İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Avrupa’nın en büyük Yunus Gösteri Merkezi İstanbul Dolphinarium’u bir süre önce hizmete sokmuştu. Mekan, bu güzel bahar-yaz günlerinde yunusları izlemek ve hatta onlarla yüzmek için çok ideal.

İstanbul Dolphinarium’un sakinleri, Karadeniz Alafina cinsi olan ve ağırlıkları yaklaşık 240 kilogramı bulan dört yunus, yaklaşık 1 ton ağırlığında iki beyaz yunus (balina), dört fok, iki mors ve eğitmenleri, ziyaretçilerine hoşça vakit geçirmek için bekliyor. İstanbul Dolpinarium’da yunuslar ve diğer deniz memelilerinin her zaman hatırlanacağı havuzların yanı sıra, çocukların da eğlenerek oynayacağı oyuncakların bulunduğu hediyelik eşya ve oyuncak reyonu da bulunuyor. İstanbul Dolphinarium’da sadece yunusların muhteşem gösteri olmayacak, isteyen davetliler onlarla sarmaş dolaş yüzebilecek de.

Eyüp’teki tesis 8 bin 695 metrekarelik alana kurulu ve 5 bin 800 metrekarelik kapalı alana sahip. Gösteri Merkezi’nde yarım daire biçiminde, 16.5 metre yarı çapında gösteri havuzuyla beraber toplam yedi adet havuz yer alıyor. Toplam 3 bin 500 metreküp su hacmine sahip tüm havuzların, karantina havuzu haricinde birbirleri ile geçiş bağlantısı mevcut. Tribünleri 1000 kişi kapasiteli, 120 araçlık otoparkı ve 800 kişilik restoran ve cafesi bulunan tesiste pazartesi günü haricindeki diğer günlerde 4 ila 6 gösteri yapılıyor. İstanbul Dolphinarium’da bulunan havuzların suyu Haliç’ten alınıp, filtrasyon sistemlerinden geçirilip, deniz memelilerinin yaşaması için uygun uluslararası standartlara uygun hale getiriliyor.
Silahtarağa Cad. No: 2/4 Eyüp
0212 581 78 78
www.istanbuldolphinarium.com/

27 Şubat 2010 Cumartesi Necip Fazıl Salonu 13:00
13 Mart 2010 Cumartesi Necip Fazıl Salonu 13:00
14 Mart 2010 Pazar Necip Fazıl Salonu 13:00

