<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anaokulu Rehberim &#187; Çocuk Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.anaokulurehberim.com/category/cocuk-sagligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.anaokulurehberim.com</link>
	<description>Anaokulu, Kreş, Yuva, Okul Öncesi Eğitim &#124; Yuvarehberim.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jul 2010 10:00:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuk Psikoloğuna İhtiyaç Duyulan Konular</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 10:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2936</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa  gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/Untitled-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2937" title="Untitled-1" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/Untitled-1.jpg" alt="" width="170" height="189" /></a>Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa  gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.</p>
<p>Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?</p>
<p>Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.</p>
<p>· Gelişim kontrolü için<br />
· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için<br />
· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için<br />
· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için</p>
<p>Gelişim kontrolü<br />
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;</p>
<p>· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.<br />
· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.<br />
· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.<br />
· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.<br />
· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.<br />
· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.<br />
· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.</p>
<p>Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.</p>
<p>6 – 36 ay arası 2 ayda bir görüşme<br />
3 yaş – 6 yaş arası 4 ayda bir görüşme</p>
<p>Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar<br />
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.</p>
<p>Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.</p>
<p>Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;</p>
<p>- Gece korkuları<br />
- Fobiler<br />
- Kaygı bozukluğu<br />
- Parmak emme (bebeklik dışında)<br />
- Tırnak yeme<br />
- Öfke ve saldırganlık<br />
- Altını ıslatma<br />
- Dışkı kaçırma veya tutma<br />
- Kekemelik<br />
- Tikler<br />
- Yalan söyleme<br />
- Çalma<br />
- Kardeş kıskançlığı<br />
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon<br />
- Yeme bozuklukları<br />
- Uyku bozuklukları<br />
- İçe kapanıklık<br />
- Aşırı inatçılık</p>
<p>Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.</p>
<p>Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri<br />
Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.</p>
<p>Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt<br />
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;</p>
<p>- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?<br />
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?<br />
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?<br />
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?<br />
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?<br />
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?<br />
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?<br />
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?<br />
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?</p>
<p>Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler</p>
<p>Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.<br />
Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.<br />
Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.<br />
Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.<br />
Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.<br />
Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.<br />
Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILARBAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 08:27:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2926</guid>
		<description><![CDATA[BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR
Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/ası2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2931" title="ası" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/ası2.jpg" alt="" width="227" height="227" /></a><span style="font-family: arial; font-size: x-small;"><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR</strong></span></p>
<p>Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.</p>
<p>İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve mikropları yok edebilmektedir. Sistemi oluşturan organlar şunlardır:</p>
<p>* Timus<br />
* Kemik İliği<br />
* Dalak<br />
* Lenf Düğümleri</p>
<p>Bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar.</p>
<p>Timus göğüs boşluğu içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür. Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır. Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar.</p>
<p>Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.</p>
<p>Lenf düğümleri vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.</p>
<p>Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler, mikrorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri) kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri birarada görev yaparak, yabancı madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlamaktadırlar.</p>
<p>Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir, bazan da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık oluşabilir.</p>
<p>Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.</p>
<p>Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikrooganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir.</p>
<p>İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.</p>
<p>Aşılarla sağlanan &#8220;aktif edinsel&#8221; bağışıklığın yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan sunulması, kısa süren bir koruma sağlamasına karşın hastalıklardan korunmada önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuğuna rahim içindeyken kan yoluyla geçebildiği gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna &#8220;pasif doğal&#8221; bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doğum sonrasında 4-6 ay süreyle süt çocuğunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de &#8220;pasif edinsel&#8221; bağışıklık mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan çeşitli &#8220;gamma globulinler&#8221; ile sağlanır. Gamma globulin preparatları insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir  öge ayrıntılarıyla ele alınacaktır.</p>
<p>http://www.nuhoglu.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı büyüme ve gelişim için: D vitamini!!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 12:31:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2920</guid>
		<description><![CDATA[
Dünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı  yaklaşık  300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda  erişkin bir  insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir.  Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak  bütün  çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16  yaşlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/boy-uzatma-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2923" title="boy-uzatma-" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/boy-uzatma-1.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Dünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı  yaklaşık  300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda  erişkin bir  insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir.  Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak  bütün  çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16  yaşlarına  kadar, erkek çocuklarında ise 17-18 yaşlarına kadar  sürmektedir. Kemik,  büyüyen ve sürekli olarak kendini yenileyen bir  dokudur. Kemiğin eski  hücreleri aralıksız olarak atılmakta  (resorpsiyon), yerlerine yenileri  üretilmektedir. Çocukluk döneminde bu  kemik yapılarının yenilenmesi  özellikle yoğundur.</p>
<p>Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü   yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her   1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç,   ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir.  Çocuğun  sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için  besinlerindeki  kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her  şeyden önce  kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir.  Vücudumuzdaki  kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan  %1’i de daha  az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin,  organların ve  sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol  oynamaktadır.</p>
<p><strong>Kalsiyum Şart</strong></p>
<p>İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için   kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında   da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu   nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun   ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan   kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı   maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin   büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem  taşımaktadır.</p>
<p>Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme   yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt   ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca   güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık   havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem   taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az   tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü   oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda   günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da   göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği   problemiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Raşitizm</strong></p>
<p>Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D  vitamininin  birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini,  yağlarda eriyen  ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir:  Alınan  besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen  dermatolojik  sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun  kemiklerde  doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini   sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta,   kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı   büyüme ve gelişme sağlamaktadır.</p>
<p>Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda   riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla   karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun   bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha   da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle   kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu   bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı   olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı   bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme   döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.</p>
<p><strong>Yeterli Alınmazsa</strong></p>
<p>Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol   açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik   deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden   olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin   içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği,   sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve   sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından   faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi   sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride   involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro   mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile   karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli   etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı  takdirde,  kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından  sonra  azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde  %15-20’yi  bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim  randımanı,  %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.</p>
<p>Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler,  bebeklik  döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden  itibaren  alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı  doz riskini  beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan  D  vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir.   Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da   otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3   vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi   önlenmiş olur.</p>
<p><strong>Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi  Uzmanı Prof.Dr. Metin Çakmakçı</strong>Dünyaya geldiğimizde kemik  sistemimizde var olan irili ufaklı yaklaşık  300 kemikten bazıları  birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda erişkin bir  insan vücudu çeşitli  şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir. Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana  rahmindeki ilk haftalardan başlayarak bütün  çocukluk boyunca devam  etmekte ve kız çocuklarında 15-16 yaşlarına  kadar, erkek çocuklarında  ise 17-18 yaşlarına kadar sürmektedir. Kemik,  büyüyen ve sürekli olarak  kendini yenileyen bir dokudur. Kemiğin eski  hücreleri aralıksız olarak  atılmakta (resorpsiyon), yerlerine yenileri  üretilmektedir. Çocukluk  döneminde bu kemik yapılarının yenilenmesi  özellikle yoğundur.</p>
<p>Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü   yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her   1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç,   ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir.  Çocuğun  sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için  besinlerindeki  kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her  şeyden önce  kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir.  Vücudumuzdaki  kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan  %1’i de daha  az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin,  organların ve  sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol  oynamaktadır.</p>
<p><strong>Kalsiyum Şart</strong></p>
<p>İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için   kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında   da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu   nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun   ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan   kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı   maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin   büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem  taşımaktadır.</p>
<p>Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme   yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt   ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca   güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık   havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem   taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az   tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü   oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda   günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da   göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği   problemiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Raşitizm</strong></p>
<p>Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D  vitamininin  birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini,  yağlarda eriyen  ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir:  Alınan  besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen  dermatolojik  sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun  kemiklerde  doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini   sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta,   kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı   büyüme ve gelişme sağlamaktadır.</p>
<p>Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda   riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla   karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun   bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha   da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle   kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu   bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı   olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı   bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme   döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.</p>
<p><strong>Yeterli Alınmazsa</strong></p>
<p>Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol   açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik   deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden   olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin   içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği,   sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve   sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından   faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi   sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride   involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro   mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile   karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli   etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı  takdirde,  kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından  sonra  azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde  %15-20’yi  bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim  randımanı,  %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.</p>
<p>Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler,  bebeklik  döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden  itibaren  alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı  doz riskini  beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan  D  vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir.   Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da   otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3   vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi   önlenmiş olur.</p>
<p><strong>Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi  Uzmanı Prof.Dr. Metin Çakmakçı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğun Normal Gelişimi ve Gelişimin Aşamaları</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2917</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI
Dil gelişimi
Sosyal ve kişilik gelişim
Çocuk gelişiminde genel bilgiler ve özellikler
2-  NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI
Kız çocuklarda normal boy gelişimi
Kız çocuklarda normal kilo gelişimi
Erkek çocuklarda normal boy gelişimi
Erkek çocuklarda normal kilo gelişimi
3 – SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
İlk üç ay içinde
Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/5_yas_gelisim.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2918" title="5_yas_gelisim" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/5_yas_gelisim.jpg" alt="" width="240" height="250" /></a> </p>
<p>PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI<br />
Dil gelişimi<br />
Sosyal ve kişilik gelişim<br />
Çocuk gelişiminde genel bilgiler ve özellikler<br />
2-  NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI</p>
<p>Kız çocuklarda normal boy gelişimi<br />
Kız çocuklarda normal kilo gelişimi<br />
Erkek çocuklarda normal boy gelişimi<br />
Erkek çocuklarda normal kilo gelişimi<br />
3 – SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ</p>
<p>MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını dik tutabilir, yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir, ellerini yumruk haline getirebilir.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır, eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Oturabilir, emekleyabilir, tutunarak ayağa kalkabilir, 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir, ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir, elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Yürür, elinden tutulduğunda merdiven tırmanır, ayakta iken çömelebilir, ayağı ile topa vurabilir, yere doğru eğilir, destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>Kapıyı açabilir, kendi başına merdivenden inip çıkabilir, bir elini daha çok kullanmaya başlar, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Düşmeden koşabilir, bazı çizgileri taklit eder, merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, düğmesini açabilir, üç tekerlekli bisikleti sürebilir, tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir, bir bardak suyu taşıyabilir, yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer, rahatlıkla çömelip kalkabilir, geri geri yürüyebilir.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzik ile beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kare yi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.</p>
<p>DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Sese karşı tepki verir, agulama şeklinde sesler çıkarabilir, tanıdık kişi ve eşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder, kendi kendine gülümseyebilir, müzik ve konuşmaya karşı tepki verir, kendi kendine oynarken bazı heceleri tekrarlar, dudakları ile p , b , m gibi harfleri çıkarmaya çalışır.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Çevresinde konuşan kişileri arar, ağlarken konuşulunca rahatlar, agulama şeklinde iletişim kurar, yüksek sesle güler, kendine göre ağlama dışında heceler kullanır.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Annenin sesini taklit etmeye çalışır, cee oyunu oynar, bazı eşyaları ses çıkartmak için kullanır, ma ma – da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır, 12 aya doğru baba mama der, oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsa konuşmaya çalışır.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder, her gün gördüğü cisimleri adlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar, insanlar ile ilişki kurarken anlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar, ailenin öğrettiği kelimeleri kendi kendine tekrarlar, onsekizinci aya doğru iki komutu üst üste anlayıp yerine getirir. (bardağı al mutfağa götür gibi)</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>İki kelimelik cümleler yapmaya başlar, tanıdıklarının ismini bilir, isteklerini rahatlıkla ifade edebilir, ikiden fazla komutu anlar ve yerine getirir, yirmidördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur.</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder, reddetme ifadesi kullanabilir, cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar, vücudunun parçalarını raharlıkla yapar, bütün komutları yerine getirebilir, kelime hazinesi hızla artar.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar, kendine ait yaş, soyad gibi özellikleri bilir, ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Grup halinde olan konuşmalara katılır, hikaye ve masal anlatır, sayı sayar, kelime hazinesi iyice artmıştır, sıfatları rahat kullanmaya başlar, cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer, isteklerini ayrıntıları ile anlatabilir.</p>
<p>SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Anneyi tanıyarak tepki verir, konuşulunca dinler, kucağa alınınca susar, nesneleri takip eder, gülümser.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Anne babasına sarılarak kucaklar, nesneleri ve yiyecekleri ağzına götürür, kendiliğinden gülümser, elini uzatır.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Oyuncakları ile 10-15 dk oynar, ce oyunu oynar, karşılıklı oyun oynar, yabancıları tanır, tanıdıklarına ses çıkartır, anneden ayrı kalınca endişelenir, baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Kendi kendine bardakla su içebilir, kaşıkla yemek yiyebilir, oyuncaklar ile etkileşimi artar, giyimine yardım eder, müzik ile beraber tempo tutabilir, istemediği şeyleri belli eder, ayakkabı çorabını çıkarabilir.</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>Tuvaletini söyleyebilir, istendiğinde ufak komutları yerine getirerek erişkinler ile etkileşime girer, taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyu araba gibi sürmek gibi ), diğer çocuklara ilgisi artar, diğer çocuklar ile oyuncakları ile beraber oynar, oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır, rahat su içer, yemek yer.</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Evcilik oynar, ev işlerine yardım eder, çatal kullanır, giyimini kendi başına yapabilir, tuvaletini haber verir, bazı arkadaşlarına daha fazla ilgi gösterir.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır, yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar, oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır, kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir, gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir, el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Sosyal hayata adapte olmaya çalışır, arkadaşları ile uyumu artar, TV da bazı programları takip eder, kendine has özellikler belirir, etrafla etkileşimi iyice artar, kendisi masal anlatabilir.</p>
<p>ÇOCUĞUN GELİŞİMİNDE GENEL BİLGİLER VE ÖZELLİKLER</p>
<p>Çocuk yetiştirmek en büyük sanattır. Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabildiği bir şey değildir. Bazı anne babalar çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşündükleri şeyler, tepkileri, yorumları, üzüntüleri, sevinçleri hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı bir sağlık mensubu şunu söylüyor acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini, bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onlar çocuk ne olacak ki diyorlar, ben buna dayanamıyorum, onlarında ruh dünyası var şeklinde yakınıyordu.</p>
<p>Hatta günümüzde bırakın ruhsal sorunları, 2000 yılına girdiğimiz bu günlerde, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalarda, salgın hastalıklarda, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.<br />
Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruhsal sorunlarına inebilmek, ancak eğitim ve anne baba bilinçlendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir.</p>
<p>Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması büyük oranda, anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile etkileşimi, konuşmaları, eğitim açısından vermeye çalıştıkları, ev içerisindeki tutumları,etkili olmaktadır .</p>
<p>Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde sosyal, kişilik ve mental motor gelişimin olması ve sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmaları için yapmaları gerekenler:</p>
<p>Dengeli eğitim ve yönlendirme<br />
Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği<br />
Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları<br />
Olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde davranış olarak tutarlı olmaları ve farklı farklı tepki vermemeleri<br />
Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması<br />
Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması<br />
Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları<br />
Yapılan yanlışları sadece kızarak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları<br />
Onlara değer vermeleri<br />
Kişilik yapılarına saygılı olmaları<br />
Onlara söz hakkı tanımaları<br />
Sevildiklerini hissettirmeleri<br />
Onlara güven duygusunu aşılamaları<br />
Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri<br />
Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları<br />
Kendi psikolojik çatışmalarını çocuklara yansıtmamaları ile daha sağlıklı çocuk yetiştirme mümkün olacaktır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelişme geriliği talasemi habercisi olabilir.</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 07:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-2 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[2-4 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[4-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[geriliği]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[talasemi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2897</guid>
		<description><![CDATA[
Talasemi genellikle bir yaşından önce dalak büyüklüğü, gelişme   geriliği ve ciltte soluklu gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi, Akdeniz   ülkelerindeki ırklarda görülen ve çocuğa anne-babadan kalıtımsal olarak   geçen bir çeşit &#8221;kansızlık&#8221; hastalığı.
Anne ve babanın  genlerindeki bozukluğun neden olduğu talasemiden  korunmak için akraba  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><img title="akdeniz  anemisi.jpg.widec" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/akdeniz-anemisi.jpg.widec.gif" alt="" width="298" height="396" /></h2>
<p><strong>Talasemi genellikle bir yaşından önce dalak büyüklüğü, gelişme   geriliği ve ciltte soluklu gibi belirtilerle kendini gösteriyor.</strong></p>
<p>Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi, Akdeniz   ülkelerindeki ırklarda görülen ve çocuğa anne-babadan kalıtımsal olarak   geçen bir çeşit &#8221;kansızlık&#8221; hastalığı.</p>
<p>Anne ve babanın  genlerindeki bozukluğun neden olduğu talasemiden  korunmak için akraba  evliliğinden kaçınmak ve evlilik öncesinde gerekli  testleri yaptırmak  önemli rol oynuyor.</p>
<p>Alyuvarların yapısında yer alan  &#8221;hemoglobin&#8221; maddesinin yapımındaki  kusurun kansızlığa yol açtığını  belirten Ufuk Üniversitesi Tıp  Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Çocuk  Sağlığı ve Hastalıkları  Anabilim Dalı ve Çocuk Hematoloji Bilim Dalı  Başkanı Prof. Dr. Tansu  Sipahi, &#8221;Hemoglobin molekülünde, globin  zincirlerinden bir veya  birkaçının sentez hızında azalma veya tüm  yokluk mevcuttur&#8221; dedi.  Sipahi, kansızlığı dengeleyebilmek için kemik  iliğinin alyuvarların  yapımını arttırdığını, kemik iliğinin çok  çalışması ve genişlemesi  sonucunda da özellikle yüz kemiklerinde  değişiklikler olduğunu ve yüzün  görünümünün bozulduğunu anlattı.</p>
<p>Talaseminin,  kalıtsal geçiş göstermesine rağmen önlenebilir bir kan  hastalığı  olduğunu ifade eden Sipahi, hastalığın genellikle bir yaşından  önce  solukluk, dalak büyüklüğü ve gelişme geriliği ile kendini  gösterdiğini  bildirdi. Sipahi, iyi tedavi edilemeyen hastalarda burun  kökünün basık,  elmacık kemiklerinin belirginleşerek özel yüz  görünümlerinin ortaya  çıktığını, demir birikimine bağlı olarak da kalp,  karaciğer, pankreas  gibi organlarda büyümenin olabileceğini söyledi.<br />
<strong><br />
TAŞIYICILARIN TEK YAKINMALARI HALSİZLİKTİR </strong><br />
Hastalığın anne ve  babadan gelen genlerle ilgili olduğunu, her iki gende  de mutasyon  (bozukluk) olması halinde bebeğin hasta olarak doğduğunu  belirten  Sipahi, anne veya babadan gelen bir gende bozukluk olması  durumunda  bebeğin hasta değil taşıyıcı olacağını ifade etti. Sipahi, bu  kişilerin  ilerde taşıyıcı bir kişi ile evlenmeleri halinde (özellikle  akraba  evliliklerinde) bebeğin talasemi hastası olarak dünyaya geleceği   uyarısında bulundu. Sipahi, hastalarda klinik bulguların altında yatan   genetik bozukluğun çeşidine göre değiştiğini belirterek, şunları   kaydetti:</p>
<p>&#8221;Talasemi hastalığı yakın takip gerektiren belli zaman  aralıkları  ile kan transfüzyonu yapılan ağır klinik tablodur. Bebek  doğumda iyidir,  kan tablosu normaldir. Altı ay civarına geldiğinde  hemoglobin dediğimiz  kan değerleri düşmeye başlar. Bu dönemde  genellikle çocuk hematoloji  uzmanına başvurulmadığı için demir  eksikliği anemisi düşünülerek ve  yanlış olarak gerekli tetkikler  yapılmadan demir tedavisi başlanır.  Giderek klinik daha belirgin hale  gelir. Bebekler soluk renkli, halsiz,  iştahsız ve mutsuz  görünümdedirler. Karaciğer ve dalak büyür, karın  şişer. Özel yüz  görünümleri gelişmeye başlar. Talasemi taşıyıcılığında  ise kişilerin  tek yakınmaları halsizliktir. Bazen tesadüfen yapılan kan  sayımları  sonucunda teşhis konur, bazen de halsizlik nedeniyle yapılan  tetkikler  sonucunda kansızlık saptanır. Tüm dünyada 250-270 milyon  civarında  talasemi taşıyıcısı olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde  taşıyıcı  sıklığı yüzde 2.1 (1 milyon 400 bin) olarak hesaplanmaktadır.&#8221;</p>
<p><strong>AKRABA  EVLİLİĞİNE DİKKAT </strong><br />
Hastaya kesin tanı konulmasının ardından  aileye talasemi hastalığı  hakkında bilgi verilmesi, bunun geçici bir  durum olmadığı, ömür boyu  çocuk hematoloji uzmanınca izlenmesi  gerektiğinin anlatılmasının çok  önemli olduğunu vurgulayan Sipahi,  hastalara 2-6 hafta aralarla  konsantre kan verilerek kan değerlerinin  yükseltildiğini belirtti.  Sipahi, ancak verilen kanın hastaların kan  demir düzeylerini  yükselttiğini ve toksik maddenin kalp kası,  karaciğer, dalak, pankreas,  beyin, troid ve paratroid gibi endokrin  organlarda birikip istenmeyen  yan etkilere neden olabileceğini söyledi.</p>
<p>Demir birikimini ve toksisiteyi engelleyebilmek için demir bağlayan   ajanların uygulandığını ifade eden Sipahi, &#8221;Dalağın aşırı büyümesi   nedeniyle verilen kan dalakta yıkılmaya başlarsa dalak çıkarılması   ameliyatı gerekebilir. Hastalara bir diğer tedavi yöntemi de kemik   iliği  transplantasyonu uygulanmasıdır. HLA uyumlu bir kardeşi olan tüm   hasta çocuklara kemik iliği transplantasyonu olanağı önerilmelidir. Kök   hücre nakli çalışmaları da başarılı sonuçlar vermektedir&#8221; diye  konuştu.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>http://www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görme Problemlerinin Saptanması</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 06:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Görme]]></category>
		<category><![CDATA[Problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[Saptanması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2883</guid>
		<description><![CDATA[
Çocuklar eğer  gözlerinden bir şikâyetleri varsa, bunu nadir olarak anne babalarına  söyleme yetisine sahiptirler. Eğer görmeleri bizim normal olarak kabul  ettiğimiz şekilde değilse bunun başkalarının görmesinden farklı  olduğunun bilincinde değillerdir. Bir görme sorunu olduğunu doktora  bildirmek sıklıkla anne babanın gözlemleri sonucunda olabilir. O yüzden  aşağıda yer alan ve &#8220;doktora [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuklarda_gorme_problemi" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuklarda_gorme_problemi.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>Çocuklar eğer  gözlerinden bir şikâyetleri varsa, bunu nadir olarak anne babalarına  söyleme yetisine sahiptirler. Eğer görmeleri bizim normal olarak kabul  ettiğimiz şekilde değilse bunun başkalarının görmesinden farklı  olduğunun bilincinde değillerdir. Bir görme sorunu olduğunu doktora  bildirmek sıklıkla anne babanın gözlemleri sonucunda olabilir. O yüzden  aşağıda yer alan ve &#8220;doktora bildirin&#8221; anlamına gelen belirti ve  bulgulara karşı uyanık olun ve geç kalmayın!<br />
• İyi görme  konusunda gözle görülür bir yetersizlik. Genellikle sakarlık (normal  çocuk sakarlığının ötesindedir; ve tökezleme ya da nesneleri yakın  çevrede olsalar bile iyi görememe veya fark edememe bunun bir  işaretidir.<br />
• Güneş ışığıyla bağlantılı olmasa bile sürekli  gözlerin kısılması ya da bir şey görmeye çalışırken yüzün buruştum  iması. (Bunların görüş bozukluğuyla ilgili olmayan tavırlar olabileceği  de aklınızda bulunsun.)<br />
• Uykuyla ilgisiz bir şekilde sürekli  gözlerin ovuşturulması (eğer bir çocuğun uykusu gelmişse gözlerini  ovuşturması normaldir). Bu kaşınan ve yanan gözlerin bir işaretidir.<br />
• Işığa karşı aşırı hassasiyet (örneğin loş bir odada ışık açıldığı  zaman rahatsız olup gözlerini kısıyorsa bu bir göstergedir) ya da gözünü  dikerek ışığa bakmak.<br />
&#8221; Ağlamakla ilgili olmayan aşırı bir göz  yaşarması.<br />
• Gözlerin şişmesi, kızarması ya da ça-paklanması (göz  kapaklan sabahlan çapaktan kapanabilir) ya da sarımtırak-beyaz ya da  sarımtırak yeşil bir akıntı (bir enfeksiyon işaretidir); göz  kapaklarının şişmesi.<br />
• Zıplıyormuş ya da dans ediyormuş gibi  ritmik olarak hareket eden ya da dışarı defni fırlamış gibi görünen  gözler.<br />
• Daha iyi görebilmek için başın sürekli bir yöne doğru  eğilmesi.<br />
• Uzaktaki nesnelere bakarken vücudun dik ya da açılı  tutulması.<br />
• Rahatsız bir şekilde sürekli olarak far gözün  kapatılması (bir gözü kapatarak dünyanın tek gözle nasıl göründüğünü  karşılaştırmak amacıyla değil).<br />
• Kitapları, oyuncakları ve diğer  nesneleri daha iyi görebilmek için yüze yakın tınmak, sürekli olarak  televizyona çok yakın oturmak (her ne kadar bir görme sorunu&#8211;dan çok  nesneleri yakından görmeyi eğler-celi bulmakla ilgili olsa da).<br />
•  İyi görmeyi gerektiren bütün faaliyetlerden kaçınmak (kitaplara bakmak  gibi).<br />
• Çapraz ya da uyum içinde hareket eı-meyen gözler<br />
•  Bazen büyüklükleri eşit olmayan göz bebekleri (gözlerin merkezindeki  küçük açıklıklar) (bunlar kısık ışıkta büyüyüp, aydınlıkta küçülerek  eşzamanlı hareket etmelidirler) ya da siyah yerine beyaz görünen göz  bebekleri.<br />
• Çift görme, sürekli baş ağrıları, yakın çalışmadan  sonra mide bulantısı ve/veya bas dönmesi (televizyon seyretmek ya da  kitabi bakmak gibi). Sadece daha büyük ve konuşkan çocuklar bu  semptomları fark edebilmenizi sağlarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağız Nezlesi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 11:42:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Nezlesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2871</guid>
		<description><![CDATA[Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yapılırken mukozayı örseleyecek ölçüde aşırıya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağrılıdır.
Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağrıyan ağzından dolayı huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yapılırken mukozayı örseleyecek ölçüde aşırıya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağrılıdır.<br />
Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağrıyan ağzından dolayı huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde kaybolabilir. Ağzı gargarayla temizlemek hem ağrıyı azaltması, hem de ikincil enfeksiyonları engellemesi bakımından yararlı olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek Yemeyen Çocuklarımıza Neler Yapmalıyız?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 11:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ne Yapalım?]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarımıza]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[Yapmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemeyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2868</guid>
		<description><![CDATA[- İlk başta bilmemiz gereken; öncelikle çocuğa  sofrada yemek yemesi için zorlamada bulunmamalıyız. Tüm çocukların kendine özgü yemek yeme sınırı olduğundan  dolayı çocuk daha fazlasını istese de yiyemez. Kesinlikle çocuğun yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın aksi takdirde çocuk kendisine fazla gelen besini  çıkartabilir.
- Tüm çocukların büyüme oranıyla alakalı olarak yemek yeme kapasitesi vardır.  Mesela ; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- İlk başta bilmemiz gereken; öncelikle çocuğa  sofrada yemek yemesi için zorlamada bulunmamalıyız. Tüm çocukların kendine özgü yemek yeme sınırı olduğundan  dolayı çocuk daha fazlasını istese de yiyemez. Kesinlikle çocuğun yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın aksi takdirde çocuk kendisine fazla gelen besini  çıkartabilir.</p>
<p>- Tüm çocukların büyüme oranıyla alakalı olarak yemek yeme kapasitesi vardır.  Mesela ; zaman ilerledikçe önceleri alınan yiyecek miktarında azalma görülebilir. Buluğ ve ergenlik zamanlarındaysa yemek yeme isteği tekrardan artabilir.</p>
<p>- Besin vaktinden önce çocuğa verilen çikolata, şeker ve cips gibi  abur cubur yiyecekler de  çocuğun yemek yeme isteğini engelleyebilir. Fakat, çocuk acıktığı zaman yemek vaktini beklemeden ona yiyeceği kadar yemeği vermemiz gereklidir.  Çocuk acıktığı halde ısrar ederek yemek vaktini bekletmek onun iştahının kaybolmasına sebep olabilir. Yemeği halen hazırlanmamış çocuğa alması gereken besinlerden biraz verilerek iştahının gitmemesine destek olunabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dahiliğin sırrı: Anne sütü</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 06:26:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-2 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Öncesinde Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[önemli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sütünün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2853</guid>
		<description><![CDATA[
Anne sütünün bebek için en önemli  gıda olduğunu vurgulayan uzmanlar, dahilerin, bir ile 2 yaş arasında  anne sütü alan bebekler arasından çıktığını söylüyor.
Samsun Kadın Doğum ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.  Şükrü Arslan, &#8221;dahi çocuklar bir ile 2 yaş arasında anne sütü alan  bebekler içinde çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="guzel_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/guzel_bebek.jpg" alt="" width="364" height="273" /></p>
<p><strong>Anne sütünün bebek için en önemli  gıda olduğunu vurgulayan uzmanlar, dahilerin, bir ile 2 yaş arasında  anne sütü alan bebekler arasından çıktığını söylüyor.</strong></p>
<p>Samsun Kadın Doğum ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.  Şükrü Arslan, &#8221;dahi çocuklar bir ile 2 yaş arasında anne sütü alan  bebekler içinde çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne sütü almayan  inek sütü ya da hazır mamalarla beslenen çocuklar içinde zeka puanı 130,  140&#8242;ın üzerinde olan dahi çocuklar çıkmadığı görülmüştür&#8221; dedi.</p>
<p>Anne sütünün her bebeği 6. ayın sonuna kadar bütün her şeyiyle  besleyebilecek özelliği bulunduğunu, dolayısıyla anne sütü alırken bir  bebeğin su dahil başka herhangi bir ek gıda almasına gerek olmadığını  söyleyen Arslan, &#8221;Anne sütü 6. ayın sonuna kadar içindeki suyu, yağı,  şekeri ile protein oranları, vitaminleri, mineralleri ile bebeği tam  olarak besler. Anne sütü alan bir bebek aynı zamanda daha huzurludur ve  daha zeki olur. Anne sütü almış bin bebeğin baş çevresi, boyu, kilosu  belli bir oranda artar ve bebek büyür&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yapılan araştırmaların anne sütünün üstün özelliklerini ortaya  koyduğunu, anne sütü ile beslenen bebeğin sağlıklı geliştiği ve  hastalıklara karşı daha dirençli olduğunun belirlendiğini anlatan  Arslan, anne sütünün zeka üzerindeki etkisinin de artık araştırmalarda  açıkça ortaya konulduğunu vurguladı.</p>
<p>Anne sütü ile beslenen bebeklerin, mama ile beslenen bebeklere göre  zeka puanlarının daha yüksek olduğunun tespit edildiğinin altını çizen  Arslan, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Bir yaşını doldurmuş bebeklerin anne sütüne çok fazla ihtiyaçları  yoktur, çünkü ek gıdaya başlanmıştır. Bir-iki yaş arasında bebeklerin  anne sütüne devam etmelerinin iki faydası vardır. Birincisi anne ile  bebek arasındaki duygusal ilişki devam eder, ikincisi bebeklerin zeka  puanı yükselir. Bir yaş ile 2 yaş arasında anne sütü alan bebekler  içinde dahi dediğimiz çocuklar çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne  sütü almayan inek sütü ya da hazır mamalarla beslenen çocuklar içinde  zeka puanı 130, 140&#8242;ın üzerinde dahi çocuklar çıkmamıştır.&#8221;</p>
<p><strong>ANNE SÜTÜ VE MAMA</strong><br />
Annenin bebeğini ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemesi gerektiğini,  anne sütü almasına rağmen istenilen kiloya ulaşmayan bebekte, mamaya  başlamak yerine enfeksiyonlardan şüphelenilmesi gerektiğini ifade eden  Arslan, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Bir annenin kendi sütü bebeğine herhangi bir zarar vermez. Zaten  doğada da bunu görüyoruz, yavrulayan bir koyun kuzusuna kendi sütünü  veriyor, yavrulayan bir at kendi tayına kendi sütünü veriyor, dışarıdan  bir başka besin aramıyor. Biz de bir bebek dünyaya getiriyoruz, anne  sütünün dışında bir besin aramak doğru değildir. Zorunlu hallerde,  örneğin annenin belirli hastalıklarının bulunması, ruh hastası olması  dışında anne sütünün kısıtlandığı herhangi bir durum yoktur. Anne sütü  almasına rağmen bebeğin kilosu yetersizse, kilo almasıyla ilgili  sorunlar varsa mutlaka bir çocuk uzmanına görünmelidir. Bizim idrar yolu  enfeksiyonu dediğimiz ya da orta kulak iltihabı dediğimiz, ya da şuanda  tespit edemediğimiz başka bir enfeksiyon olabilir. Çocuk kendi  hastalığına bu enerjiyi harcadığı için emdiği sütü büyüme olarak  kullanmayabilir. Dolayısıyla bebeğin durumuna bakılır, tahlilleri  yapılır. Böyle bir hastalık varsa ortaya konur, bu hastalıklar tedavi  edilir. Tedavi edildikten sonra da anne sütünden almış olduğu enerjiyi  büyüme olarak kullanır.&#8221;</p>
<p><strong>İLK 6 AY MUTLAKA VERİLMELİ</strong><br />
Bebek mamaları, inek veya keçi sütünün doğumda annenin kaybedildiği,  anne sütü veremeyecek kadar hasta olduğu, bazı ilaçları kullanmak  zorunda kaldığı durumlarda kullanılabileceğini ifade eden Arslan, &#8221;Anne  sütü varsa, bebeğin boyu büyümüyor, kilo almıyor diye hazır mamalara  geçmek ya da inek sütüne geçmek doğru değildir&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Arslan, her annenin anne sütü konusunda bilinçli  olması gerektiğini, &#8216;&#8217;sütün yetmiyor, yaramıyor&#8221; endişelerinin doğru  olmadığını, annelerin bebeklerini mutlaka en azından ilk 6 ay, yararları  saymakla bitmeyecek anne sütü ile beslemeleri gerektiğini vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek Problemi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 07:04:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Görülen]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2847</guid>
		<description><![CDATA[
Bebeklerde Görülen Yeme Bozuklukları
Beslenme her insan için yaşamını devam ettirebilmesi için en önemli  fizyolojik ihtiyaçlardan bir tanesidir. Yalnız, beslenme yolu ve şekli  bebeklerde fizyolojik ihtiyaçtan fazlasını ifade eder. Yeni doğmuş bir  bebeğin duygularını sözel ve/veya davranışsal olarak ifade etmesi  imkansız olduğu için beslenme aynı zamanda onun için insan  ilişkilerindeki ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuk_yemek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuk_yemek.jpg" alt="" width="300" height="301" /></p>
<p><strong>Bebeklerde Görülen Yeme Bozuklukları</strong><br />
Beslenme her insan için yaşamını devam ettirebilmesi için en önemli  fizyolojik ihtiyaçlardan bir tanesidir. Yalnız, beslenme yolu ve şekli  bebeklerde fizyolojik ihtiyaçtan fazlasını ifade eder. Yeni doğmuş bir  bebeğin duygularını sözel ve/veya davranışsal olarak ifade etmesi  imkansız olduğu için beslenme aynı zamanda onun için insan  ilişkilerindeki ilk adımı atması, kendisini ifade etmesi, duygusal bağ  kurması açısından önem taşır. Bu yaşlarda beslenme ile ilgili yaşanan  problemler ileride fizyolojik problemlere yol açacağı gibi duygusal,  ilişkisel, psikolojik problemlere de yol açabilir.</p>
<p>Bebeğin ilk 2- 6 aylık beslenme süresi ilerideki ilişkilerinin  şekillenmesi açısından oldukça önemlidir.Bu donemde annenin bebeğini  emzirmesi anne ve çocuk arasındaki en önemli duygusal bağdır. Annenin  bebekle olan yakınlığı, vücut dili özellikle de göz teması çocuğun  duygusal gelişiminde önemli rol oynar. Hamilelik sonrası depresyon,  Emzirme döneminde çocukla göz temasının kurulmaması bebeklerde yemeyi  reddetme, ishal, kusma, kilo alımı problemleri olara kendini  gösterebilir. Bu durumda annenin bir uzmandan yardım alması çocuğu ile  ilişkisini sağlıklı olarak şekillendirmesi açısından önemlidir.</p>
<p>6 ay ile 3 yaş arası bebeğin ilk olarak anneden ayrılıp kendi  bireyselliğinin farkına vardığı dönemdir. Bu dönemde annenin bu  farkındalığı algılayıp bu dönemde bebeğin bireyselleşme ihtiyacına  karşılık verebilmesi gerekir. Aksi takdirde çocuk kendi varlığı yemeyi  reddederek göstermeyi deneyebilir.</p>
<p><strong>Yeme Fobisi</strong><br />
2-3 yaşından itibaren çocuğun yemek yerken öksürmesi, boğazına birşeyin  takılması, yemek yedikten sonra kusması çocukta yemek yeme ile ilgili  fobi geliştirebilir ve çocuk katı besinleri almayı reddedebilir. Bu  durumda çocuk yemek yemesi için fazla zorlamamalıdır. Püre seklinde  besinler alarak yavaş tekrar katıya dönülmesi teşvik edilebilir. Eğer bu  şekilde çözüme kavuşmuyorsa bir uzmandan yardım almak yararlı  olacaktır.<br />
<strong><br />
Pika</strong><br />
Eğer çocuk en az 1 ay besleyici besinler dışındaki maddeleri; boya,  silgi gibi; yiyorsa Pika teşhisi konulabilir. Karın ağrısı ve kansızlık  en önemli belirtileridir.  Alışkanlık haline gelirse bu davranışı  değiştirmek oldukça zor olacağı için erken teşhis ve tedavi büyük önem  taşır.  Evde çocuğun yiyebileceği toksak maddelerin kaldırılması ya da  atılması, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına daha duyarlı hale gelinmesi  önerilebilir.</p>
<p><strong>Ruminasyon Bozukluğu</strong><br />
Genellikle 1 yaşına kadar görülen bu rahatsızlık çocuğun en az 1 ay  yediklerini yuttuktan sonra tekrar ağzına getirmesi, çiğnemesi ve tekrar  yutması olarak tanımlanabilir.Bu duruma sebep olan herhangi bir   fizyolojik rahatsızlık yoksa bilişsel gelişim bozukluklarından şüphe  edilebilir.</p>
<p>Yukarıda adı, geçen tüm bu bozukluklar fizyolojik ve psikolojik destek  alınmadığı takdirde ileride fizyolojik, duygusal ve sosyal problemlere  yol açabilir. Bu nedenle bu tür bir problemin varlığı çocukta fark  edildiği anda bir uzman desteğine baş vu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz sizi duyabiliyor mu?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 06:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[duyabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2831</guid>
		<description><![CDATA[
Dünya Sağlık Örgütü verilerine  göre, dünyada 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de her yıl  dünyaya gelen 1.300.000 bebeğin 2.000’i işitme kaybı ile doğuyor.
Amerikan Hastanesi Odyoloji Uzmanı Ayşen Erdil, işitme kaybının erken  dönemde tesbit edilerek rehabilitasyona başlanmasının dil yeteneği  açısından son derece önemli olduğunu söylüyor.
Erdil, &#8220;İleri derecede işitme kaybı olan çocuklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="tatli_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/tatli_bebek.jpg" alt="" width="298" height="199" /></p>
<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine  göre, dünyada 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de her yıl  dünyaya gelen 1.300.000 bebeğin 2.000’i işitme kaybı ile doğuyor.</strong></p>
<p>Amerikan Hastanesi Odyoloji Uzmanı Ayşen Erdil, işitme kaybının erken  dönemde tesbit edilerek rehabilitasyona başlanmasının dil yeteneği  açısından son derece önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>Erdil, &#8220;İleri derecede işitme kaybı olan çocuklar 2 yaş civarında,  konuşmadığı için doktora götürüldüğünde işitme kaybı ortaya çıkıyordu.  Tek taraflı ya da hafif ve orta dereceli işitme kaybı olanlar ise ancak  okul çağında “derslerinde başarısız”, “sınıfta dalgın, dersi dinlemiyor”  gibi şikayetlerin sebebi araştırılırken teşhis ediliyordu&#8221; diyor.</p>
<p>Bebeklerin doğmadan önce de dış dünyadan gelen sesleri  duyabildiklerini belirten Ayşen Erdil, şöyle devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Doğduklarında ise seslere, özellikle insan sesine karşı çok  hassastırlar. Üç aylıkken seslere gülücükle tepki vermeye, 6 aylıkken  “agu” lara başlarlar. İşitmeyen bebekler bu gelişme safhalarından  geçerken, kısıtlı ipucu alacak ve çevreleri ile iletişim kurmakta  zorlanacaktır. İşitme kaybının erken dönemde tesbit edilmesi ve  rehabilitasyona başlanması bebeklerin dil yeteneği ve lisan becerilerini  kazanabilmesi yani konuşabilmesi için gereklidir. İleriki hayatlarında  eğitim, çevreye uyum, zeka, öğrenme becerileri, sosyal ve duygusal  gelişim için işitme duyularının doğuştan itibaren normal seviyede olması  gerekmektedir.</p>
<p><strong>DOĞUMDAN SONRA İŞİTME TARAMA TESTLERİ YAPILMALI</strong><br />
Hayatın ilk aylarında işitmeyen bebeğin davranışları işiten bebekle  aynıdır. Uyur, acıkınca, gazı olunca ağlar. Bu erken dönemde bebeğin  işitmesinin normal olup olmadığı ancak özel cihazlar kullanılarak  yapılan özel testlerle mümkün olmaktadır. Yenidoğan işitme tarama  testleri hangi bebeğin ilave işitme testlerine gereksinimi olduğunu  ortaya çıkartmak için yapılan bir ön eleme testidir. Günümüzde bu  testler mümkün olduğunca doğumdan 12 saat sonra bebek henuz hastanede ya  da doğumevindeyken yapılmaktadır. İlk etapta Otoakustik emisyon (OAE)  ve ABR yada BERA (işitsel beyin sapı tepkisi) adı verilen iki farklı  teknik kullanılmaktadır. Çok kısa sürede uygulanabilen ve objektif  verilere dayanan bu testlerin güvenilirliği oldukça yüksektir. Bebeğin  işitmesi kulağına verilen sabit bir ses seviyesinde ölçülür ve “geçti”,  “geçmedi” şeklinde değerlendirilir.</p>
<p>Tarama testlerinden geçemeyen bazı bebeklerin işitmesi normal  olabilir ancak ileri derecede ve kalıcı işitme kaybı olma ihtimali de  mevcuttur. Bu olasılığa karşı tarama testinden geçemeyen her bebeğin  tekrar kontrol edilmesi ve ileri testlerin yapılması gereklidir. İleri  testler ile her iki kulağında işitme seviyesi derecelendirilir, kaynağı  tesbit edilir ve buna göre tedavi ya da rehabilitasyonu planlanır. Bebek  üç aylık olduğunda bu testlerin tamamlanmış olması en ideal durumdur.&#8221;</p>
<p><strong>BİR YAŞ CİVARINDA İLK KELİMENİN SÖYLENMESİ LAZIM</strong><br />
İşitme kaybının erken tesbit edilmesi durumunda, bebeğin gelişimi  açısından önemli adımlar atılabileceğini vurgulayan, aileye, uzmanlara  ve eğitimcilere sorumluluk düştüğünü söyleyen Erdil, ailelere şu  uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>&#8220;Aileye yeni katılan bir bebek tüm aile için yepyeni bir deneyimdir.  Aile fertleri için heyecanla beklenen bir bebekte, işitme kaybı  olduğunun öğrenilmesi çok farklı duygulara sebep olacaktır. Bu  beklenmedik durumun sebebi, sonraki gelişimi, takip edilecek yol, hedef  ve amaçlar gibi pek çok konuda doktor, odyoloji uzmanı ve eğitimcilerden  yardım almak gerekecektir. Gelecek günlerde anne ve baba bebeğin en iyi  eğitmeni olacaktır. Bu nedenle onların konuyu etraflıca öğrenmeleri  rehabilitasyon programının çok önemli bir unsurudur. Yenidoğan  işitme-tarama testinden geçse dahi çocukta daha sonra işitme kaybı  gelişme ihtimali gözden kaçmamalıdır. Konuşmadaki gecikme, yani 1 yaş  civarında ilk kelimenin söylenmemesi durumunda yenidoğan işitme  taramasından geçmiş olsa dahi ileri işitme testlerinin yapılması  gerekmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun dil ve konuşma gelişimini  iyi gözlemleyip, şüphelendikleri durumda uzmana başvurmasında yarar  vardır.&#8221;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24928122/" target="_blank">www.ntvmsnbc.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağır çanta çocukta kamburluk yapar mı?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 06:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çanta]]></category>
		<category><![CDATA[Kamburluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2820</guid>
		<description><![CDATA[
Ağır çanta veya ders çalışma pozisyonunun çocukta omurga eğriliği  veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde ailelerde yaygın bir inanış var.
