri amaç edinmiştir. Anaokulu Rehberim Bloguda, sitemize Forum ve Blog sayfalarını ekleyerek Yuva Rehberim projelerini daha ileriye doğru genişletmekteyiz. Sitemiz 2008 yılının ilk yarısına kadar ayda ortalama 3.000.000 kez ziyaret edilmiştir. İncelemek için lütfen tıklayınız.