Arthur çok heyecanlı çünkü bu gece ayın onuncu evresini görecek. Buda onun en sonunda Minimoyların ülkesine geri dönmesi ve Selenia ile kavuşması anlamına geliyor. Bu arada Minimoylar Arthur’un onuruna bir şölen düzenlemekteler. Küçük prenses de güllerle bezeli elbisesini giymiş. Arthur’un babası ise büyükannenin evindeki tatillerini yarıda kestiklerini sabırsızlıkla söylemek için bu günü seçer. Tam ayrılmak üzerelerken, bir örümcek Arthur’un eline S.O.S. yazılı bir prinç tanesi bırakır. Hiç şüphe yok ki Selenia tehlikededir! Arthur hiç düşünmeden kızı kurtarmak için harekete geçer. Bu da, tehlikeli geçitten geçmek, Max’in kelle koparan barına uğramak, Kröb’ün ordusu ile savaşmak, Betameche’nin derisini kurtarmak, farelerle, kurbağalarla, tüylü örümceklerle savaşmak anlamına gelmekte. Arthur Minimoyların köyüne vardığında aslında hiç kimsenin yardım çağrısında bulunmadığını anlar.
Genç kahramanımıza bu kurnazca planlanmış tuzağı kim hazırlamış olabilir?
Uzmanlar, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yaşamlarında bazı hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Nilgün Kültürsay, bebek ölümlerinde düşük doğum ağırlığının ciddi bir risk faktörü olduğunu söyledi ve ”Doğumda küçük olup sonradan hızla kilo alan ve şişmanlayanlarda şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalıkları daha sık görülür. Doğumda en zayıf olanlar metabolik sendrom, şeker hastalığı ve kolesterol açısından 18 kat daha risklidir” uyarısında bulundu.
Yenidoğan ölümlerinin çoğunluğunun ilk haftada ortaya çıktığını vurgulayan Kültürsay, yeterli sayı ve kalitede gebe muayenesi, deneyimli sağlık personeli ile güvenli doğum, annenin ve yenidoğan bebeğin ilk 24 saatte bir kez ve ilk haftada 1-2 kez kontrolünden oluşan anne-bebek bakım programı, toplumun yüzde 90′ına ulaşabildiği takdirde ilk bir aydaki ölümlerin yüzde 70
azalabileceğini ifade etti.
Kültürsay, düşük gelir düzeyi, annenin eğitimsizliği, anne yaşının küçük veya ileri olmasının bebek ölüm riskini arttıran faktörlerin başında geldiğini belirterek, aile planlamasına ulaşamama, sık doğumlar, doğum öncesi bakım alamama ve bebeğin erken veya zayıf doğmasının da diğer önemli faktörler olduğunu vurguladı.
DÜŞÜK DOĞUM KİLOSU ÇOK CİDDİ BİR RİSK
Kültürsay, doğum ağırlığı 2 kilo 500 gramın altında olan bebeklerin ”düşük doğum kilolu” olarak tanımlandığını, normal ağırlı bir bebeğin 2 kilo 500 gramdan büyük 4 kilo 200 gramdan küçük olması gerektiğini söyledi.
Düşük kilo ağırlıklı bebeklerin bir kısmının erken doğmuş, bir kısmının ise anne karnında iyi büyüyememiş bebekler olduğunu ifade eden Kültürsay, bebeği besleyen eşte veya damarlarda yetersiz gelişmenin bebeğin beslenememesinin en sık görülen nedeni olduğunu belirtti. Kültürsay, genetik hastalıklar, doğumsal anomaliler, anne karnında geçirilen bazı enfeksiyonlar, çoğul gebelik ve annenin yetersiz beslenmesinin de diğer faktörler olduğunu bildirdi. Kültürsay, şunları
kaydetti:
”Düşük doğum kilosu çok ciddi bir risktir. Risk faktörleri, düşük sosyoekonomik düzey, annenin çocukluğundan beri kötü beslenmesi nedeniyle kısa boylu olması, gebelikte yetersiz beslenme, anne yaşının 16′dan küçük ve 35′ten büyük olması, rahimde yapısal sorunlar, gebelikte ödem ve hipertansiyon, annede kronik hastalık varlığının yanı sıra sigara, alkol, ilaç kullanımıdır. Bu bebekler doğumda oksijensiz kalabilir. Kakasını, sıkıntılı durum, oksijen yetersizliği nedeniyle anne karnında yapabilir ve akciğerlerine kaçan kaka nedeniyle ciddi solunum sıkıntısı yaşayabilir. Yoğun bakım ünitesinde aletle yapay solutulmaları gerekebilir. Ayrıca ileride zihinsel gelişimini olumsuz etkileyebilecek diğer sorunlar olarak kan şekeri düşüklükleri, kanda alyuvar fazlalığı ve bunun getirdiği sıkıntılar yaşayabilirler. Düşük doğum kilolu bebekleri uzun dönemde yani çocukluk ve erişkin dönemde de ciddi sıkıntılar bekler. Beyin gelişiminde olumsuz etkiler, zeka ve algılamada etkilenme, strese artmış yanıt nedeniyle davranış ve sosyal uyum problemleri sık görülür.”
Erişkin dönemde sık görülen hastalıkların da anne karnında yetersiz beslenme ile yakından ilişkili olduğuna dikkati çeken Kültürsay, şöyle devam etti:
”Küçük doğup süt çocukluğunda yavaş büyüyen, fakat çocuklukta hızlı kilo alanlarda diabet ve hipertansiyon sık görülür. Hızlı büyüme vücut kitle indeksini ve deri altı yağ dokusunu arttırır. Doğumda küçük olup sonradan hızla kilo alan ve şişmanlayan kişilerde şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalıkları daha sık görülür. Doğum kilosu ile şeker hastalığı arasında ciddi bir ilişki vardır. Doğumda en zayıf olanlar metabolik sendrom yani insülin direnci, şeker
hastalığı ve kolesterol açısından 18 kat daha risklidir.”
ANNE SÜTÜ ŞART
Kültürsay, şişman doğan bebeklerde de ileride obezite gelişmesi ve şeker hastalığı riskinin yüksek olduğunu belirterek, normal ağırlı bir bebeğin ortalama 3-3.5 kilo olması gerektiğini söyledi. Düşük doğum kilolu bebeklerde artan erişkin hastalık riskinin azaltılabilmesi için, bebeklerin mutlaka anne sütü ile uzun süreli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Kültürsay, ilk 6 ay yalnız anne sütü, 6 aydan sonra ek gıdalarla birlikte 2 yaş ve sonrasına kadar anne sütü verilmesinin uygun olduğunu bildirdi.
Diş hekimi korkusu yani dentofobia 10 çocuktan 9′unda görülüyor. Bu korkuyu aşabilmenin yolu ise çocuğun diş hekimi ile erken yaşta tanışmasından geçiyor.

Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Hacer Alireisoğlu, çocuğun 2 yaşını bitirmeden diş hekimi ile tanıştırılması gerektiğini söyledi ve çocuklarda diş hekimi korkusunun önlenmesi için ailelere şu önerilerde bulundu:
“Henüz öğrenmediklerine karşı bir korkuları olmayan bu yaştaki çocuklar rahatlıkla diş hekimi koltuğuna oturacaklardır. Erken yaşta beyaz önlüğe alışan çocuklar, yaşamları boyunca diş hekimine giderken zorlanmayacaktır.
Çocuğunuza tecrübelerinizden bahsederken dikkat edin
“Diş hekimine gittiğimde benim canım çok yanmıştı”, “Bu diş aletlerin sesi beni deli ediyor” gibi cümleler çocuğunuzu korkutur. Çevresinin diş hekimiyle ilişkisi çocukların kafasında belli bir fikrin oluşmasını sağlayacak, diş tedavileriyle ilgili duydukları olumsuz örneklerden etkileneceklerdir. Diş tedavilerinin ağrılı veya zor olduğu şeklindeki ifadeleri çocukların yanında kullanmamaya özen gösterin.
Yaramazlık yaptığında dişçiye götürmekle tehdit etmeyin
Diş hekimi korkusuna neden olan faktörlerden biri de ailelerin yanlış yönlendirmeleridir. “Uslu dur yoksa seni dişçiye götürürüm!”, “Yaramazlık yapma, dişini çektiririm!” benzeri korkutmalar, çocuğun yaşam boyu bu fobiye sahip olmasına yol açar. Bu tarz korkutmalardan kaçınmak gerekir.
Doktora gitmeden önce neler olacağını anlatın
Doktora giderken nasıl bir süreç olacağını çocuğunuza uygun bir dille anlatın. “Biz yarın diş hekimine gideceğiz. Dişlerin yeterince mutlu mu diye bakılacak” şeklinde açıklamalarda bulunun. Hatta birlikte muayeneyi canlandırın. “Şimdi sen doktor ol benim dişlerime bak bakalım” gibi… Bu oyunla birlikte kendisine anlatılanları daha sonradan pratik edebilen çocuk muayene esnasında tedirgin olmayacaktır.
Uygun klinikleri tercih edin
Dekor, müzik, özel odalar ve personel büyük önem taşır. Çocuk psikolojisine uygun dekoratif materyalleri, oyun odaları olan klinikler çocuklar için ilgi çekici olabilir.”
Anaokulu Rehberim Blog ve Yuva Rehberim Blog, sizler için hazırlanmış bir bilgi ağacıdır. Anaokulu Bloğumuzda bulacağınız tüm bilgiler ve materyaller siz kullanıcılar için özenle hazırlanmış ve Anaokulu Rehberim olarak bloglanmıştır. Yıl 2009, Anaokulu Rehberim Blog ve Yuva Rehberim ailesi olarak bu yılda, yeni site tasarımı ve hergün gelişmekte olan tarzı ile gerek ebeveynlere gereksede kurum ve kuruluşlara Anaokulu Rehberim olarak tam hizmet vermek amacıyla yoluna devam etmektedir. Çalışma politikası ilkeleri ile her zaman daha büyük hedefleri amaç edinmiştir. Anaokulu Rehberim Bloguda, sitemize Forum ve Blog sayfalarını ekleyerek Yuva Rehberim projelerini daha ileriye doğru genişletmekteyiz. Sitemiz 2008 yılının ilk yarısına kadar ayda ortalama 3.000.000 kez ziyaret edilmiştir. İncelemek için lütfen tıklayınız.