Omurga, sağlıklı yaşam ve hareket için vazgeçilmez bir yapı. Omurga,  başı sağa sola döndürmek, yere eğilip bir şey alabilmek gibi temel  hareketleri sağlıyor ve iç organları koruyor.
Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan bazı omurga sorunları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="okul_cantasi" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/okul_cantasi.jpg" alt="" width="298" height="447" /></p>
<p>Ağır çanta veya ders çalışma pozisyonunun çocukta omurga eğriliği  veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde ailelerde yaygın bir inanış var.</p>
<p>Omurga, sağlıklı yaşam ve hareket için vazgeçilmez bir yapı. Omurga,  başı sağa sola döndürmek, yere eğilip bir şey alabilmek gibi temel  hareketleri sağlıyor ve iç organları koruyor.</p>
<p>Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan bazı omurga sorunları, anne  babaların endişelenmesine neden oluyor.</p>
<p>Özellikle ağır çanta veya ders çalışma pozisyonlarının çocukta omurga  eğriliği veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde inanışı değerlendiren  Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof.  Dr. Ufuk Talu, çocuklarının omurga sağlığı hakkında endişelenen  anne-babaları şöyle uyarıyor:</p>
<p>“Günlük yaşamdaki sırt, boyun, bel pozisyonları omurga eğriliğine  neden olmaz. Aynı şekilde ağır çanta taşımak da eğrilik yapmaz ama bel,  sırt, boyun ağrılarına neden olur. Kötü pozisyonda ders çalışıyor diye  sağlıklı bir çocuğun omurgasında kamburlaşma veya skolyoz şeklinde  eğilme gelişmez. Bunların hepsi bilimsel araştırmalarla açıklığa  kavuşturulmuş durumda.”</p>
<p>Omurganın esneklik sağladığını, yürürken gövdeye destek olduğunu,  bacaklar, baş ve gövde arasında köprü görevi yaptığını belirten Prof.  Talu, çocuklardaki omurga eğrilikleri, kamburluk ve omurga sorunlarının  tedavileri hakkında merak edilen soruları ise şu şekilde yanıtlıyor:</p>
<p>&#8220;Omurga, tüm iskelet sisteminin ana gövdesini leğen kemiği ile  beraber oluşturuyor. Omurgada 30’dan fazla omur denilen kemiksel yapılar  var, bir yandan hareketi gerçekleştirip, bir yandan hayati önem taşıyan  yapıları, organlarımızı koruyorlar. En önemli görevlerinden biri  omuriliğimizi koruması. Kalp ve akciğer gibi organlarımızı da koruyor.  Karın bölgemizdeki organlara da mekanik bariyer oluşturuyor. Omurgadaki  fonksiyonel birimler, iki omur, aradaki disk ve bağlardan oluşuyor.  Fonksiyonel birimlerin her biri diz, kalça eklemi gibi davranıp, hareket  ediyor. Omurgadaki bu fonksiyonel birimler ve hareketlerin tümü  birbirine eklendiğinde, daha geniş hareketler yapmamızı sağlıyor.</p>
<p><strong>OMURGADAKİ DOĞUMSAL SORUNLAR NELERDİR?</strong><br />
Fazla ya da eksik omur oluşumu veya anormal yapıda omur gelişimi gibi  ciddi, doğumsal omurga anomalileri görülebiliyor. Bu aksama veya anormal  gelişim anne karnında, gebeliğin ilk 4-6 haftasında, oldukça erken  ortaya çıkıyor, annelerin bir bölümü bu dönemde gebeliğinin farkında  bile olmayabiliyor. Omurga altıncı haftada şekilleniyor; genetik  hastalık, ilaca, ışına maruz kalmak gibi faktörlerle omurgada doğumsal  şekil bozukluğuna neden olabiliyor. Bazen bebek doğduğu anda anormal  omurga yapısının farkına varılabiliyor, bazen ise çocuk büyüdükçe  belirginleşip bulgu veriyor. Hafif eğrilikler veya anomaliler gelişme  çağına gelinceye kadar fark edilemeyebiliyor.</p>
<p><strong>KIZLAR DA MI ERKEKLERDE Mİ DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR?</strong><br />
Doğumsal omurga anomalileri ve doğumsal omurga eğrilikleri kız ve  erkeklerde eşit oranda görülüyor. Yani binde bir oranında. Aslında  omurga eğriliklerinin, yani skolyozun yüzde 90 gibi büyük bir bölümü,  tamamen sağlıklı ve normal çocuklarda ergenlik çağında, hızlı büyüme ve  gelişme çağında ortaya çıkıyor. Aile ve öğretmenler fark edebildiği  gibi, kişinin kendisi de anlayabiliyor. Bu tip skolyozun sebebi halen  anlaşılamamış durumda. Genellikle 10 yaş sonrasında ortaya çıkan  skolyozun hafif boyutta olan ve artmayan tipleri erkek ve kız  çocuklarında eşit derecede ortaya çıkarken, ilerleyen ve ciddi boyutlara  ulaşıp tedavi gerektiren skolyoz, kız çocuklarında 3-4 kat daha fazla  görülüyor.</p>
<p><strong>OMURGA EĞRİLİĞİ KOLAY ANLAŞILIR MI?</strong><br />
Omurga eğriliği dediğimiz skolyozda, sağa sola eğrilik, kamburlaşma,  omuzlarda asimetri, gövdenin arkasında kıllanma, gamzeleşme oluşuyor.  Eğer gamzeleşme belde ve sırtta oluşuyorsa, omurganın doğumsal  anomalisini düşünmek gerekir. Anne babaların akılda tutmaları gereken en  önemli şey şu: Kendi ailelerinde doğumsal ya da sonradan ortaya çıkan  omurga eğriliği var mı düşünmeleri, bakmaları gerekiyor. Skolyoz genetik  hastalık olmasa da, ailede varsa çocuklarda görülme riski artıyor.  Doğumsal hastalık yoksa, kızlarda 11-12 yaş civarında dikkatli olmak  faydalı. Annelerin çocuklarının omurgasını, sırtını, belini çıplakken  incelemelerinde fayda var. En ufak bir asimetri veya şüphe durumunda  konunun uzmanı bir hekime danışılmalı.</p>
<p><strong>DERS ÇALIŞMA POZİSYONU KAMBURLUĞA YOL AÇAR MI?</strong><br />
Günlük yaşamdaki sırt, boyun, bel pozisyonları omurga eğriliğine neden  olmaz. Aynı şekilde ağır çanta taşımak da eğrilik yapmaz ama bel, sırt,  boyun ağrılarına neden olur. Kötü pozisyonda ders çalışıyor diye  sağlıklı bir kişide omurgada kamburlaşma veya skolyoz şeklinde eğilme  gelişmez. Bunların hepsi bilimsel araştırmalarla açıklığa kavuşturulmuş  durumda. Kız çocuklarda meme büyüklüğü utanmaya, omurganın duruşunu  bozmaya yol açabiliyor. Omurgaya ait duruş şekli normal kabul edilen bir  yelpaze içinde, aynı boy ve kilo gibi, kişiden kişiye, aileden aileye  değişebilir. Kimi insanın duruşu diktir, kimi insan da biraz daha kambur  durur. Kiminin bel çukuru daha belirgindir. Tüm bunlar boy, saç, göz  rengi gibi kişiye özel ailesel özelliklerdir. Kimsenin duruşu bir  diğerine benzemez.<br />
<strong>KAMBURLUĞUN ÖLÇÜSÜ NEDİR?</strong><br />
Sağlıklı bireylerde, omurgaya önden arkaya doğru baktığımızı düşünecek  olursak, en fazla 10 derece eğrilik olabilir ve normal karşılanabilir.  Omurgaya yandan baktığınızda ise normal veya fizyolojik olarak kabul  ettiğimiz bazı eğrilikler var; bunlar omurga için şart, çünkü bu  eğrilikler sayesinde esnek oluyor, rahat hareket edebiliyoruz. Skolyoz  Araştırma Cemiyeti’nin sonuçları ve kriterleri çerçevesinde omurga  eğriliklerini ölçüp, değerlendiriyoruz. Ölçümler uygun çekilmiş  filmlerde ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığında hata payı yok  denecek kadar az oluyor. Kamburluk ya da sırtın dışa kavisi 20-40 derece  arasındaysa normal olduğu konusunda görüş birliği var. Bazı durumlarda  50 dereceye kadar da normal kabul edilebiliyor ancak sırtımızda 50  dereceden fazla kamburluk olması hemen daima anormaldir.</p>
<p><strong>EĞİK OTURMAK KAMBURLUK YAPAR MI?</strong><br />
Bazı insanların duruşu kamburumsu olabildiği gibi, bazılarının da bel  çukuru fazla oluyor. Ayakta dursak da otursak da omurganın ağırlık  merkezi, omurganın bir hayli önünde olduğu için, kimse otururken veya  ayakta dimdik duramaz, bunun için normalden fazla güç harcamak lazım ki,  bu da insanı yorar. Omurganın normal duruşu zaten öne doğrudur.  Bazılarının duruşu daha dik oluyor ama uygun oturmazsak, belimize destek  vererek arkaya doğru yaslanmazsak, kısa süre içinde duruşumuz bozulur,  hafif kamburlaşıp çökeriz, bu hepimiz için geçerli. Sırtımızdaki bağlar  ve kaslar bizi dik tutmaya çalışıyor ama sürekli dik duramayız.</p>
<p><strong>KAMBURLUK TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</strong><br />
Aşırı kifoz (kamburluk) için cerrahi tedavi gerekebilir. Doğumsal  kifozlar tehlikelidir, gelişimsel kifozlar ise ciddi ağrı ve kozmetik  soruna neden olmazsa egzersizlerle izleniyor. Skolyoz kızlarda yüzde 2-3  oranında görülüyor, genelde 20-25 dereceyi geçmiyor, ilerlemiyor. Ama  bin kız çocuğundan bir veya ikisinde, erkeklerde ise 3-4 binde bir,  büyük boyutlara ulaşan ve hızlı ilerleyen omurga eğrilikleri ve skolyoz  ile karşılaşılıyor. Bu durumda ağrı yapmasa bile ciddi kozmetik sorun  oluyor, omuzlar sarkıyor, göğüs kafesi eğiliyor. İlerlemesi kontrol  edilemezse karın içi, göğüs kafesindeki organlara yer kalmadığından  çarpıntılar, sıkışmalar oluyor.</p>
<p>Ciddi eğrilik varsa tedavi gerekiyor. Var olan eğriliğin giderek  artma riskine karşı, hastanın yaşı uygunsa korse tedavisi öneriliyor.  Cerrahi dışındaki tek seçenek bu ancak hastanın yaşının küçük olması,  henüz gelişme çağının başında olması gerekli. Korse çok zahmetli, 16-23  saat takmayı gerektiren, uygun adaylarda kullanıldığında yüzde 50 başarı  şansı olan bir tedavi. Omurga eğriliğini düzeltmiyor ama eğriliği  saptadığımız noktada tutmaya yarıyor, ilerlemesini engelliyor. Eğrilik  buna rağmen ilerlerse, korse için hastanın yaşı veya eğrilik tipi,  boyutu, yeri uygun değilse cerrahi tedavi dışında seçenek yok. Cerrahi  tedavi sonrasında kalıcı olarak düzelmiş ve eğrilik riskinin ortadan  kalktığı bir omurga elde edebiliyoruz. Bu ameliyatlar genelde 4-6 saat  kadar süre alıyor. Ameliyattan sonra hastalarımız ikinci günde yürüyor,  4-5 günde hastaneden çıkıyor, 3-4 haftada okula gidiyor.3-6 ayda yavaş  yavaş spora da izin veriyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon Matematik Düşmanı!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 06:58:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[Yuva Rehberim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2806</guid>
		<description><![CDATA[
Kanada&#8217;dan bir üniversitenin ilk  olma özelliği taşıyan araştırmasında, küçük yaşta aşırı televizyon  izleyen çocukların gördüğü zararlar ortaya kondu.
Küçük yaşta  aşırı televizyon izleyen çocukların daha sonraki yaşlarda matematikten  kötü notlar aldığı ve diğer çocuklar tarafından dışlandığı bildirildi.
Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının &#8220;Archives of  Pediatrics &#38; Adolescent Medicine&#8221; dergisinde yayımlanan araştırması,  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="zeki_cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/zeki_cocuk.jpg" alt="" width="298" height="229" /></p>
<p><strong>Kanada&#8217;dan bir üniversitenin ilk  olma özelliği taşıyan araştırmasında, küçük yaşta aşırı televizyon  izleyen çocukların gördüğü zararlar ortaya kondu.</strong></p>
<p>Küçük yaşta  aşırı televizyon izleyen çocukların daha sonraki yaşlarda matematikten  kötü notlar aldığı ve diğer çocuklar tarafından dışlandığı bildirildi.</p>
<p>Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının &#8220;Archives of  Pediatrics &amp; Adolescent Medicine&#8221; dergisinde yayımlanan araştırması,  katılımcılarının çok küçük yaştaki çocukların olması ve televizyonun  verdiği kesin zararları göstermesi açısından ilk olma özelliği taşıyor.</p>
<p>29-53 aylık bin 314 çocuğun katıldığı araştırmada, 8 yıl boyunca  ebeveynler çocukların ne kadar süre televizyon izlediğini belirlerken,  öğretmenler de çocukların okuldaki başarısını, sağlık ve psikososyal  durumunu değerlendirdi. Araştırmanın başındaki Linda S. Pagani, haftada  ortalama 8 saat üzerinde televizyon izlemenin çocuğun okulla  bağlantısını yüzde 7 azalttığını belirtti.</p>
<p>Doğum ile 5 yaş arasındaki dönemde, tüm zihinsel süreçler için çok  önemli olan beyindeki sinir sisteminin olgunlaşmaya başladığını, ekrana  bakmanın ise pasif zihinsel bir eylem olduğunu söyleyen Pagani,  televizyonu diğer mobilyalarla bir tutan ebeveynlerin bu durumu göz ardı  ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Araştırmaya göre, 2-4 yaşındaki çocuklarda aşırı televizyon izlemek  matematik dersindeki başarının yüzde 6, hafta sonu fiziksel aktivitenin  yüzde 13, genel fiziksel aktivitenin yüzde 9 azalmasına neden olurken,  sınıftaki diğer çocuklar tarafından dışlanma riskinin yüzde 10, şekerli  gazlı içecekler tüketiminin yüzde 9, atıştırmanın yüzde 10, 10 yılda  vücut kitle indeksinin ise yüzde 5 artmasına yol açıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukken Yapılan Spor Obeziteyi Engelliyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:02:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukken]]></category>
		<category><![CDATA[Engelliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Obeziteyi]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[Yapılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2771</guid>
		<description><![CDATA[Spor, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağlıyor ve ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önleyip geciktiriyor.
GAZİANTEP &#8211; Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/sport_enfants.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2772" title="sport_enfants" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/sport_enfants.jpg" alt="" width="250" height="373" /></a>Spor, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağlıyor ve ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önleyip geciktiriyor.</p>
<p>GAZİANTEP &#8211; Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu ihtiyacı karşılayabilmeleri çok daha zor&#8221; dedi.</p>
<p>Sporun, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağladığını, ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önlediğini ve geciktirdiğini vurgulayan Karacabey, &#8221;Spor çocukluk ve ergenlik çağında yapılması gereken en önemli etkinliktir&#8221; dedi ve şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Sporun sağlık üzerinde birçok psikolojik ve fizyolojik olumlu etkileri var. 6 yaş ve üzeri obez çocukların yüzde 50&#8217;si yetişkinlik dönemlerinde de obez olmaktalar. Bu oran çocukluk çağında obez olmayanlarda yüzde 10&#8242;a kadar düşmektedir. O halde obezite erken yaşta tespit edilmeli ve obeziteden korunmak için fiziksel etkinlikler artırılmalı. Günümüzde televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı hareketli yaşamaktan alıkoyuyor. Televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı egzersizden uzaklaştırıyor, onların obez olmasına neden oluyor. Bu olumsuzluğun önüne geçilmesinin yolu ailelerin çocuklarını spor yapmaya teşvik etmesinden geçiyor. Buna ciddi biçimde ihtiyaç var.&#8221;</p>
<p>UYGUN SPORA DOĞRU ZAMANDA BAŞLAMALI<br />
Çocuğun yapacağı sporun ve tercih edilen spora başlama yaşının da doğru belirlenmesi gerektiğine dikkati çeken Karacabey, iskelet sistemini zorlayan ağır sporlara erken yaşta başlamanın yanlış olduğunu vurguladı. Kemiklerin büyüme uçlarının zedelenmesi halinde çocuğun büyümesinin yavaşlayabildiğini ve şekil bozuklukları ortaya çıkabildiğini ifade eden Karacabey, &#8221;Örneğin yüzmeye 5-6, jimnastik, buz pateni, binicilik, kayak ve futbola 7-8 yaşında başlamak doğrudur. 10 yaşından sonra bu sporlara ek olarak voleybol, basketbol, hentbol ve dalış sporları yapılabilir. Su topu, okçuluk ve atlama sporlarına başlamak için ise 12 uygundur. Halter ve güreş gibi ağır sporlara başlama yaşı ise 15-16&#8242;dır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyada ilk: Çocuk-Ergen Başağrısı Derneği</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/31/dunyada-ilk-cocuk-ergen-basagrisi-dernegi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/31/dunyada-ilk-cocuk-ergen-basagrisi-dernegi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 07:34:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[Ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2765</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin başağrısı alanında yetkin nörologları,  son yıllarda &#8216;&#8217;sınav stresi, bilgisayar ve cep telefonu kullanımı&#8221; nedeniyle artış gösteren başağrılarının çözümü için dünyanın ilk Çocuk-Ergen Başağrısı Derneği&#8217;ni kurdu.
ANKARA &#8211; Viyana Tıp Üniversitesi Çocuk Nöropsikiyatrisi Kliniğinde ikinci başkan ve Dünya Başağrısı Cemiyeti Çocuk Başağrısı Alt Komitesinin başkanlık görevlerini yürüten Prof. Dr. Çiçek Wöber Bingöl&#8217;ün önderliğinde kurulan dernek, ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/03/Child_headache_widec.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2768" title="Child_headache_widec" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/03/Child_headache_widec.jpg" alt="" width="230" height="357" /></a>Türkiye&#8217;nin başağrısı alanında yetkin nörologları,  son yıllarda &#8216;&#8217;sınav stresi, bilgisayar ve cep telefonu kullanımı&#8221; nedeniyle artış gösteren başağrılarının çözümü için dünyanın ilk Çocuk-Ergen Başağrısı Derneği&#8217;ni kurdu.</strong></p>
<p>ANKARA &#8211; Viyana Tıp Üniversitesi Çocuk Nöropsikiyatrisi Kliniğinde ikinci başkan ve Dünya Başağrısı Cemiyeti Çocuk Başağrısı Alt Komitesinin başkanlık görevlerini yürüten Prof. Dr. Çiçek Wöber Bingöl&#8217;ün önderliğinde kurulan dernek, ilk olarak İstanbul&#8217;daki okullardan başlayarak, çocuk, ergen, öğretmen ve velilerin başağrısına karşı alacakları önlemlere yönelik etkinlikler düzenleyecek.</p>
<p>Derneğin Başkan Yardımcısı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Aynur Özge, son 30 yılda toplumların yaşam şekilleri ve çocukların kullandıkları teknolojilerin olumsuz etkileriyle çocuk-ergen yaş grubunda başağrılarının giderek arttığını bildirdi.</p>
<p>Günümüz çocuklarının kontrolsüz ve dengesiz beslenme alışkanlıklarının bulunduğunu, daha az uyuduklarını, anne babalarıyla ve diğer aile büyükleriyle kısıtlı zaman geçirdiklerini vurgulayan Özge, diğer yandan çocukların bilgisayar, cep telefonu ve diğer teknolojik cihazlarla çok fazla etkileşim halinde olduğunu söyledi.</p>
<p>Özge, Mersin&#8217;de 5 bin 562 çocuk üzerinde yaptıkları araştırmalarında ise ilkokul çağındaki çocukların yarısında, ortaokul ve lisedeki çocukların ise yüzde 73&#8242;ünde, kız çocuklarında daha sık olmak üzere baş ağrısına rastladıklarını bildirdi. Anne ve babaların yüzde 35&#8242;inin de çocuklarının baş ağrılarından haberdar olmadığını tespit ettiklerini belirten Özge, çoğu doktorun çocuk baş ağrılarının ciddiyeti hakkında güncel bilgilere sahip olmadığını söyledi.</p>
<p>&#8221;OBEZİTE ARTTIKÇA BAŞAĞRISI ARTIYOR&#8221;<br />
Türkiye&#8217;de ilköğretim çağı ve lise çağındaki gençlerin sınavlara hazırlanmak için ilkokul üçüncü sınıftan itibaren dershane, etüt ve özel dersler nedeniyle hobilerine zaman ayıramadıklarını kaydeden Özge, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Pek çok nedenden dolayı başı ağrıyan çocuk, dersleri anlamakta sıkıntılar yaşıyor.Tempoları nedeniyle hobilerden uzak kalıyor. Boş vakitlerinde ise top oynamak yerine bilgisayarda oyun oynamayı tercih ediyorlar. Bunun neden olduğu obezite arttıkça da başağrıları artıyor. Başı ağrıyan çocuk hareket etmek istemiyor ve bu bir kısır döngü oluşturuyor. Bu çocuklar fazla sayıda ve bilinçsizce ağrı kesici ilaç kullanıyor. Ağrı kesici ilaçlar da çok özel bir tür başağrısına neden oluyor. Ağrı kesici nedenli başağrıları branşımızda bizi en çok zorlayan ağrılar.&#8221;</p>
<p>Başağrılarının yalnızca çocukların yaşam kalitesi ve akademik başarılarını düşürmekle kalmadığını, aynı zamanda toplumun geleceğini de tehdit ettiğini belirten Özge, &#8221;Gelecek nesiller başağrıları yüzünden mutsuz ve başarısız olma riski ile karşı karşıya. Eğer bugünden bir önlem alınmazsa bu çocuklar mutsuz ve sağlıklıksız bir nesil oluşturacaklar&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8221;AŞIRI STRES GELECEĞİ TEHDİT EDİYOR&#8221;<br />
Prof. Dr. Özge, tüm dünyada üzerinde durulan ve alarm verilen çocuk ve ergenlerdeki baş ağrıları üzerinde Türkiye&#8217;de de önemli bir adım atıldığını ifade ederek Prof. Dr. Çiçek Wöber Bingöl&#8217;ün önderliğinde Gazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayrünnisa Bolay, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aksel Siva, GATA Haydarpaşa Nöroloji Kliniği&#8217;nden Prof. Dr. Mehmet Saraçoğlu,  Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Psikiytrisi Anabilim Dalı&#8217;ndan Doç. Dr. Fevziye Toros&#8217;un da aralarında bulunduğu akademisyenlerin dünyanın ilk &#8221;Çocuk-Ergen Baş Ağrısı Derneği&#8221;ni kurduğunu bildirdi.</p>
<p>İstanbul merkezli olarak bu yılın Ocak ayında kurulan derneğin, okullarda öğretmenler ve ailelerden başlayan ciddi bir eğitim ve bilgilendirme çalışması ile faaliyetlerine başlayacağını belirten Özge, derneğin faaliyetleriyle ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;Dernek çalışanları ve gönüllülerin katkısı ile sağlık, eğitim ve sosyal bilimlerden konunun uzmanları ile işbirliği yapılarak başağrıları için ülkemize özel anlamlı bir baş etme stratejisi belirlenecek. SBS ve ÖSS sınavları ile tüm okul çağı çocuklarının aşırı stres altına sokulduğu ülkemizde baş ağrısı ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye&#8217;yi yönetecek gelecek nesillerin beden ve zihin sağlığını koruyarak başarılı olabilmesi için dernek, farkındalık yaratma ve toplumsal desteği sağlamaya yönelik faaliyetlerini sürdürecek.&#8221;</p>
<p>Derneğin ilk olarak İstanbul&#8217;daki okullardan faaliyetlerine başlayacağına işaret eden Özge, ardından diğer illerde de çeşitli etkinlikler yapacaklarını sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/31/dunyada-ilk-cocuk-ergen-basagrisi-dernegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum ağırlığı diyabette etkili oluyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/18/dogum-agirligi-diyabette-etkili-oluyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/18/dogum-agirligi-diyabette-etkili-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 07:43:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[diayabet]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2743</guid>
		<description><![CDATA[Doğum kilosundaki her bin gram artış, insülin eksikliğine bağlı  şeker hastalığı riskini yüzde 7 artırıyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi  Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Kültürsay, doğum  kilosundaki her bin gram artışın, insülin eksikliğine bağlı şeker  hastalığı riskini yüzde 7 artırdığını belirterek, &#8221;Çalışmalar, şeker  hastalığı gelişen kişilerde yaşamın ilk yılındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğum kilosundaki her bin gram artış, insülin eksikliğine bağlı  şeker hastalığı riskini yüzde 7 artırıyor.</strong></p>
<p><a href="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/baby.jpg"><img title="baby" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/baby.jpg" alt="" width="298" height="332" /></a></p>
<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi  Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Kültürsay, doğum  kilosundaki her bin gram artışın, insülin eksikliğine bağlı şeker  hastalığı riskini yüzde 7 artırdığını belirterek, &#8221;Çalışmalar, şeker  hastalığı gelişen kişilerde yaşamın ilk yılındaki kilo alımının da  yüksek olduğunu göstermektedir&#8221; dedi.</p>
<p>Kültürsay, gebelik döneminde sağlıklı ve dengeli beslenmenin bebeğin  normal doğum ağırlıklı doğmasını, zihinsel ve bedensel gelişimini  tamamlamasını ve çocukluk ve erişkinlikte bağışıklık sisteminin kuvvetli  olmasını sağladığını söyledi. Gebelikte iyi beslenme, tansiyon kontrolü  ile düşük doğum kilosunun önlenebildiğini ifade eden Kültürsay,  şişmanlığın Türkiye&#8217;de de ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini  belirtti.</p>
<p>Kültürsay, &#8221;Türkiye&#8217;de her dört anneden birinin şişman&#8221; olduğunu  ifade ederek, &#8221;Yeni açıklanan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması  (TNSA) 2008 sonuçlarına göre, Türkiye&#8217;de 15-49 yaş grubu 100 kadının  58&#8242;i kilolu ya da şişman, 24&#8242;ü ise obez tanımlamasına girmektedir.  Gebelik öncesinde şişman olan bir kadının gebelikte hipertansiyon ve  gebelik şekeri problemi olma olasılığı artar. Ayrıca yaşamının ileri  yıllarında da şeker hastalığı riski çok yüksektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>AŞIRI KİLO BEYİN TÜMÖRÜ RİSKİNİ DE ARTIRIYOR</strong><br />
Gebelik şekerinin, anne karnındaki bebekleri çok olumsuz etkilediğine  dikkati çeken Kütürsay, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Bebeğin organlarının gelişiminde bozukluklar, kalpte ve diğer  organlarda ciddi etkilenmeler ve anomaliler olabilir. Anne karnında ölüm  riski artar. Bebek aşırı kilolu, 4 kilodan büyük doğabilir. İri doğum  nedeniyle doğumda ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Bebeğin doğumda  sakatlanması ya da sezaryen yapılmak zorunda kalınması mümkündür. Bu  bebeklerde yenidoğan döneminde ölüm riskini artıran solunum sıkıntısı,  kan şekeri düzensizlikleri, sarılık, havale geçirme riski vardır. Yeni  çalışmalar, aşırı kilolu doğan bebeklerde beyin tümörü gelişme riskinin  de arttığını göstermiştir.&#8221;</p>
<p><strong>HER ON ŞİŞMAN ÇOCUKTAN BİRİNDE GÖRÜLÜYOR</strong><br />
Kültürsay, şişman doğan bebeklerin kilo alma hızının ilk yılda  azaldığını, ancak 6-8 yaşlarından itibaren tekrar hızlandığını  belirterek, bu çocukların 18-27 yaşta gizli şeker hastası olabilecekleri  uyarısında bulundu. &#8221;Her on şişman çocuktan birinde şeker hastalığı  geliştiğini&#8221; vurgulayan Kültürsay, &#8221;Doğum kilosundaki her bin gram  artış, insülin eksikliğine bağlı şeker hastalığı riskini yüzde 7  artırır. Çalışmalar, şeker hastalığı gelişen kişilerde yaşamın ilk  yılındaki kilo alımının da yüksek olduğunu, yani şişman doğmanın ve  bebeklikteki aşırı kilo almanın riski artırdığını göstermektedir&#8221; dedi.</p>
<p>Kültürsay, bebeklerin mutlaka anne sütü ile beslenilmesi gerektiğini,  anne sütünün birçok riski ortadan kaldırdığını vurgulayarak, şöyle  devam etti:</p>
<p>&#8221;Aşırı kilolu doğan kız bebek, ileride şişman bir anne adayı olur ve  gene şişman ve riskli bir bebek doğurur. Annede gebelik şekerinin  kontrolü için mutlaka kan şeker yükleme testlerinin her gebede yapılması  ve gerekli önlemlerin alınması gerekir. Gebelik şekeri erken tanınmalı  ve uygun şekilde kontrol altında tutulmalıdır. Mutlaka ve mutlaka  bebeklerini anne sütüyle beslemeleri ve aşırı kilo almalarını  engellemeleri gerekir. Çünkü obezite ve gebelik şekeri, nesiller ötesine  taşınabilen ama önlenebilir etkilere sahiptir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/18/dogum-agirligi-diyabette-etkili-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deterjan ve Oda Spreyi, Lösemiyi Tetikliyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/deterjan-ve-oda-spreyi-losemiyi-tetikliyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/deterjan-ve-oda-spreyi-losemiyi-tetikliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 07:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[deterjan]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[oda spreyi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2720</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı bilim adamları, evlerde temizlik amaçlı kullanılan kimyasal ürünler ile oda spreylerinin çocuklarda lösemi görülmesinin nedenlerinden biri olabileceğini bildirdi.

İtalyan La Stampa gazetesinin haberine göre, Georgetown Üniversitesindeki Lombardi Kapsamlı Kanser Merkezinde görev yapan bir grup bilim adamı, daha çok 3 ila 7 yaşlarındaki çocuklarda görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) ile evlerde temizlik için kullanılan kimyasal ürünlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikalı bilim adamları, evlerde temizlik amaçlı kullanılan kimyasal ürünler ile oda spreylerinin çocuklarda lösemi görülmesinin nedenlerinden biri olabileceğini bildirdi.</strong></p>
<p><img title="losemi" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/losemi.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>İtalyan La Stampa gazetesinin haberine göre, Georgetown Üniversitesindeki Lombardi Kapsamlı Kanser Merkezinde görev yapan bir grup bilim adamı, daha çok 3 ila 7 yaşlarındaki çocuklarda görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) ile evlerde temizlik için kullanılan kimyasal ürünlerin arasında bağlantı olabileceğini ortaya koydu.</p>
<p>Bilim adamları, araştırmada, ALL hastası 41 çocuk ve anneleri ile 41 sağlıklı çocuk ve annelerinin idrar örneklerini inceledi. Araştırmanın sonucunda hasta çocuklarda ve annelerinde, evde kullanılan birçok kimyasal üründe mevcut olan toksin maddelerin yüksek seviyede bulunduğu tespit edildi.</p>
<p>&#8220;Therapeutic Drug Monitoring&#8221; dergisinde yayımlanan araştırmada, bazı sağlıklı deneklerin tahlillerinde de rastlanılan bu maddelerin, ALL hastalarında ise daha yüksek miktarda bulunduğu vurgulandı.</p>
<p>Araştırma ekibinin başındaki Doktor Offie Soldin, hastalık ile &#8220;ev zehirleri&#8221; arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koyan verilere rağmen bunun sadece bir varsayım olduğunun altını çizdi. Soldin, bu ikisi arasında nasıl ve neden bir ilişki bulunduğunu ve özellikle de toksin maddeler içeren ürünlerin evlerdeki yüzde 85&#8242;lik yüksek kullanım oranına rağmen neden tüm bu çocuklarda hastalığın görülmediğinin açığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/deterjan-ve-oda-spreyi-losemiyi-tetikliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasta Çocuklara &#8216;Evde Eğitim&#8217; Hizmeti</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/hasta-cocuklara-evde-egitim-hizmeti/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/hasta-cocuklara-evde-egitim-hizmeti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 07:10:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[evde eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2717</guid>
		<description><![CDATA[Milli Eğitim Müdürlüğü&#8217;nce görevlendirilen öğretmenler, evde eğitim hizmeti kapsamında cildi eriten epidermolizis bülloza, talasemi, kas erimesi ve lösemi hastalığı olan 4 çocuğa eğitim veriyor.

Küçücük bedenleriyle ağır hastalıklarla boğuşan çocuklar, akranlarıyla oynayamamanın, dışarıya çıkamamanın, koşamamanın, rahat hareket edememenin üzüntüsünü &#8221;evde eğitim hizmeti&#8221;nden yararlanarak alt etmeye çalışıyor.
Evlerde hapis bir şekilde yaşamak zorunda kalan çocuklar, zil sesiyle evlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Milli Eğitim Müdürlüğü&#8217;nce görevlendirilen öğretmenler, evde eğitim hizmeti kapsamında cildi eriten epidermolizis bülloza, talasemi, kas erimesi ve lösemi hastalığı olan 4 çocuğa eğitim veriyor.</strong></p>
<p><img title="hasta" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/hasta.jpg" alt="" width="298" height="218" /></p>
<p>Küçücük bedenleriyle ağır hastalıklarla boğuşan çocuklar, akranlarıyla oynayamamanın, dışarıya çıkamamanın, koşamamanın, rahat hareket edememenin üzüntüsünü &#8221;evde eğitim hizmeti&#8221;nden yararlanarak alt etmeye çalışıyor.</p>
<p>Evlerde hapis bir şekilde yaşamak zorunda kalan çocuklar, zil sesiyle evlerine gelen öğretmenlerini görünce gözleri ışıl ışıl parlıyor. Hastalıkları nedeniyle sürekli tedavi görmek zorunda kalan bu çocuklar, yaşıtları gibi okula gidemese de evde gördükleri eğitimle derslerden geri kalmıyor.</p>
<p><strong>CİLDİ ERİYOR</strong><br />
Çocuklardan 10 yaşındaki cilt hastası Mutlugül Çalışır&#8217;ın, doğuştan deri hücreleri olmadığı için bağışıklık sistemi çok zayıf. Mutlugül&#8217;ün cildi sürekli kabarcıklar oluşuyor ve bu kabarcıklar cildinin erimesine neden oluyor. Vücudunun her yerinde sürekli yaraları olan Mutlugül, okula gidemediği için &#8221;evde eğitim hizmeti&#8221; kapsamında eve gelen öğretmen sayesinde 5. sınıf öğrencisi oldu.</p>
<p>Mutlugül&#8217;ün sınıf öğretmeni Semra Akgök, gezici öğretmen olarak görev yaptığını, rahatsızlıkları nedeniyle okula gidemeyen çocuklara evlerinde eğitim verdiğini söyledi. Sürekli hastalığı olan ve en az 6 ay boyunca evden çıkamayacak çocukların bu hizmetten yararlandığını kaydeden Akgök, Mutlugül&#8217;ün deri hücreleri olmadan doğduğunu ve bağışıklık sisteminin çok zayıf olması nedeniyle mikrop kapma olasılığının yüksek olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>&#8221;BAHÇEDE TOP OYNAMAK İSTİYORUM&#8221;</strong><br />
Vücudundaki yaralardan dolayı okula gidemediğini, evde eğitim gördüğünü belirten Mutlugül, dersleri ve öğretmenini çok sevdiğini ve her zaman ödevlerini zamanında yaptığını kaydetti. Mutlugül, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Doktorlar beni iyileştiremedi. Bu nedenle büyüyünce doktor olmak istiyorum. Doktor olduktan sonra yaralarımı ben iyileştireceğim. Ben de arkadaşlarım gibi bahçede top oynamak, onlarla koşmak istiyorum. İnşallah iyileşirim. Böyle olan başka çocukları inşallah ben doktor olup iyileştiririm. Benim gibi yaraları olan arkadaşlarımın da evine öğretmenlerin gitmesini istiyorum. Önümüzdeki yıl 6. sınıfa gideceğim. Bir sürü öğretmenin eve gelecek. Şimdiden nasıl alışacağım diye düşünüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>ÇOCUKLAR İÇİN PSİKOLOJİK DESTEK OLUYOR</strong><br />
Mutlugül&#8217;ün babası Abdurrahman Çalışır da, oğlunun doğuştan cilt hastalığının bulunduğunu, tedavisi için İstanbul ve Ankara&#8217;ya götürdüğünü, yurt dışı ile yazıştığını, ancak hastalığın çaresinin henüz bulunmadığını öğrendiklerini söyledi.</p>
<p>Eve mahkum olan çocuklarının eğitimden geri kalmaması için Mille Eğitim Müdürlüğüne başvurduklarını vurgulayan Çalışır, &#8221;Mutlugül&#8217;ün durumunda çocukları olan aileler varsa lütfen çocuklarını bu hizmetten yararlandırsınlar. Çünkü çocuklar için psikolojik destek de oluyor. Mutlugül ders gördüğü zaman çok neşeli ve sevinçli oluyor. Eve geldiğimde Mutlugül&#8217;ü mutlu görünce ben de mutlu oluyorum. Mutlugül&#8217;ün hastalığı nedeniyle üzülmemesi gerekiyor. Psikolojik destek çok önemli&#8221; dedi.</p>
<p><strong>TALESEMİ HASTASI NİDANUR</strong><br />
Hizmetten yararlanan çocuklardan biri olan talasemi (Akdeniz anemisi) hastası 2. sınıf öğrencisi Nidanur Yıldız&#8217;ın annesi Şadiye Yıldız da kızına geçen yıl Antalya&#8217;da ilik nakli yapıldığını, bu nedenle Nidanur&#8217;un hijyenik ortamlarda bulunması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Nidanur&#8217;a yapılan ilik naklinden sonra 8 aydır hiç evden çıkmadıklarını anlatan Yıldız, &#8221;Sadece doktora gitmesi gerektiği durumlarda onu çıkarıyoruz. 8 aydır evdeyim. Misafir kabul edemiyoruz. Biz bir yere gidemiyoruz. Nidanur, geçen yıl okula gidiyordu. Ancak bu yıl doktoru izin vermiyor. Bu nedenle derslerini çok seven kızımın evde eğitim almasını istedik&#8221; dedi.</p>
<p>İyileştiği zaman tekrar okula gideceğini söyleyen Nidanur, &#8221;Artık derslerimi evde alacağım. Okulu çok sevdiğim için iyileştikten sonra hemen okuluma gideceğim&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/hasta-cocuklara-evde-egitim-hizmeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen öksürüğü önemseyin</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/gecmeyen-oksurugu-onemseyin/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/gecmeyen-oksurugu-onemseyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 06:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[balgam]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl geçer]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2714</guid>
		<description><![CDATA[Nezle, grip ya da soğuk algınlığı sonrasında 7-10 gün içinde geçmeyen, kriz tarzındaki öksürük, akciğer hastalıklarından kaynaklanabilir.

Uzmanlar, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden konunun uzmanına başvurulması ve öksürük kaynağının belirlenmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İpek Türktaş, öksürüğün üst solunum yolu hastalıklarının dışında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nezle, grip ya da soğuk algınlığı sonrasında 7-10 gün içinde geçmeyen, kriz tarzındaki öksürük, akciğer hastalıklarından kaynaklanabilir.</strong></p>
<p><img title="oksuruk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/oksuruk.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>Uzmanlar, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden konunun uzmanına başvurulması ve öksürük kaynağının belirlenmesi gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p>Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İpek Türktaş, öksürüğün üst solunum yolu hastalıklarının dışında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen akciğer hastalıklarının belirtisi olabileceğini söyledi.</p>
<p>Öksürüğün, yaşamın her döneminde bazı hastalıkların tanımlanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Türktaş, 7 yaşından küçük çocuklarda öksürük şikayetinin çok sık görüldüğünü belirtti. Türktaş, bu yaşlardaki çocuklarda öksürüğün genellikle nezle, grip ve soğuk algınlığı ile kendini gösteren üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ortaya çıktığını anlattı.</p>
<p>Bu hastalıkların, doğumdan itibaren görülebildiğini, özellikle kreş döneminde artış gösterdiğini dile getiren Türktaş, üst solunum yolu hastalıklarının hiçbir şekilde üşütme, cereyanda kalma, terin sırtta kuruması gibi gerekçelerle ortaya çıkmadığını, virüs kaynaklı olduğunu ve bunun da insandan insana bulaşma şeklinde yayıldığını bildirdi.</p>
<p>Türktaş, küçük çocukların yılda 7-8 kez bu tür enfeksiyon hastalıklarına yakalanmalarının doğal olduğuna işaret ederek, &#8221;Eylül&#8217;den Mayıs ayına kadar ortalama ayda bir kere, bazen ayda iki kez nezle, soğuk algınlığı ya da grip geçirilmesi çok normaldir&#8221; dedi. Buna karşın, çocuğun enfeksiyonu hangi şiddette ve ne sürede geçirdiğinin önemli olduğuna işaret eden Türktaş, &#8221;Enfeksiyonla birlikte ortaya çıktığı düşünülen öksürük, çok hafif şiddette olmalı ve en geç 1 hafta içinde bitmeli&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>ÖKSÜRÜĞÜN KAYNAĞI BELİRLENMELİ</strong><br />
Öksürüğün kaynağına dikkat edilmesi ve bunun saptanması gerektiğini dile getiren Türktaş, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Gribal enfeksiyon sırasında ya da geçmeye yakınken başlayan ve bir hafta içinde geçmeyen, yaklaşık 2 hafta-2 ay devam edebilen, balgamlı, kriz tarzında peş peşe gelen, kimi zaman kusmaya neden öksürük astımlı çocuklarda tanı koydurmaktadır. Küçük çocuklar balgamı kusarak, daha büyükler ise yutarak vücuttan atar. Ancak balgam yapımını durduran ilaçlar kullanılmazsa bu durum devam edip gider. Öksürüğün, özellikle efor ve hızlı hareket etmeyle, terlemeyle, ağlamayla özellikle gece uykuda ortaya çıkması gibi belirtiler, öksürüğün alt solunum kaynaklı olduğunu düşündürür. Bu bulgular üst solunum yolu enfeksiyonları ve sinüzitte hiçbir zaman olmaz.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Türktaş, böyle durumlarda geç kalmadan bir an önce tanı ve tedavinin yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/gecmeyen-oksurugu-onemseyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser hastası çocukların yüzü güldü</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/kanser-hastasi-cocuklarin-yuzu-guldu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/kanser-hastasi-cocuklarin-yuzu-guldu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 06:43:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2711</guid>
		<description><![CDATA[
Güneydoğu&#8217;da çocuk onkoloji uzmanlarının olmaması nedeniyle yıllardır çocuk hastalar, batı illerine sevk edilirken, maddi durumları elvermeyen aileler ise çocuklarını eve götürüp çaresiz bir bekleyişe giriyordu.
Diyarbakır&#8217;da 5 ay önce göreve başlayan Çocuk Onkologu Dr. Serhan Küpeli öncülüğünde kurulan Çocuk Onkoloji Servisi, kanserli çocuklar için tedavi hizmetlerine başladı.
Dr. Küpeli, Türkiye&#8217;de çocuk onkolojisinin yeni bir dal olduğunu ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="kanser" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/03/kanser.jpg" alt="" width="349" height="273" /></p>
<p>Güneydoğu&#8217;da çocuk onkoloji uzmanlarının olmaması nedeniyle yıllardır çocuk hastalar, batı illerine sevk edilirken, maddi durumları elvermeyen aileler ise çocuklarını eve götürüp çaresiz bir bekleyişe giriyordu.</p>
<p>Diyarbakır&#8217;da 5 ay önce göreve başlayan Çocuk Onkologu Dr. Serhan Küpeli öncülüğünde kurulan Çocuk Onkoloji Servisi, kanserli çocuklar için tedavi hizmetlerine başladı.</p>
<p>Dr. Küpeli, Türkiye&#8217;de çocuk onkolojisinin yeni bir dal olduğunu ve kendisinin de ülke genelinde bu alanda ihtisas yapan ilk 50 doktor arasında bulunduğunu belirterek, Diyarbakır&#8217;da çocuklar için çalışmaktan mutlu olduğunu söyledi.</p>
<p>Hastanede Çocuk Onkoloji Servisi açılmadan önce hastaların Adana, Ankara ya da İstanbul&#8217;a götürüldüğünü anlatan Küpeli, &#8221;Ben Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde uzmanlık yaparken de bu bölgeden hastalar getiriliyordu. Aileler tedaviye geldiklerinde çok sıkıntı yaşıyorlardı. Şimdi artık kendi şehirlerinde tedavi olabiliyorlar&#8221; dedi.</p>
<p>Dr. Küpeli, lenfoma, böbrek tümörleri, böbrek üstü kanseri, kemik kanseri ve beyin tümörleri gibi vakaların kendilerine geldiğini ve genel anlamda buraya gelen kanserli çocukların yüzde 70&#8242;inin sağlığına kavuştuğunu ifade ederek, şunları söyledi:</p>
<p><strong>&#8220;142 ÇOCUĞA KEMOTERAPİ YAPIYORUZ&#8221;</strong><br />
&#8221;Daha önce getirilen çocuklarda, uzman doktorun olmaması nedeniyle kanser tespit edilemeyebiliyordu. Şimdi poliklinik yaparken muayene sırasında şüphelenilen çocukları takibe alarak ve gerektiğinde daha ayrıntılı incelemeler yaparak erken tanı koyabilmekte ve tedavilerini yapabilmekteyiz. Çocuklarda, 1 milyonda 150 kanser vakası &#8216;normal&#8217; kabul ediliyor. Diyarbakır ve hizmet verilen çevre illerle birlikte yaklaşık 5 milyon çocuk içerisinde kan kanserleri dahil yılda 750 çocuğa kanser tanısı konması doğal. Şimdiye kadar sadece böbrek kanseri olan 12 vaka geldi. Tedavisi yapılarak hastalıktan tamamen kurtulan kanserli çocuklar oldu, bazılarının da doku tanısı sonrasında kemoterapileri sürüyor. Tümör veya kanser nedeniyle dosya açıp takibe aldığımız veya aktif olarak kemoterapi verdiğimiz hastaların sayısı ise 142&#8242;ye ulaştı. Bu şekilde devam ettiği taktirde 14 yatak kapasiteli Onkoloji Servisi ihtiyaca cevap veremeyecek duruma gelecek.&#8221;</p>
<p><strong>ÇOCUKLAR ARTIK DİYARBAKIR&#8217;DA TEDAVİ OLUYOR</strong><br />
Daha önce 6 yaşındaki böbrek üstü kanseri hastası olan 6 yaşındaki kızı İrem&#8217;i İstanbul&#8217;da ameliyat ettiren Mardinli Fatma Karatay, yaz aylarında geldikleri Diyarbakır&#8217;da bu hastalığın tedavisi yapılmadığından kızını İstanbul&#8217;a götürdüklerini söyledi.</p>
<p>İstanbul Cerrahpaşa&#8217;daki tedaviye gidiş geliş ve konaklama gibi masraflar için 5-6 bin lira harcamaları olduğunu anlatan Karatay, &#8221;Yol parası, orada kalış, perişan olmuştuk. Kontrol sırasında tümörün yeniden geliştiğini söyleyince tedaviye Diyarbakır&#8217;da devam ettik. Şimdi çocuğumu burada tedavi etmek daha kolay&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Çocuk Hastanesi Başhekimi Atilla Yazıcıoğlu da, daha önce olumsuzluklarla gündeme gelen hastanenin, yapılan çalışmalar sonucunda ihtiyaca cevap verecek duruma geldiğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/03/11/kanser-hastasi-cocuklarin-yuzu-guldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıf bebekler daha çok hasta oluyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/zayif-bebekler-daha-cok-hasta-oluyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/zayif-bebekler-daha-cok-hasta-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 12:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anne çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ölüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf olmanın zazarları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2696</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yaşamlarında bazı hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.


Nilgün Kültürsay, bebek ölümlerinde düşük doğum ağırlığının ciddi bir risk faktörü olduğunu söyledi ve &#8221;Doğumda küçük olup sonradan hızla kilo alan ve şişmanlayanlarda şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalıkları daha sık görülür. Doğumda en zayıf olanlar metabolik sendrom, şeker hastalığı ve kolesterol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yaşamlarında bazı hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.<br />
</strong></p>
<p><img title="bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/02/bebek.jpg" alt="" width="410" height="273" /></p>
<p>Nilgün Kültürsay, bebek ölümlerinde düşük doğum ağırlığının ciddi bir risk faktörü olduğunu söyledi ve &#8221;Doğumda küçük olup sonradan hızla kilo alan ve şişmanlayanlarda şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalıkları daha sık görülür. Doğumda en zayıf olanlar metabolik sendrom, şeker hastalığı ve kolesterol açısından 18 kat daha risklidir&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p>Yenidoğan ölümlerinin çoğunluğunun ilk haftada ortaya çıktığını vurgulayan Kültürsay, yeterli sayı ve kalitede gebe muayenesi, deneyimli sağlık personeli ile güvenli doğum, annenin ve yenidoğan bebeğin ilk 24 saatte bir kez ve ilk haftada 1-2 kez kontrolünden oluşan anne-bebek bakım programı, toplumun yüzde 90&#8242;ına ulaşabildiği takdirde ilk bir aydaki ölümlerin yüzde 70<br />
azalabileceğini ifade etti.</p>
<p>Kültürsay, düşük gelir düzeyi, annenin eğitimsizliği, anne yaşının küçük veya ileri olmasının bebek ölüm riskini arttıran faktörlerin başında geldiğini belirterek, aile planlamasına ulaşamama, sık doğumlar, doğum öncesi bakım alamama ve bebeğin erken veya zayıf doğmasının da diğer önemli faktörler olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>DÜŞÜK DOĞUM KİLOSU ÇOK CİDDİ BİR RİSK</strong><br />
Kültürsay, doğum ağırlığı 2 kilo 500 gramın altında olan bebeklerin &#8221;düşük doğum kilolu&#8221; olarak tanımlandığını, normal ağırlı bir bebeğin 2 kilo 500 gramdan büyük 4 kilo 200 gramdan küçük olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Düşük kilo ağırlıklı bebeklerin bir kısmının erken doğmuş, bir kısmının ise anne karnında iyi büyüyememiş bebekler olduğunu ifade eden Kültürsay, bebeği besleyen eşte veya damarlarda yetersiz gelişmenin bebeğin beslenememesinin en sık görülen nedeni olduğunu belirtti. Kültürsay, genetik hastalıklar, doğumsal anomaliler, anne karnında geçirilen bazı enfeksiyonlar, çoğul gebelik ve annenin yetersiz beslenmesinin de diğer faktörler olduğunu bildirdi. Kültürsay, şunları<br />
kaydetti:</p>
<p>&#8221;Düşük doğum kilosu çok ciddi bir risktir. Risk faktörleri, düşük sosyoekonomik düzey, annenin çocukluğundan beri kötü beslenmesi nedeniyle kısa boylu olması, gebelikte yetersiz beslenme, anne yaşının 16&#8242;dan küçük ve 35&#8242;ten büyük olması, rahimde yapısal sorunlar, gebelikte ödem ve hipertansiyon, annede kronik hastalık varlığının yanı sıra sigara, alkol, ilaç kullanımıdır. Bu bebekler doğumda oksijensiz kalabilir. Kakasını, sıkıntılı durum, oksijen yetersizliği nedeniyle anne karnında yapabilir ve akciğerlerine kaçan kaka nedeniyle ciddi solunum sıkıntısı yaşayabilir. Yoğun bakım ünitesinde aletle yapay solutulmaları gerekebilir. Ayrıca ileride zihinsel gelişimini olumsuz etkileyebilecek diğer sorunlar olarak kan şekeri düşüklükleri, kanda alyuvar fazlalığı ve bunun getirdiği sıkıntılar yaşayabilirler. Düşük doğum kilolu bebekleri uzun dönemde yani çocukluk ve erişkin dönemde de ciddi sıkıntılar bekler. Beyin gelişiminde olumsuz etkiler, zeka ve algılamada etkilenme, strese artmış yanıt nedeniyle davranış ve sosyal uyum problemleri sık görülür.&#8221;</p>
<p>Erişkin dönemde sık görülen hastalıkların da anne karnında yetersiz beslenme ile yakından ilişkili olduğuna dikkati çeken Kültürsay, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Küçük doğup süt çocukluğunda yavaş büyüyen, fakat çocuklukta hızlı kilo alanlarda diabet ve hipertansiyon sık görülür. Hızlı büyüme vücut kitle indeksini ve deri altı yağ dokusunu arttırır. Doğumda küçük olup sonradan hızla kilo alan ve şişmanlayan kişilerde şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalıkları daha sık görülür. Doğum kilosu ile şeker hastalığı arasında ciddi bir ilişki vardır. Doğumda en zayıf olanlar metabolik sendrom yani insülin direnci, şeker<br />
hastalığı ve kolesterol açısından 18 kat daha risklidir.&#8221;</p>
<p><strong>ANNE SÜTÜ ŞART </strong><br />
Kültürsay, şişman doğan bebeklerde de ileride obezite gelişmesi ve şeker hastalığı riskinin yüksek olduğunu belirterek, normal ağırlı bir bebeğin ortalama 3-3.5 kilo olması gerektiğini söyledi. Düşük doğum kilolu bebeklerde artan erişkin hastalık riskinin azaltılabilmesi için, bebeklerin mutlaka anne sütü ile uzun süreli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Kültürsay, ilk 6 ay yalnız anne sütü, 6 aydan sonra ek gıdalarla birlikte 2 yaş ve sonrasına kadar anne sütü verilmesinin uygun olduğunu bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/zayif-bebekler-daha-cok-hasta-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğu diş hekimine kaç yaşında götürmeli?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/cocugu-dis-hekimine-kac-yasinda-goturmeli/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/cocugu-dis-hekimine-kac-yasinda-goturmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 12:15:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda diş hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[diş doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[diş hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[diş problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[diş sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2694</guid>
		<description><![CDATA[Diş hekimi korkusu yani dentofobia 10 çocuktan 9&#8242;unda görülüyor. Bu korkuyu aşabilmenin yolu ise çocuğun diş hekimi ile erken yaşta tanışmasından geçiyor.

Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Hacer Alireisoğlu, çocuğun 2 yaşını bitirmeden diş hekimi ile tanıştırılması gerektiğini söyledi ve çocuklarda diş hekimi korkusunun önlenmesi için ailelere şu önerilerde bulundu:
&#8220;Henüz öğrenmediklerine karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diş hekimi korkusu yani dentofobia 10 çocuktan 9&#8242;unda görülüyor. Bu korkuyu aşabilmenin yolu ise çocuğun diş hekimi ile erken yaşta tanışmasından geçiyor.</strong></p>
<p><img title="disci" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/02/disci.jpg" alt="" width="298" height="229" /></p>
<p>Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Hacer Alireisoğlu, çocuğun 2 yaşını bitirmeden diş hekimi ile tanıştırılması gerektiğini söyledi ve çocuklarda diş hekimi korkusunun önlenmesi için ailelere şu önerilerde bulundu:</p>
<p>&#8220;Henüz öğrenmediklerine karşı bir korkuları olmayan bu yaştaki çocuklar rahatlıkla diş hekimi koltuğuna oturacaklardır. Erken yaşta beyaz önlüğe alışan çocuklar, yaşamları boyunca diş hekimine giderken zorlanmayacaktır.</p>
<p><strong>Çocuğunuza tecrübelerinizden bahsederken dikkat edin</strong><br />
“Diş hekimine gittiğimde benim canım çok yanmıştı”, “Bu diş aletlerin sesi beni deli ediyor” gibi cümleler çocuğunuzu korkutur. Çevresinin diş hekimiyle ilişkisi çocukların kafasında belli bir fikrin oluşmasını sağlayacak, diş tedavileriyle ilgili duydukları olumsuz örneklerden etkileneceklerdir. Diş tedavilerinin ağrılı veya zor olduğu şeklindeki ifadeleri çocukların yanında kullanmamaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Yaramazlık yaptığında dişçiye götürmekle tehdit etmeyin</strong><br />
Diş hekimi korkusuna neden olan faktörlerden biri de ailelerin yanlış yönlendirmeleridir. &#8220;Uslu dur yoksa seni dişçiye götürürüm!&#8221;, &#8220;Yaramazlık yapma, dişini çektiririm!&#8221; benzeri korkutmalar, çocuğun yaşam boyu bu fobiye sahip olmasına yol açar. Bu tarz korkutmalardan kaçınmak gerekir.</p>
<p><strong>Doktora gitmeden önce neler olacağını anlatın</strong><br />
Doktora giderken nasıl bir süreç olacağını çocuğunuza uygun bir dille anlatın. “Biz yarın diş hekimine gideceğiz. Dişlerin yeterince mutlu mu diye bakılacak” şeklinde açıklamalarda bulunun. Hatta birlikte muayeneyi canlandırın. &#8220;Şimdi sen doktor ol benim dişlerime bak bakalım&#8221; gibi… Bu oyunla birlikte kendisine anlatılanları daha sonradan pratik edebilen çocuk muayene esnasında tedirgin olmayacaktır.</p>
<p><strong>Uygun klinikleri tercih edin</strong><br />
Dekor, müzik, özel odalar ve personel büyük önem taşır. Çocuk psikolojisine uygun dekoratif materyalleri, oyun odaları olan klinikler çocuklar için ilgi çekici olabilir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/17/cocugu-dis-hekimine-kac-yasinda-goturmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykunun Beyin Gelişimi ve Sağlıklı Büyüme Üzerindeki Etkileri</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/10/uykunun-beyin-gelisimi-ve-saglikli-buyume-uzerindeki-etkileri/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/10/uykunun-beyin-gelisimi-ve-saglikli-buyume-uzerindeki-etkileri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 10:22:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerin uyuması]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda uyumanın önemi]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi egitimin önemi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyumanın etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2648</guid>
		<description><![CDATA[
“Mükemmel bir gece uykusu, bebeğinizin gün boyu öğrendiklerini düzenlemesini, enerji depolarını yenilemesini ve diğer güne mutlu, zinde ve en önemlisi öğrenmeye açık olarak başlamasını sağlayarak zihinsel gelişimini hızlandırır. Bebeklerin uyku problemleri yaşaması beyin gelişiminde geriliğe neden olacak ve sağlıklı büyümesine engel olacaktır. Çünkü bu 0-3 yaş döneminde zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme için çok kritik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2650" title="baby1" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/02/baby1.jpg" alt="" width="250" height="233" /></p>
<p>“Mükemmel bir gece uykusu, bebeğinizin gün boyu öğrendiklerini düzenlemesini, enerji depolarını yenilemesini ve diğer güne mutlu, zinde ve en önemlisi öğrenmeye açık olarak başlamasını sağlayarak zihinsel gelişimini hızlandırır. Bebeklerin uyku problemleri yaşaması beyin gelişiminde geriliğe neden olacak ve sağlıklı büyümesine engel olacaktır. Çünkü bu 0-3 yaş döneminde zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme için çok kritik bir dönemdir ve bu dönemde yapılan ihmallerin telafisi neredeyse imkansızdır. Bebeğinizin düzenli uyku alışkanlığı kazanması ve yaşadığı uyku problemlerini çözmek için bir pedagogdan profesyonel destek almanız gelecekte telafisi mümkün olmayan problemleri önleyecektir.”</p>
<p><strong>Gelşim ve Büyümenin En Hızlı olduğu Dönem 0-3 yaştır!</strong></p>
<p>İnsanın hayatı boyunca en hızlı geliştiği dönem anne rahmindeki ve doğumdan hemen sonraki ilk aylardır. Bu nedenle bebeklerin sağlıklı büyümeleri ve zihinsel gelişimleri için 0-3 yaş kritik bir dönemdir. Çünkü bu döneminde bebekler çok hızlı büyür ve gelişirler. Sonraki dönemlerde büyüme ve gelişme hızı düşer. Özellikle beyin gelişimi için 0-3 yaş dönemi hayati önem taşmaktadır. Çünkü beyin gelişiminin % 80’ni bu dönemde tamamlanıyor ve beyin ölçü neredeyse yetişkinlikteki büyüklüğe ulaşır. Ayrıca bu dönemdeki hataların ve ihmallerin telafisi mümkün değildir. Eğer 0-3 yaş döneminde çocuk ihmal edildiyse, kesintisiz ve kaliteli uyumadıysa, sağlıklı beslenmediyse ve iyi bakılmadıysa bunlar beyin gelişimde geriliğe sebep olacak ve ileriki yaşlarda bunu telafi etmek pek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle kesintisiz gece uykuları özellikle REM uykuları bebeğin potansiyel beyin gelişimini gerçekleştirmesi için çok önemli role sahiptir.</p>
<p><strong>Kesintisiz ve Kaliteli Gece REM Uykuları Beyin Gelişimi İçin Hayati Önem Taşır!</strong></p>
<p>Bebekler doğduklarında neredeyse tüm zamanlarını uykuda geçirirken aylar ilerledikçe uykuda geçirdikleri zaman azalır ve buna paralel olarak gündüz uykuları azalırken gece uyku saatleri artar ve gece uykuları düzene girer.  Bebeklerin kesintisiz ve kaliteli bir şekilde REM uykusunu alabilecekleri tek zaman ise “gece” olur. Bebeklerin gece uykularının büyük bir bölümü ise beyin gelişimi için hayati önem taşıyan REM (Rapid Eyes Movement) uykusunda geçer. Buna aktif uyku da denilmektedir. Eğer uykuda bebeğin gözleri sık kıpırdanıyorsa, hızlı nefes alıp veriyorsa ve ağız hareketleri yapıyor veya gülümsüyorsa,  bu bebeğin REM uykusunda olduğunu göstermektedir. REM uykusu, Uykuyla uyanıklık arası bir durumdur ve bebek dış etkenlerle uyanmaya hazırdır. Beyindeki nöronlar arası bağlantılarının güçlenebilmesi ve uyanıkken öğrenilenlerin şekillenebilmesi için ise REM uykusu gereklidir. Eğer çeşitli nedenlerle bebeğin gece uykusu devamlı bölünürse ve uykusunu yeterince alamazsa, bu bebeğin gelişiminde problemlere neden olabilir. Çünkü uykusunu yeterince alamayan bebek huzursuz uyanır, oyun oynamaz, etrafına karşı ilgisizdir, bir şeye yoğunlaşmakta zorluk çeker, çaresindekilere karşısı uyumsuz ve hırçındır. Bu durum oyun oynayarak öğrenmelerine ve gelişimlerine engel olacaktır.</p>
<p>Bebeklerinin mutlu uyanarak, uzun süreli oyunlar oynayarak, yeni şeyler öğrenebilmeleri ve bu öğrendiklerini REM uykusunda beyine işleyebilmeleri için anneler bebeklerinin gece uykularını kesintisiz ve kaliteli geçirmelerini sağlamalılar.</p>
<p><strong>Anneler Uykunun Çocuk Gelişimindeki Önemini Bilmiyor!</strong></p>
<p>Maalesef annelerin çoğu bebeklerinin beslenmesine aşırı dikkat ederken, bebeklerin büyümesi için uykunun genel olarak gerekli olduğu dışında, kaliteli ve kesintisiz gece uykusunun bebeklerin büyümelerinde ve beyin gelişiminde ne kadar önemli role sahip olduğunun farkında değiller. Türkiye’de yapılan bir araştırmada, annelerin % 80’nin uykunun önemi hakkında bilgi sahibi olmadığını ortaya çıkmış.</p>
<p><strong>Bebeklerin Gece Uykusu En Az Beslenme Kadar Önemlidir!</strong></p>
<p>Bebeklerin sağlıklı gelişimleri için kesintisiz gece uykusu en az beslenme kadar önemlidir. Çünkü bebekler gerçekten de uyuyarak büyüyorlar. Uyku sırasında özellikle karanlıkta melatonin hormonu salgılanıyor. Bu hormonun salgılanması bağışıklık siteminin güçlenmesinde önemli bir role sahip ve aynı zamanda hipofiz bezinin daha fazla büyüme hormonu salgılamasını sağlıyor. Uyku sırasında bebeğin çalışmayan kasları da çalışıyor ve enerji depoları yenilenir. Bebeklerin uyurken de beyinleri çalışıyor ve gelişiyor. Bebek, uyanıkken oyunda öğrendiği bilgileri uyku sırasında organize edilerek beyine kayıt ediyor ve böylece beyinde nöronlar arası bağlar oluşur ve güçlenir. Uyku süresi ve kalitesi bütün bu gelişmelerin olabilmesi için çok önem kazanır. İyi uyumuş ve dinlenmiş bir bebek, uyku öncesi depoladığı bilgileri hafızasına düzenli bir şekilde kaydetmiş olarak güne daha enerjik başlar. Böylece uyanıkken yeni şeyler öğrenmeye de istekli olur ve kaliteli oyunlar oynayabilir.</p>
<p><strong>Kesintisiz Gece Uykuları Beyin Gelişimi ve Kaliteli Oyun için Ön Koşuldur!</strong></p>
<p>Oyun ile gece uykusu arasındaki ilişkiyi şu şekilde özetleyebiliriz. Bebeğin zihinsel gelişiminin hızlanması için, uyanıkken uyarıcı bir çevrede oyun oynamaya; oyunda öğrendiği bilgileri pekiştirmek ve böylece beyindeki nöronlar arasında yeni bağlar kurabilmek ve var olan bağları güçlendirebilmek için ise; kaliteli ve kesintisiz gece REM uykusuna ihtiyaçları vardır. Oyun ve gece uykusu birbirlerini karşılıklı etkiler ve etkilenirler. Eğer bebeğin gece uykusu sık sık kesildiyse ve uykusunu alamadıysa, bebek huzursuz uyanacak, dikkati çabuk dağılacak ve uzun süre oynayarak yeni şeyler öğrenme fırsatı bulamayacaktır. Aynı şekilde bebek uyanıkken uyarıcı bir çevrede oyun oynayarak yeni şeyler öğrense bile, o gece uyku sık sık bölünürse oyunda öğrendikleri bilgileri beyine işleyeme fırsatı bulamayacak ve öğrenmeleri kalıcı olmayacaktır ve bir sonraki gün yine öğrenmeye hazır olmadan uyanacaktır. Hem oyun, hem de kesintisiz uyku bebeğinizin zihinsel gelişimi için gereklidir. Kesintisiz gece uykuları çocukların mutlu ve sağlıklı şekilde oyun oynayarak yeni şeyler öğrenmeleri ve beyin gelişimleri için ön koşuldur. Kısaca mükemmel bir gece uykusu bebeğinizi öğrendiklerini pekiştirir ve öğrenmeye hazırlar.</p>
<p><strong>Anneler, bebeklerinin Mükemmel Bir Gece Uykusu almasını Sağlamalılar!</strong></p>
<p>Bu nedenle bebeklerin gece mükemmel (kesintisiz ve kaliteli) bir uyku almalarını sağlamak çok önemlidir. Aileler bu konuda ne yapabilirler bu konudan bahsetmek istiyorum.</p>
<p><strong>Düzenli Uyku Alışkanlığı Kazandırın!</strong></p>
<p>Bebekler gece REM uykularında uyanmaya hazırdır ve Ufacık bir dış etkenden etkilenirler. Hatta kendiliğinden gözlerini açar, uyanır gibi olabilirler. Annenin ufak bir ses çıkardığında hemen bebeğin odasına veya yanına koşması bebeğin uykusunun bölünmesine neden olacaktır ve tekrar uykuya dalmak için anneye ihtiyaç duyacaktır. Böylece kendi başına uykuya dalma becerisi kazanamayacaktır. Bu da bebek her uyandığında annesinin bebeğin yanına gelmesine, uykuya dalması için yardım etmesine ve dolayısıyla uykusunun gece boyu sık sık bölünmesine neden olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle bebeklerin kendi başlarına uyumaya alıştırmak ve düzenli uyku saati geliştirmek gerekmektedir. Eğer bebek kendi başına uyumayı başarırsa, REM uykusundan hafif uyanırken uyku bölünmeden tekrar uyuya kendisi dalabilecektir.</p>
<p><strong>Bebekle Birlikte Yatmayın ve Kendi Başına Uyumaya Alıştırın!</strong></p>
<p>Eğer bebek ayrı yatmaya alıştırılmadıysa, daha az ziyaret edilerek kucağına alınmadan, yanında yatmadan uykuya dalmasını için yardım edilebilinir. Çünkü bebekler annelerin kokularını alarak yani anneye sarılarak uyuması, bebeğin anne yokluğunda sık sık uyanmasına neden olacaktır. Bu nedenle anne bebeğin yanına yatmak yerine yatağına yakın bir sandalyede oturarak hikayesini okuyabilir ve uykuya dalmasını bekleyebilir ve zamanla da kendi başına uyumaya alıştırabilir. Gece bebek ağladığında hemen yanına koşmak yerine, biraz beklemek ve ağlamaya bir süre devam ediyorsa ve kendi başına uykuya dalamıyorsa odasına gidilebilinir. Uyku alışkanlığı tek başınıza nasıl kazandıracağınızı bilmiyorsanız profesyonel bir pedagogdan destek alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Uyku Odası Karanlık Olmalı ve En Geç 22.00’de Yatağında Uyuyor Olmalı!</strong></p>
<p>Bebeğin odasının karanlık ve sessiz olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü karanlıkta kandaki melatolin seviyesi artıyor. Karanlıkta ise 3 kat fazla melatonin hormonu salgılandığı bilinmektedir. Bebeğinizin 22:00- 04:00 arasında i mutlaka karanlık bir odada yatağında uyuyor olmalıdır. Melatolin hormonu uykunun derinleşmesini ve böylece hipofiz bezi daha fazla büyüme hormonu salgılamasını sağlar.</p>
<p><strong>Bebeklerin Biyolojik Saatlerini Kaçırmayın!</strong></p>
<p>Bebeklerin kendi biyolojik uyku saatleri vardır. Düzenli uyku saatleri, biyolojik uyku saatleriyle paralel olmalıdır. Bebek biyolojik uyku saatini kaçırdı mı daha sonra uykuya dalmakta zorlanacaktır.</p>
<p><strong>Uyku Rutini Oluşturun ve Uykuyu Ceza Gibi Sunmayın!</strong></p>
<p>Uyku öncesi rutin oluşturmak ve bebeğin uykuyu bir ceza gibi algılamasını önlemekte çok önemlidir. Bu rutin ılık bir banyo, banyo sonrası sessiz sakin bir oyun, bir aktivite, bir hikaye olabilir Ayrıca uyku öncesi çok aktif oyun oynamak çocuğun uykuya dalmasını engel olacağından daha sakin oyunlar tercih edilmelidir. Bu rutinler en az 30 dakika sürebilir. Bu süreden daha az ve daha fazla olması faydalı olmayacaktır.</p>
<p><strong>Bebeğinizin uykuya dalmasını sağladınız fakat uykuda kalmasını nasıl sağlayacaksınız?</strong><br />
<strong>Kaliteli Bebek Bezi Tercih Edin!</strong></p>
<p>Çocuk çeşitli rahatsızlıklardan dolayı sık sık uyanabilir. Bunlardan en sık görüleni kuşkusuz bebeğin ıslaklıktan dolayı rahatsız olması ve uyanmasıdır. Bebekler altları ıslak olduğu için uyanırlar. Bunu önlemek için bebeği gece uykusu boyunca kuru tutabilen kaliteli bebek bezi tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Psikolojik Kökenli Uyku Problemlerini Çözmek için Profesyonel Bir Pedagogdan Destek Alın!</strong></p>
<p>Bunla birlikte bebekler bazı psikolojik durumlardan dolayı da sık sık uyanabilirler. Anne baba ve kardeşler arasındaki iletişimdeki problemler, bebeğe bakan kişinin yaklaşımları, çeşitli travma ve vb. nedenlerden dolayı bebekler, çocuklar uyu problemleri yaşayabilir. Böyle durumlarda zaman kaybetmeden mutlaka bir pedagogdan profesyonel destek almalısınız. Bazen kronik uyku problemleri yaşanabiliyor. Biyolojik kökenli bir problem varsa da mutlaka bu alanla ilgili doktordan destek almalısınız.</p>
<p><strong>0-3 yaş Döneminin Hayati Önem Taşıdığını Unutmayın!</strong></p>
<p>Kısacası bebeğinizin düzenli uyku alışkanlığı kazanması ve yaşadığı uyku problemlerini çözmek için bir pedagogdan profesyonel destek almanız gelecekte telafisi mümkün olmayan problemleri önleyecektir. Çünkü bu 0-3 yaş döneminde zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme için çok kritik bir dönemdir ve bu dönemde yapılan ihmallerin telafisi neredeyse imkansızdır. Bebeklerin uyku problemleri yaşaması beyin gelişiminde geriliğe neden olacak ve sağlıklı büyümesine engel olacaktır.</p>
<p>Bebeğinizin 0-3 yaş gibi kritik bir dönemde mükemmel bir gece uykusu alarak güne mutlu ve öğrenmeye hazır uyanmaları dileğiyle,</p>
<p>Pedagog Psk. Dan. Sevil Gümüş<br />
Kurucu, Çocuk ve Ergen Psikolojisi ve Gelişimi Uzmanı, Oyun ve Filial Terapist<br />
www.pedagogsevilgumus.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/02/10/uykunun-beyin-gelisimi-ve-saglikli-buyume-uzerindeki-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Spor yapan çocuk obez olmuyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/spor-yapan-cocuk-obez-olmuyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/spor-yapan-cocuk-obez-olmuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 19:15:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaoukulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[obexite]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[obezite sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporun faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[uygun spor seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2636</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlara göre spor, enerji alımı ile enerji harcanması arasındaki dengesizlikten kaynaklanan çocukluk dönemi obezitesinden koruyor.

Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu ihtiyacı karşılayabilmeleri çok daha zor&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlara göre spor, enerji alımı ile enerji harcanması arasındaki dengesizlikten kaynaklanan çocukluk dönemi obezitesinden koruyor.</strong></p>
<p><img title="yuzme_havuzu" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/yuzme_havuzu.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu ihtiyacı karşılayabilmeleri çok daha zor&#8221; dedi.</p>
<p>Sporun, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağladığını, ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önlediğini ve geciktirdiğini vurgulayan Karacabey, &#8221;Spor çocukluk ve ergenlik çağında yapılması gereken en önemli etkinliktir&#8221; dedi ve şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Sporun sağlık üzerinde birçok psikolojik ve fizyolojik olumlu etkileri var. 6 yaş ve üzeri obez çocukların yüzde 50&#8217;si yetişkinlik dönemlerinde de obez olmaktalar. Bu oran çocukluk çağında obez olmayanlarda yüzde 10&#8242;a kadar düşmektedir. O halde obezite erken yaşta tespit edilmeli ve obeziteden korunmak için fiziksel etkinlikler artırılmalı. Günümüzde televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı hareketli yaşamaktan alıkoyuyor. Televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı egzersizden uzaklaştırıyor, onların obez olmasına neden oluyor. Bu olumsuzluğun önüne geçilmesinin yolu ailelerin çocuklarını spor yapmaya teşvik etmesinden geçiyor. Buna ciddi biçimde ihtiyaç var.&#8221;</p>
<p><strong>UYGUN SPORA DOĞRU ZAMANDA BAŞLAMALI</strong><br />
Çocuğun yapacağı sporun ve tercih edilen spora başlama yaşının da doğru belirlenmesi gerektiğine dikkati çeken Karacabey, iskelet sistemini zorlayan ağır sporlara erken yaşta başlamanın yanlış olduğunu vurguladı. Kemiklerin büyüme uçlarının zedelenmesi halinde çocuğun büyümesinin yavaşlayabildiğini ve şekil bozuklukları ortaya çıkabildiğini ifade eden Karacabey, &#8221;Örneğin yüzmeye 5-6, jimnastik, buz pateni, binicilik, kayak ve futbola 7-8 yaşında başlamak doğrudur. 10 yaşından sonra bu sporlara ek olarak voleybol, basketbol, hentbol ve dalış sporları yapılabilir. Su topu, okçuluk ve atlama sporlarına başlamak için ise 12 uygundur. Halter ve güreş gibi ağır sporlara başlama yaşı ise 15-16&#8242;dır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/spor-yapan-cocuk-obez-olmuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221;Kötü çocukluk&#8221; kanser ediyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/kotu-cocukluk-kanser-ediyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/kotu-cocukluk-kanser-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 19:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk döenmi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaser]]></category>
		<category><![CDATA[kötü çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[kre]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl korunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğtim]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2633</guid>
		<description><![CDATA[ABD&#8217;de yapılan araştırmaya göre, duygusal, fiziksel veya cinsel yönden kötü muameleye maruz kalan çocukların, erişkin olduklarında akciğer kanserine yakalanma riski artıyor.

ABD&#8217;de David Brown ve ekibinin yaptığı, yakında &#8220;BMC Public Health&#8221; dergisinde yayımlanacak araştırma, aile içindeki şiddete ve boşanmaya şahit olan, ebeveynlerinde ruhsal bir hastalık bulunan, anne ya da babası hapse girmiş veya uyuşturucu bağımlısı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;de yapılan araştırmaya göre, duygusal, fiziksel veya cinsel yönden kötü muameleye maruz kalan çocukların, erişkin olduklarında akciğer kanserine yakalanma riski artıyor.</strong></p>
<p><img title="kanser" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/kanser.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>ABD&#8217;de David Brown ve ekibinin yaptığı, yakında &#8220;BMC Public Health&#8221; dergisinde yayımlanacak araştırma, aile içindeki şiddete ve boşanmaya şahit olan, ebeveynlerinde ruhsal bir hastalık bulunan, anne ya da babası hapse girmiş veya uyuşturucu bağımlısı olan çocukların uzun vadedeki sağlık sorunlarını inceledi.</p>
<p>Araştırma, çocuklukta stres ve travmaya yol açan durumlarla karşılaşmakla, 14 yaşından sonra sigara içme olasılığı arasında önemli bir bağlantı olduğunu gösterdi. Bu bağlantı, bilim adamlarını akciğer kanseri riskini araştırmaya yöneltti.</p>
<p>Çocuklukta kötü deneyimler yaşayan 17 bin 337 yetişkinin sağlık bilgilerini inceleyen bilim adamları, bu tür deneyimler yaşayan kişilerle akciğer kanserine yakalanma riski arasında ilişki olduğunu, ayrıca riskin artmasının büyük ölçüde sigara tiryakiliğinden kaynaklandığını gördü.</p>
<p><strong>AĞIR STRES KÖTÜ ALIŞKANLIKLARA NEDEN OLABİLİR</strong><br />
Bilim adamları, &#8220;kötü bir çocukluk geçirmediğini&#8221; söyleyenlere kıyasla, 6 veya daha fazla travma geçiren kişilerin akciğer kanserine yakalanma riskinin 3 kat fazla olduğunu belirttiler.</p>
<p>Çocukların çok ağır stres yaratan durumlarla karşı karşıya gelebileceği ve bu stresin sigara içmek gibi kötü alışkanlıklara neden olabileceğini vurgulayan bilim adamları, bu alışkanlıkların akciğer kanseri gibi hastalıkların ortaya çıkmasına ve belki de erken yaşta ölümlere neden olabileceğine dikkat çekiyor. Sigaranın dışında başka mekanizmalar ya da bazı durumlar nedeniyle fiziksel ve biyokimyasal işlevlerde ortaya çıkan bozuklukların da kansere yol açabileceğini belirten bilim adamları, bunun ispatlanması için başka araştırmaların gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p>Konuya ilişkin makale, Fransız &#8220;Le Point&#8221; dergisinde de yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/27/kotu-cocukluk-kanser-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda lenf bezleri neden büyür?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/cocuklarda-lenf-bezleri-neden-buyur/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/cocuklarda-lenf-bezleri-neden-buyur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 07:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağılığı]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşim bölgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2621</guid>
		<description><![CDATA[Bedeni yabancı cisim, madde ve hücreye karşı koruyan bağışıklık sisteminin bir ünitesi olan lenf bezleri, birer süzgeç gibi bedeni yabancı ve zararlı maddelerden arındırmakla yükümlü.

İSTANBUL &#8211; Anne ve babaları çok endişelendiren lenf bezi büyümeleri hakkında bilgiler veren Acıbadem Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bedeni yabancı cisim, madde ve hücreye karşı koruyan bağışıklık sisteminin bir ünitesi olan lenf bezleri, birer süzgeç gibi bedeni yabancı ve zararlı maddelerden arındırmakla yükümlü.</p>
<p><img title="hasta-cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/hasta-cocuk.jpg" alt="" width="298" height="199" /></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Anne ve babaları çok endişelendiren lenf bezi büyümeleri hakkında bilgiler veren Acıbadem Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, “Lenfadenopati” olarak bilinen lenf bezi kanserinin oldukça nadir bir durum olduğunu ve riskin yüzde 0.4&#8242;den daha az olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. İnci Ayan lenf bezi büyümesine neden olan durumları şöyle sıraladı:</p>
<p>Lenf bezi büyümelerinin en sık neden enfeksiyonlardır. Bakteri, virüs, parazit, mantar gibi zararlı etmenler ya kan yolu ile yayılarak tüm bedende (sistemik) hastalık oluşturarak lenf bezlerini etkilerler. Ya da bölgesel olarak doğrudan lenf bezlerinin hastalanmasına neden olurlar.</p>
<p>Sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu, tonsillit, farenjit, otit, konjoktivit, diş eti enfeksiyonları, diş abseleri, ağız içi aftlar, deri enfeksiyonları, alt solunum yolu enfeksiyonları, el, kol, bacak, ayak, parmak enfeksiyonları, genital ve anal bölge enfeksiyonları ilgili bölgenin lenf bezlerinin büyümesine neden olurlar.</p>
<p><strong>BOYUN BÖLGESİNDEKİ LENF BEZİ BÜYÜMELERİ</strong><br />
Çocuklarda üst solunum yolunun viral enfeksiyonları boyun bölgesindeki lenf bezi büyümelerinden sorumlu en sık nedendir. Enfeksiyoz mononükleoz, kızamıkçık, kızamık, enterovirüsler, adenovirüs, suçiçeği, sitomegalovirüs enfeksiyonları bu enfeksiyonların başlıcalarıdır.</p>
<p>Bakteri enfeksiyonları arasında bademcik iltihaplarına da neden olan streptokoklar başta olmak üzere, stafilokoklar, difteri, sistemik hastalığa da neden olan tifo, brusella, tüberküloz, mikobakteri, sifiliz gibi etmenler sayılabilir.</p>
<p>Toksoplazma, sıtma, kene ısırığı hastalıkları, kedi tırmığı hastalığı ve mantar hastalıkları da diğer lenf bezi hastalığına neden olan enfeksiyonlardır.</p>
<p>Enfeksiyonlardan başka yabancı maddelere karşı oluşan yanıt sonucunda lenf bezleri büyüyebilir. BCG aşısı başta olmak üzere aşı reaksiyonları; böcek sokmaları; derinin sürekli irritasyonu sonucu oluşan dermatitler; aspirin, hidantoin, penisilin, tetrasiklin gibi ilaçlar, bu duruma örnek gösterilebilir.</p>
<p>Romatoid artrit ve lupus başta olmak üzere romatizmal hastalıklar, doğmalık metabolizma hastalıkları, bazı iç salgı bezi hastalıkları da lenf bezlerini etkileyen hastalıklar arasındadır. Bunların dışında lenf bezlerini ilgilendiren en önemli neden başta lösemi ve lenfomalar olmak üzere çocukluk çağının diğer doku ve organ kanserleridir.</p>
<p><strong>LENF BEZLERİNİN YERLEŞİM BÖLGELERİ</strong><br />
Tüm bedende yaklaşık 600 kadar lenf bezi vardır. Bunlar baş-boyun bölgesinde kulak önünde, kulak arkasında, üst ense bölgesinde, üst-orta-alt boyun bölgelerinde, çene ve ön çene altında, köprücük kemiği üstünde, göğüs boşluğunda başlıca orta kısım yapıları etrafında, akciğer giriş kapılarında ve koltuk altlarında, kollarda başlıca dirsek bölgelerinde, karın boşluğunda karaciğer, dalak gibi organların giriş kapılarında, mide-bağırsak sistemi çevresinde, orta hat damar yapıları ve omurga komşuluklarında, böbrek ve idrar yolları çevrelerinde, kasık ve uyluk üst bölgelerinde ve diz arkalarında bulunurlar.</p>
<p>Çocuklarda hangi koşullarda lenf bezi büyüklüğünden (lenfadenomegali) veya lenf bezi hastalığından (lenfadenopati)  şüphe edilmelidir?</p>
<p>Sağlıklı çocuklarda yerleşim yerine göre değişmek üzere lenf bezlerinin büyüklüğü 0.5 cm- 1.5 cm arasındadır. Genellikle çapı 1 cm’den büyük olan lenf bezleri anormal olarak kabul edilir ve lenf bezi büyümesinden (lenfadenomegali) söz edilir.</p>
<p>Büyümüş lenf bezleri özellikle baş-boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde ele gelir veya gözle fark edilebilir.  Büyüklük, devamlılık ve sayıca normalden farklı olan lenf bezlerinde lef bezi hastalığından (lenfadenomegali) şüphe edilmelidir. Tek bir bölgedeki lenf bezlerinin hastalığına bölgesel lenfadenopati; iki veya daha çok, komşu olmayan lenf bezlerinin anormal oluşuna ise yaygın lenfadenopati denir. Lenf bezi hastalıklarının dörtte üçünü bölgesel lenfadenopatiler oluşturur.</p>
<p><strong>LENF BEZİ BÜYÜMESİNDE KANSER RİSKİ</strong><br />
Çocuklarda enfeksiyon, alerji ve diğer doku hastalıklarının neden olduğu lenf bezi büyümeleri dışında iri bademcik, geniz eti gibi oluşumları örnek verebileceğimiz iyi huylu lenf bezi büyümeleri oldukça sık görülen durumlardır. Lenfadenopati nedeni olarak kanser oldukça nadir bir durum olup riski yüzde 0.4 den daha azdır.</p>
<p><strong>LENF BEZİ BÜYÜKLÜĞÜ SAPTANDIĞINDA İZLENECEK YOL</strong><br />
Anne ve babaların her şeyden önce fazla telaşa kapılmadan ancak zaman da geçirmeden bir çocuk hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir. Anne ve babalar, doktorlara şunları anlatmalı:</p>
<p>Lenf bezi büyüklüğünü nasıl fark ettiniz?<br />
Bu büyüme ne zamandan beri var?<br />
Zaman içinde büyüklüğünde artış oldu mu?<br />
Eşlik eden ateş, ağrı, kızarıklık veya renk değişikliği var mı?<br />
Yumuşama veya akıntı var mı? Öksürük, boğaz, kulak, diş, eklem veya başka bölgede ağrı oluştu mu?<br />
Terleme, ağırlık kaybı, döküntü, yaralanma, böcek sokması, aşılanma veya ilaç kullanma öyküsü ile ilgili bilgiler nelerdir?<br />
<strong><br />
TANIDA İÇİN YAPILACAK İNCELEMELER</strong><br />
İlgili lenf bezi bölgesinin ve tüm bedenin muayenesi tanıya gidebilmek için ilk şarttır. Lenf bezinin büyüklüğü, kıvamı, komşu yapılara yapışık olup olmadığı, duyarlılığı, renk değişimi, diğer lenf bezlerinin ve bademcik, karaciğer, dalak gibi lenf sistemi ile ilgili organlarda büyüme olup olmadığı, ateş varlığı, solukluk, deride döküntü veya kanama belirtileri tanı için önemli ipuçlarıdır.</p>
<p>Tam kan sayımı, enfeksiyon etmenleri ve enfeksiyon işaretlerinin kan testleri ile belirlenmesi, enfeksiyon ajanlarının tanımlanması için kültür testleri, ultrason, göğüs röntgeni gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla başvurulan testlerdir. Muayeneler ve incelemeler enfeksiyon lehine ise viral enfeksiyonlarda antiviral ve destek tedavileri, bakteri, mantar, parazit  enfeksiyonlarında uygun antimikrobiyal tedavi  verildikten sonra genellikle 1-2 hafta içinde iyileşme görülür.</p>
<p>Düzelme saptanmayan olgularda ve/veya lenf bezinde büyümenin devam ettiği olgularda uzman doktorun uygun gördüğü izleme süresinin sonunda (genellikle 4-8 hafta) doku tanısını verecek olan biyopsi işlemi yapılır.</p>
<p><strong>BİYOPSİNİN TEHLİKESİ VAR MI?</strong><br />
Biyopsi olayı baştan beri izleyen çocuk hastalıkları uzmanının yönlendireceği çocuk cerrahı veya ilgili bölgenin (ör. Boyun bölgesi için kulak boğaz burun uzmanları) cerrahları yapar. Doğru tanı için en büyük lenf bezinin çocuğa zarar ve ağrı vermeyecek şekilde çıkartılması en uygun yaklaşımdır.</p>
<p>İnce iğne ile yapılan biyopsiler bazen yetersiz kalabilir ve biyopsi işleminin tekrarlanması gerekebilir. Doğru kişi ve uygun yaklaşımla lenf bezi biyopsilerinin hayati tehlikeleri yoktur. Alınan biyopsinin uygun şartlarda patoloji laboratuvarına gönderilmesi ve sonucun izlenmesi gerekir. Yapılan araştırmalar lenf bezi büyümelerinde sadece  %3 oranında biyopsinin gerekli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>LENF BEZİ HASTALIKLARINDA TEDAVİ</strong><br />
Lenf bezi hastalığının nedenine göre tedavi uygulanır. En sık nedenler enfeksiyonlar olup gerek bölgesel gerekse sistemik enfeksiyon hastalıklarında uygun antimikrobiyal tedavi ile iyileşme tamdır. Kimi zaman hastalık tedavi edildikten sonra lenf bezleri küçülmekle birlikte tam olarak normal boyutlara ulaşamayabilirler.</p>
<p>Bu olağan bir durum olarak kabul edilir, ek tedavi gerektirmez. Enfeksiyon hastalıkları dışındaki nedenlerde de kanser de dahil olmak üzere özgün tedavi ile iyileşme şansı yüksektir. Özellikle erken tanı ve uygun tedavi ile hastaların büyük bölümünde tam iyileşme görülmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/cocuklarda-lenf-bezleri-neden-buyur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku alışkanlığı anne karnında kazanılıyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/uyku-aliskanligi-anne-karninda-kazaniliyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/uyku-aliskanligi-anne-karninda-kazaniliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 07:46:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlı]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[karnında]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2619</guid>
		<description><![CDATA[Hamilelikte tüketilen alkolün yanı sıra düşük ağırlıklı doğumun, bebeğin uyku düzenini olumsuz etkilediği belirlendi. 

İZMİR &#8211; Amerikan Uyku Bilimi Akademisince yaptırılan, sonuçları &#8221;Uyku&#8221; dergisinin ağustos sayısında yayımlanan &#8221;Çocuklarda Kalitesiz Uykunun Hamilelikteki Temelleri&#8221; başlıklı araştırmaya göre, hamilelikte alkol tüketen annelerin bebekleri ile küçük doğanlar, diğer bebeklere oranla daha kısa ve &#8221;huzursuz&#8221; uykuya sahip oluyor.
Bebeklerde 7.7 saatin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hamilelikte tüketilen alkolün yanı sıra düşük ağırlıklı doğumun, bebeğin uyku düzenini olumsuz etkilediği belirlendi. </strong></p>
<p><img title="gulen_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/gulen_bebek2.jpg" alt="" width="364" height="273" /></p>
<p>İZMİR &#8211; Amerikan Uyku Bilimi Akademisince yaptırılan, sonuçları &#8221;Uyku&#8221; dergisinin ağustos sayısında yayımlanan &#8221;Çocuklarda Kalitesiz Uykunun Hamilelikteki Temelleri&#8221; başlıklı araştırmaya göre, hamilelikte alkol tüketen annelerin bebekleri ile küçük doğanlar, diğer bebeklere oranla daha kısa ve &#8221;huzursuz&#8221; uykuya sahip oluyor.</p>
<p>Bebeklerde 7.7 saatin altındaki gece uykusu &#8221;kısa&#8221; kabul ediliyor. Araştırmaya göre, hamilelik sırasında alkol tüketen annelerin bebekleri, alkol tüketmeyenlerin bebeklerine oranla kısa uyku sorununu 2.5 kat daha fazla yaşıyor.</p>
<p>Anne adayının alkol kullandığı gebelik sürecinden doğan bebekler, normal bebeklere oranla 3.6 kez daha fazla sık uyanma nedeniyle &#8221;randımansız uyku&#8221; olarak nitelendirilen uyku sorununu yaşıyor.</p>
<p>Araştırmayı yürüten ekibin başında bulunan Helsinki Üniversitesinden Dr. Katri Raikkönen, küçük miktarlarda bile olsa, gebelikte kullanılan alkolün bebeğin uyku süresi ve kalitesi üzerinde etkili olduğunun unutulmaması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>SEZARYEN DOĞUM DA ETKİLİ</strong><br />
Araştırmaya göre, &#8221;küçük&#8221; olarak dünyaya gelen bebekler de benzer uyku sorunlarını daha sık yaşıyor. Araştırmanın ulaştığı ilginç sonuçlardan biri de sezaryen doğum ile dünyaya gelen bebeklerin normal doğanlara oranla daha kısa uyku dilimlerine sahip olması.</p>
<p>Bu alanda öncü sayılabilecek bulgulara ulaştıklarını ifade eden Dr. Raikkönen, çalışmaya, gebeliğin 37. haftasından başlayarak 8 yaşına kadar takip edilen 289 çocuğun katıldığını bildirdi.</p>
<p><strong>UYKU KALİTESİNİN ÖNEMİ</strong><br />
Raikkönen, bebeklikteki uyku miktarı ve kalitesinin çocuğun gelişimi açısından hayati rol oynadığına işaret ederek, uyku sorununun ailelerin karşısına birkaç yıl sonra başka sorunlar olarak gelebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Dr. Raikkönen, az ve kalitesiz uyku ile obezite, depresif davranışlar, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve zayıf sinirsel fonksiyonlar arasında bağlantı bulunduğunu kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/uyku-aliskanligi-anne-karninda-kazaniliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuruyemiş çocuklar için büyük risk</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/kuruyemis-cocuklar-icin-buyuk-risk/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/kuruyemis-cocuklar-icin-buyuk-risk/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 07:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kuruyemiş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2616</guid>
		<description><![CDATA[Kuruyemiş veya oyuncak parçası gibi yabancı cisim yutma, 1 yaşın altındaki çocuklarda ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer alıyor.﻿

İSTANBUL &#8211; Anne babaların yaşadığı en büyük korkulardan biri hiç kuşkusuz bebeklerinin ağızlarına etraftan buldukları herhangi bir materyali atmaları sonucu ölüme dahi neden olabilen solunum durmaları.
Çocuklarda yabancı cisim yutma sırasında yapılması gerekenler ile ilgili Memorial Hastanesi Organ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuruyemiş veya oyuncak parçası gibi yabancı cisim yutma, 1 yaşın altındaki çocuklarda ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer alıyor.﻿</strong></p>
<p><img title="aglayan_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/aglayan_bebek1.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Anne babaların yaşadığı en büyük korkulardan biri hiç kuşkusuz bebeklerinin ağızlarına etraftan buldukları herhangi bir materyali atmaları sonucu ölüme dahi neden olabilen solunum durmaları.</p>
<p>Çocuklarda yabancı cisim yutma sırasında yapılması gerekenler ile ilgili Memorial Hastanesi Organ Nakli ve Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Turan Kanmaz bilgi verdi.</p>
<p>Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Ayrıca diş sayısı ve yapılarının yetersiz olması besinleri çiğnemeden daha büyük lokmalar halinde yutmalarına yol açar. Ağızlarında bir şeyler olmasına rağmen konuşmaya, gülmeye, koşmaya ve oynamaya devam edebilirler.</p>
<p><strong>EN ÇOK KURUYEMİŞ VE OYUNCAK PARÇASI YUTULUYOR</strong><br />
Özellikle 1 ile 2 yaş arası çocuklarda yabancı cisim yutma ve buna bağlı solunum sorunları sıktır. Solunum yollarına kaçan yabancı cisimler arasında en sık saptananlar; çekirdek, fındık, fıstık gibi kuru yemişler, kuru üzüm, çiğnenmemiş besin artıkları ve oyuncak parçalarıdır. Bu tür besinler ve küçük parçalı oyuncaklar/cisimler 3 yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki; 1 yaşın altında çocuklarda yabancı cisimler ölüm nedenleri arasında 5. sıradadır. Solunum sistemine kaçan yabancı cisimler ani solunum sıkıntısı, morarma, öksürme ile kendini gösterirler.</p>
<p>Bu durumda saniyeler içinde çocuk kaybedilebilir; acil servise ulaşıncaya kadar hızlı bir şekilde ağız içi parmakla kontrol edilip cisim çıkartılmaya çalışılmalı, çocuk ayaklarından baş aşağı tutulup sırtına elle vurularak cismin çıkartılmasına yardımcı olunmalı ve solunum durması söz konusuysa ağızdan ağza yapay solunuma başlanılmalıdır.</p>
<p><strong>PİL VE MIKNATIS BAĞIRSAK DELİNMESİNE NEDEN OLABİLİR</strong><br />
Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır. Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar.</p>
<p>Temizlikte kullanılan kireç çözücü, deterjan, yumuşatıcı gibi sıvı yabancı cisimler içerdikleri asidik ya da bazik madde oranına göre yemek borusu ve midede hasar yapabilir ya da zehirlenmelere yol açarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı ise yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimler genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında ya da ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde takılabilirler.</p>
<p>Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.</p>
<p><strong>ANİ MORARMA, ÖKSÜRME VE SOLUNUM SIKINTISI</strong><br />
Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde; yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.</p>
<p>Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastaya hastane koşullarında anestezi altında girişim yapılır. Işıklı bir kamera sitemiyle çocuğun solunum yolları veya yemek borusu incelenip özel cihazlarla yabancı cisim çıkarılır. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda ya da sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.</p>
<p>Çocukları yabancı cisimlere bağlı sorunlardan korumanın yolu çocukların hareketlerini kısıtlamak değil, yabancı tehlikeli cisimleri çocuklardan uzaklaştırmaktır.<br />
Kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/14/kuruyemis-cocuklar-icin-buyuk-risk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 soruda &#8216;Bebekleri anlama&#8217; rehberi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/20-soruda-bebekleri-anlama-rehberi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/20-soruda-bebekleri-anlama-rehberi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 13:34:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anlama]]></category>
		<category><![CDATA[anlarız]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bebekleri]]></category>
		<category><![CDATA[kre]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[soruda]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2613</guid>
		<description><![CDATA[Okunan kitaplara veya tecrübeli annelerden alınan desteklere rağmen bebek büyütenler, bu süreçte çok sayıda soruyla karşılaşabilir, soruların yanıtlanmaması ise endişe yaratabilir.

İSTANBUL &#8211; Kitaplardan edinilen bilgiler, anne, kayınvalide, arkadaşlar ve kız kardeşlerden alınan tavsiyeler, bebek bakımıyla ilgili sorularda yetersiz kalabilir.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, annelerin bebek bakımında artık halk efsanesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okunan kitaplara veya tecrübeli annelerden alınan desteklere rağmen bebek büyütenler, bu süreçte çok sayıda soruyla karşılaşabilir, soruların yanıtlanmaması ise endişe yaratabilir.</strong></p>
<p><img title="anne_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/anne_bebek.jpg" alt="" width="364" height="273" /></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Kitaplardan edinilen bilgiler, anne, kayınvalide, arkadaşlar ve kız kardeşlerden alınan tavsiyeler, bebek bakımıyla ilgili sorularda yetersiz kalabilir.</p>
<p>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, annelerin bebek bakımında artık halk efsanesine dönüşmüş bilgilerin doğrularını anlatarak, annelere bir mini rehber oluşturdu, bilgileri bebek büyüten annelerle paylaştı.</p>
<p><strong>1- Emziren Annenin Karnı Ağırıyorsa&#8230;</strong><br />
Anne üşütürse en fazla kendi karnı ağırır, zira soğukta bağırsak kasılma ve hareketleri hızlanır, bu da karın ağrısı olarak hissedilir. Ancak bu fiziksel durumun süt yoluyla bebeğe geçmesi söz konusu değildir.</p>
<p><strong>2- Anne Gazlı İçecek Tüketirse Bebekte Gaz Olmaz</strong><br />
Gazlı içecekler, sıkıştırılmış karbondioksit içeren sıvılardır. Bunlar içildiğinde açığa çıkan serbest karbondioksit midede gaz baloncukları şeklinde şişkinliğe yol açar. Ancak bu gaz baloncuklarının süt yoluyla bebeğe geçmesi fiziksel olarak imkansızdır.</p>
<p>Benzer şekilde gaz yapan yiyecekler yendiğinde annenin bağırsaklarında bulunan bakteriler, bu yiyecekleri (yoğun probiyotik ve prebiyotik içeren gıdalar) fermente ettiğinde açığa çıkan gazlar annede gaz olarak hissedilebilir. Ancak bu gaz baloncuklarının da süt yoluyla fiziksel olarak bebeğe geçmesi söz konusu değildir. Annenin yediği yiyeceklerin içinde bulunan bazı alerjik protein ve kimyasalların süt yoluyla bebeğe geçip, bebekte alerjik reaksiyon ve karın ağrısı oluşturma potansiyeli vardır. Ama bu sadece duyarlı bebeklerde ve nadiren oluşur.</p>
<p><strong>3- Bebek Yeşil Kaka Yapıyorsa Araştırmak Gerekir</strong><br />
Bebeğin kakasının yeşil olmasına neden olan çok sayıda sebep vardır. En temel neden bağırsak pasajının hızlanmasıdır. Bağırsak hareketini artıran her türlü fiziksel ve kimyasal etken bebeğin kakasının yeşil olmasına neden olur. Bu, çoğunlukla da belirgin bir sebep olmadan olur.</p>
<p><strong>4- Anne Strese Girince Sütü De Etkilenir</strong><br />
Geleneksel olarak süt salgısını artırdığı düşünülen sayısız gıda, içecek ve bitki çayları tanımlanmıştır. Ancak bilimsel olarak kanıtlanmış ve her annede aynı derecede etki gösteren özel bir gıda ya da içecek ne yazık ki bulunmamaktadır.</p>
<p>Anne sütü üzerine etkili olan temel faktörler şunlardır: Annenin yapısal ve genetik özellikleri, emzirmeye moral motivasyon, arzu ve inancı, normal doğum yapıp en kısa sürede bebeğin anne memesiyle buluşması, annenin ağrı, sancı, yorgunluk ve stresinin olmaması, doğru teknikle ve sık aralıklarla bebeğini emzirmesi, bol sıvı alması ve dengeli beslenmesi.</p>
<p><strong>5- Tırnaklarını Kesmek İçin Kırkının Çıkmasını Beklemeyin</strong><br />
Bebeğin tırnakları, tırnak yatağını ne zaman geçerse o zaman kesilir, bunun için kırkını beklemeye gerek yoktur. Bazen bebek doğduğunda bile kesilebilecek kadar uzun olabilir.</p>
<p><strong>6-Hava Sıkışınca Hıçkırık Olur</strong><br />
Bebeğin hıçkırması temel nedeni midede sıkışıp kalan bir hava cebininin mideden dışarı diyafram kasına doğru bir baloncuk oluşturup bu kası uyarmasıdır. Sıkışan bu hava kitlesi geğirilip çıkıncaya kadar hıçkırık devam eder.</p>
<p><strong>7- Göz Yaşarması, Göz Zarının Tahriş Olması Demektir</strong><br />
Bebeğin göz yaşarması çoğunlukla mikrobik, alerjik ya da fiziksel bir etkenin göz zarını tahriş etmesine tepkisel olarak ortaya çıkar. Bazen de gözyaşı kanallarının doğuştan tıkalı olması nedeniyle gözyaşının buruna drenajındaki zorluk nedeniyle olur.</p>
<p><strong>8- Ağlayan Bebeği Sık Sık Kucaklayın</strong><br />
Yenidoğan bebeğin, dünyada yapayalnız, savunmasız ve çaresiz olarak, kendini güvende ve huzurlu hissedeceği tek ortam olan anne kucağından şımaracağı gerekçesi ile mahrum kalması ne acı! Bebeklerinizi her ağladıklarında kucaklayın.</p>
<p><strong>9- Yer Yemez Kaka Yapmasından Korkmayın</strong><br />
Tüm canlılarda var olan bir refleksin yenidoğandaki görünümü gastrokolik refleks, mideye bir gıda maddesi girdiğinde, eş zamanlı olarak kalın bağırsaklar da harekete geçerek bağırsak içinde bulunan dışkının dışarı atılması hadisesidir. Son derece sağlıklı ve fonksiyonel bir süreçtir; kesinlikle sindirim ya da emilim bozukluğunun işareti değildir.</p>
<p><strong>10 &#8211; Şekerli Suya Alışınca Memeyi Reddeder</strong><br />
Yenidoğan sarılığında bebeğin beslenmesinin çok büyük bir rolü olduğu kesin. Anne sütü yetersiz olan bebeklerde sarılık daha erken ve daha uzun sürmektedir. Formula mama çağından önceki yıllardan kalma bir alışkanlık olarak, aç kalan bebeğin en azından şekerli suyla beslenmesi kulağa mantıklı gelebilir; ancak günümüzde anne sütüne yakın formül mamalar varken şekerli suyla bebeğin beslenmesi gereksiz hatta zararlı bir davranış olabilir. Zira şekerli suyun tadına alışan bebek anne memesini reddedebilir.</p>
<p><strong>11- İlk 3 Ay Bebeğe Yalancı Meme Vermeyin</strong><br />
Anne-babaların en büyük isteği bebeklerinin bir an önce yalancı emziğe alıştırıp bebeğin ağlama krizlerinden kurtulmaktır. Gerçekten de bebeğin yalancı emzikle avutulması kısa süre de olsa aileye nefes alma fırsatı verir. Ancak bebeğin yalancı emziği tutmak için yaptığı dil damak dudak hareketleri anne memesini emerken yaptığından çok farklıdır.</p>
<p>Bu nedenle ilk günlerde bebekler yalancı emziği tutmakta çok başarılı görünmezler. Ancak bir kere bu işi başardıklarında bu sefer de anne memesini kavramakta zorluk çekerler. Bu da memenin bırakılması, formül ve biberon beslenmeye geçiş anlamına gelir. Bu nedenle mümkünse ilk 3 ay bebeklere yalancı meme verilmemelidir.</p>
<p><strong>12- Bebek Annesinin Memesini Bulunca Rahatlar</strong><br />
Bebekleri hayata bağlayan, güçlü arama refleksleridir. Bu refleks sayesinde bebek, anne memesini arar, bulunca da emer. Böylece hem karnı doyar, hem de kendini güvende hisseder. Çünkü henüz görme yeteneği tam gelişmemiş bebeğin çevresinde olan biteni anlama algılama kapasitesi sınırlıdır.</p>
<p>Tek bildiği sıcak anne kucağı ve anne memesidir. Ona kavuşunca doğru yerde olduğunu hisseder, rahatlar. Dolayısıyla karnı tok bile olsa yenidoğan bebek, sürekli doğru yeri bulana kadar aranmak durumundadır.</p>
<p><strong>13- Bebeğin Sık Hapşırması Reflekstir</strong><br />
Yenidoğan bebekler genellikle doğum sırasında burunlarında bulunan salgı ve mukusu atmak için sık sık hapşırırlar. Bu tamamen refleks bir olay olup üşütme ile ilgili değildir.</p>
<p><strong>14- Bebeğin Memesinde Süt Toplanırsa Geçmesini Bekleyin</strong><br />
Anneden gecen hormonların etkisiyle yenidoğan bebeğin memelerinde bazen süt toplanabilir, buna hiç el sürmemek en iyisidir. Bu, bir kaç hafta içinde zaten kendiliğinden geçecektir. Masaj, memede enfeksiyon ve apseyle sonuçlanabildiğinden önerilmemektedir.</p>
<p><strong>15-Göbeğinde Fıtık Varsa Kendiliğinden Geçer</strong><br />
Göbek fıtıkları, değil ceviz portakal büyüklüğünde bile olsa genellikle kendiliğinden geçen oluşumlardır. Üzerine bağlanacak cisimlerin bu sürece olumlu ya da olumsuz etkisi olmaz.</p>
<p><strong>16- Göbeği Düşsün Diye Toz Kullanmayın</strong><br />
Göbek tozu çok eski yıllarda kullanılan bir çeşit antibiyotik olup günümüzde kesinlikle kullanılmamaktadır. Göbeğe kullanılacak en iyi madde %70’lik alkol solüsyonlarıdır.</p>
<p><strong>17-Gözündeki Çapağa Anne Sütü Damlatmayın</strong><br />
Evet anne sütü içindeki antimikrobial maddeler yüzeysel göz enfeksiyonlarında işe yarayabilir. Ancak en doğrusu hekimin görüp karar vermesidir.</p>
<p><strong>18- Bitki Çayları Gazı Gidermiyor</strong><br />
Bu tarz bitki çaylarının ya da geleneksel gaz gidericilerin bilimsel olarak bir faydası olduğu gösterilememiştir. Bu içeceklerin temelde zararı içlerinde bulunan şeker nedeniyle bebeğin anne sütünden soğuması ve biberona alışmasıdır. Ayrıca bitkisel kökenli olsalar da hangi bebekte ne tür yan etkiler yapacağının önceden kestirilmesi de güçtür.</p>
<p><strong>19- Her Gün Yıkamak Büyümesini Kolaylaştırır</strong><br />
Bazı bebekler banyodan sonra çok rahatlar ve güzel uyur. Büyüme hormonu uykuda salgılandığından indirekt yolla banyo, bebeğin büyümesine katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>20- Bebeği Tuzlamanın Ölümcül Sonuçları Olabilir</strong><br />
Anadolu&#8217;da halen yaygın olarak kullanılan yenidoğan bebeğin tuzlanması adeti, son derece tehlikeli ve ölümcül sonuçları olabilecek çağdışı bir uygulamadır ve asla yapılmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/20-soruda-bebekleri-anlama-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda büyüme kıkırdağı yaralanmaları</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-buyume-kikirdagi-yaralanmalari/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-buyume-kikirdagi-yaralanmalari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 13:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdağı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2610</guid>
		<description><![CDATA[Yaz tatilinde çocukların açık alanlarda daha çok zaman geçirmesi, oyun kazaları ve yaralanmalarda artışa neden oluyor.

Bisiklet kazaları, duvardan ya da ağaçtan düşme ve araba kazaları, çocukların dış dünyada yaralanmalarına yol açan nedenler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji hekimlerinden Doç Dr. Levent Eralp konuyla ilgili bilgi verdi:
YARALANMA UZUV KAYBINA NEDEN OLABİLİR
Yaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz tatilinde çocukların açık alanlarda daha çok zaman geçirmesi, oyun kazaları ve yaralanmalarda artışa neden oluyor.</strong></p>
<p><img title="futbol" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/futbol.jpg" alt="" width="410" height="273" /></p>
<p>Bisiklet kazaları, duvardan ya da ağaçtan düşme ve araba kazaları, çocukların dış dünyada yaralanmalarına yol açan nedenler arasında ilk sıralarda yer alıyor.</p>
<p>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji hekimlerinden Doç Dr. Levent Eralp konuyla ilgili bilgi verdi:</p>
<p><strong>YARALANMA UZUV KAYBINA NEDEN OLABİLİR</strong><br />
Yaz aylarında yoğun olarak karşılaşılan çocuk yaralanmalarının önemli bir kısmı kemik ve eklem yaralanmaları olur. Çocuk kırıklarının yetişkin kırıklarından önemli farkları vardır. Bunların en önemlisi, ‘büyüme kıkırdağı’ olarak adlandırılan, kemiğin uzamasını sağlayan bölgesinin yaralanmasıdır. Bu bölgelerdeki yaralanmalar, geç ya da uygun olmayan yöntemlerle tedavi edilirse sonraki yıllarda o uzuvda kısalık ve/veya eğriliğe sebep olur.</p>
<p>Büyüme kıkırdağı yaralanmaları, hayati tehlike taşıyan yaralanmalar değildir; ama çocuğun ileriki yıllarda sağlıklı uzuvlara sahip olması için büyük önem taşır. Eğer yapılacak cerrahi girişimle büyüme kıkırdağı doğru tamir edilmezse, bacak hem kısa kalabilir hem de düz değil açılı, yani eğri bir bacak olur. Daha da önemlisi çocuğun boyu uzamaya devam edeceği için, kemik büyümesini tamamlayana kadar kısalık ve eğrilik miktarı da artar.</p>
<p>Büyümenin 17–18 yaşına kadar devam edeceğini düşünürsek, 8–10 yaş grubundaki çocukların, önünde 8–10 senelik bir büyüme potansiyeli olduğu için, hem kısalık hem de eğrilik uzun bir süre artmaya devam eder. Bu nedenle çocukların kemik yaralanmaları, mutlaka bu konuda deneyim sahibi kişiler tarafından değerlendirilmeli ve tedavileri vakit kaybetmeden yapılmalıdır.</p>
<p>Birçok çocuk kırığında güncel tedavi yöntemi, kırık bölgesi hiç açılmadan ‘skopi’ denilen bir röntgen cihazı altında, kırık parçalarının hiç yaralanma olmamış gibi eski haline getirilmesi ve yine kırık bölgesi hiç açılmadan teller ya da vidalar yardımıyla tespit etmektir. Yani hastanın vücudunda ameliyat sonrasında sadece 4–5 tane küçük delik izi kalır.</p>
<p><strong>ÇOÇUKLAR DAHA ÇABUK İYİLEŞİYOR</strong><br />
Bu tür yaralanmalarda kemiğin çeşidine göre iyileşme süresi 4 ila 8 hafta arasında değişir. El bileği kırığı ortalama 4 haftada iyileşirken, kalça kırığı 6-8 haftada iyileşir.</p>
<p>Çocukların erişkinlere göre hem ruhsal hem de bedensel olarak adaptasyon yetenekleri daha yüksek olduğu için, tedavi süreleri daha kısa olur. Çünkü çocukların bütün dokuları çok elastiktir, alçılı tedavide erişkinler gibi kolayca eklem sertliği gelişmez.</p>
<p>Bu nedenle hem tedavi sonrası alçı yapılacaksa alçıya çok çabuk alışırlar, hem de alçı çıktıktan sonra hayata geçiş döneminde çok çabuk uyum sağlarlar. Buna bağlı olarak çocukların fizik tedavi süresi de çok daha kısa olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-buyume-kikirdagi-yaralanmalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Spor çocuğu geliştiriyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/spor-cocugu-gelistiriyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/spor-cocugu-gelistiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 12:59:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğu]]></category>
		<category><![CDATA[faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[geliştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2606</guid>
		<description><![CDATA[Hareket ve sporun çocuğun sağlıklı büyüyüp gelişmesinde çok önemli katkısı olduğunu söyleyen uzmanlar, sporun çocuğu fiziksel, sosyal ve bireysal açıdan geliştirdiğini belirtiyor.

İSTANBUL &#8211; Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Nadire Berker, sporun çocuklar üzerindeki etkilerini şu şekilde özetliyor:
Fiziksel açıdan kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir, erişkin dönemde oluşabilecek kalp ve akciğer hastalığı riskini en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hareket ve sporun çocuğun sağlıklı büyüyüp gelişmesinde çok önemli katkısı olduğunu söyleyen uzmanlar, sporun çocuğu fiziksel, sosyal ve bireysal açıdan geliştirdiğini belirtiyor.</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2607" title="cocukvespor" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/cocukvespor.jpg" alt="" width="430" height="323" /></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Nadire Berker, sporun çocuklar üzerindeki etkilerini şu şekilde özetliyor:</p>
<p>Fiziksel açıdan kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir, erişkin dönemde oluşabilecek kalp ve akciğer hastalığı riskini en aza indirir. Kasları, eklem bağlarını kuvvetlendirir, eklemleri besler. Mide bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve sosyal açıdan çocuğu geliştirir.</p>
<p>Spor ve egzersizin yararları bilinmekle birlikte başlama zamanı, süresi ve türü tartışmalıdır. Çocukların yetenekleri ve gelişim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için her egzersiz her çocuğa uygun olmaz. En doğrusu çocuğun beceri düzeyine göre ilerlemek, özellikle çok küçük yaş gruplarında çocuğun beceri düzeyine uygun zevkli aktiviteler bulmaktır.</p>
<p>Ana hatlarıyla önerilebilecek aktiviteleri şöyle sıralamak mümkün:</p>
<p><strong>2-3 YAŞ</strong><br />
Bahçede veya oyun alanında koşma, salıncak, oyun bahçesi, su içinde oyunlar, yuvarlanma.</p>
<p><strong>4-6 YAŞ</strong><br />
Dans, yakalama, elim sende oyunları, ip atlama, yakartop, üç veya 4 tekerlekli bisiklet, bu yaştan sonra çocuk takım oyunlarına katılabilir.</p>
<p><strong>ÖNERİLEN OYUNLAR</strong><br />
Yakalamaca, yuvarlanma, ip atlama, yüzme, ebelemece, seksek, frizbi, yürüyüş, bisiklet.</p>
<p><strong>2-6 YAŞ ARASI</strong><br />
Bu yaş grubu çocuklar henüz fırlatma, yakalama, koşma, sıçrama, atlama gibi hareketin temel becerilerini öğrenmektedirler. Bu beceriler merkez sinir sisteminin doğru gelişmesine yardım eder. Bu yaş grubundaki çocuklarda düzenli bir egzersiz programı önerilmez. Temel motor becerileri geliştiren oyunlar oynamak daha doğrudur.</p>
<p><strong>7-10 YAŞ ARASI</strong><br />
Bu grup çocuklar temel hareket becerilerini edinmişlerdir. Hafızaları ve karar verme yetileri gelişkin olduğundan bazı oyunların stratejilerini kavrayabilirler. Ancak bazı organize takım oyunlarının gerektirdiği karmaşık hareket ve becerileri başaramayabilirler. Bu grup çocukların temel becerilerini daha zor oyunlarda kullanabilmeleri için değişik oyunlar oynanabilir. Bisiklet, top oyunları, tenis, masa tenisi, paten, dans, jimnastik, futbol, yüzme önerilebilir.</p>
<p><strong>10 YAŞ VE ÜZERİ</strong><br />
Artık çocuklar karmaşık aktivite gerektiren takım oyunlarına katılabilirler. Futbol ve basketbolda çocuğun fiziksel güvenliği önemlidir. Fiziksel yaralanma riski dışında yarışma sporları ile birlikte kazanma ve kaybetme de başlar. Çocuklar kaybetmeye tahammül edemeyebilirler. Bu nedenle çocuğun doğru yönde odaklanmasına dikkat etmek gerekir. Bu yaşa dek aerobik veya dirençli egzersiz programlarına başlanması doğru değildir. Ergenliğe kadar uzun mesafe koşularına izin verilmemelidir.</p>
<p>10 yaş üzeri çocuklarda orta şiddette bir aerobik egzersiz programına başlanmalıdır. Sıklık en fazla haftada 3 gün olmalı, antremanlar arası bir gün istirahat edilmelidir. Antreman süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Tüm kasları geliştirmek için değişik şekillerde aktiviteler gereklidir. Organize takım sporları, koşu, paten, bisiklet, ip atlama, aerobik, yüzme, kürek, atletizm.</p>
<p><strong>KAS GÜÇLENDİRMEDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR</strong><br />
Tüm güçlendirme aktiviteleri eğitimli personel tarafından denetlenmelidir. Çocuk ne kadar büyük olursa olsun fizyolojik olarak gelişimini tamamlamadığı unutulmamalıdır. Ana amaç tüm egzersizler için doğru tekniğin öğrenilmesidir. Önce teknik öğrenilmeli, direnç daha sonra eklenmeli ve yavaş artırılmalıdır. Doğru nefes tekniği öğretilmelidir. Egzersizin hızı kontrol edilmeli ve ani hızlı germelerden kaçınılmalıdır.</p>
<p>Vücut geliştirme ve ağırlık kaldırma yasaktır. Çok eklemi içeren tam eklem hareket açıklığı gerektiren egzersizler yapılmalıdır. Çocuğun söylenileni anladığından ve yapabildiğinden emin olunmalıdır. Yükler set başına 8-12 tekrar yapabilecek kadar olmalıdır, çok ağır yüklerden kaçınmak gerekir. Tüm ana kas gruplarını içeren 8-10 tane farklı egzersizi iki set halinde yapmak, egzersizler arasında 1-2 dakika dinlenmek gereklidir. Güçlendirme antremanları haftada 2 gün yapılmalı ve diğer zamanlarda farklı aktiviteler önerilmelidir.</p>
<p><strong>ÇOCUK SPORUNDA HASSAS NOKTALAR</strong><br />
Büyüyen bağ ve kemikler: Çocukların kemikleri büyüklerinkinden farklıdır, kemik uçlarında büyüme plağı denilen ve uzamayı sağlayan kısımlar vardır. Bu büyüme plakları kızlarda 13-15, erkeklerde de 15-17 yaşa dek açık ve aktiftir. Kemiğe aşırı yük bindiğinde tendon ve bağlardan çok bu büyüme plakları zedelenir. Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında enflamasyon oluşabilir.</p>
<p>Aşırı kullanım ve zedelenmeler: Çocuklarda fiziksel aktivite tek bir spor değil, çeşitli fiziksel aktiviteleri içermelidir. Uzun saatler süren antremanlar gerektiren koşu, jimnastik ve tenis gibi sporlarda aşırı kullanıma bağlı yaralanma riski artmaktadır. Maratona katılma yaşı da bu nedenle 16’dan 18’e çıkarılmıştır.</p>
<p>Kazanma Hırsı ve Yarattığı Sorunlar: Sporun sadece katılım için olmayıp madalya için yapılması bazı tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Sadece kazanmak için yapılan spor, sporcu için riskler taşır.</p>
<p>Kadın Sporcu Üçlemesi: Kız sporcularda görülen kadın sporcu üçlemesi bunların en bilinenidir. Aşırı antreman sonrasında gelişen anoreksi, amenore ve osteoporoz kız sporcuların sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur.</p>
<p>Madde Bağımlılığı: Ciddi bir problem çocuk ve ergen sporcularda ergojenik maddelerin kullanımıdır. Profesyonel sporcuların daima kazanım mentalitesi ergen amatör sporculara da yerleştikçe madde kullanımı artmaktadır. Erken cinsel gelişme gösteren sporcularda steroidli maddelerin kullanımı araştırılmalıdır. Genç sporcular üretici firmalar tarafından güvenli oldukları iddia edilen beslenme desteği ürünlerini de kullanmaktadırlar. Kreatin ve androstenedione gibi maddeler internet üzerinden satılabilmektedir. Ancak bu maddelerin çocuk ve ergenlerde uzun vadede güvenli olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Koçlarının bile bu konuda teşvik ettiği genç sporcuları bu tür maddelerin kullanımından korumak hekimin ve ailenin birincil görevidir.</p>
<p>Aşırı Kullanım Sendromları: Genç sporcularda görülen ortopedik sorunların üzerinde önemle durulmalıdır. Yüzücülerde omuz sorunları ve koşucularda bacak ağrıları (shin splints) en sık gözlenen aşırı kullanım sendromlarıdır. Aşırı kullanım sendromlarını tanıyarak erkenden önlem alınırsa bunların stres kıırıklarına yol açmaları önlenebilir.</p>
<p>Spora Bağlı Yaralanmalar: Bu tür yaralanmalar daha çok maç ve yarışma esnasında meydana gelmektedir. İyileşme sürecinde pasif değil, aktif bir istirahat gerekir, çocuğun tekrar spora dönebilmesi için konuda deneyimli bir hekim tarafından izlenmesi ve tedavisinin doğru planlanması şerttır. Futbol gibi saha sporlarında en sık diz ve ayak bilek yaralanmaları, yüzme gibi tekrar eden aktivite içeren sporlarda ise aşırı kullanım sendromları gözlenmektedir.</p>
<p><strong>ÇOK AKTİF ÇOCUKLARDA EN SIK GÖZLENEN YARALANMALAR</strong><br />
Akut yaralanmalar ani ve travma sonrası olur. Küçük yaşlarda ezilme, burkulma ve zorlanmalar görülür. Ergenlerde kemik kırıkları ve bağ kopmaları olabilir. Yaşa bağlı olmaksızın gözde kanama, retina ayrışması, kornea çizilmesi; kemik kırıkları, bağ yaralanmaları, beyin zedelenmeleri, omurilik yaralanmaları görülebilir. Bu tür akut yaralanmaların nedenleri ekipmanın doğru olmayışı veya gerektiği gibi kullanılmayışıdır. Örneğin basketbol ve raket sporlarında göz yaralanmaları nadir değildir.</p>
<p>Aşırı Kullanım Yaralanmaları: Aşırı kullanım yaralanmaları çocukların büyüme gelişmelerini etkilediğinden erişkinlerdekinden daha önemlidir. Kemik ve eklemlerin çok fazla stres altında kalması sonucu görülür.</p>
<p>Ayak bileği burkulmaları: Yaşı büyük çocuklarda ayakbileği bağlarında gerilme veya kopma bilek kırıklarından daha sıktır. Hemen tedavi edilmelidir.</p>
<p>Kırıklar: Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında kırıklar oluşabilir.</p>
<p>Sever hastalığı: Topuk ağrılarıyla karakterizedir. Topuk kemiğinin büyüme noktasının aşırı kullanıma bağlı enflamasyonundan olur.</p>
<p>Ön diz ağrısı: Diz kapağının altında hissedilir. Diz hassas ve şiş olabilir. Genellikle uyluk etrfaındaki ana kas grupları olan kuadriseps ve hamstring kaslarının gerginliği sonucu oluşur.</p>
<p>Yüzücü omzu: Yüzmedeki tekarlayıcı kol atma hareketine bağlı olarak omuzun şişmesidir. Ağrı aralıklı olarak başlayıp giderek müzminleşebilir.</p>
<p>Bacak ağrıları (shin splint): Bacakların baldır kısımlarında ağrı ve rahatsızlık hissi mevcuttur. Aşırı antreman veya sert zeminde yapılan antremanlardan sonra gözlenir.</p>
<p>Spondilolizis: Bel kaslarının tekrarlayıcı dönme, geriye veya öne bükülme hareketleri sonucu zedelenmesinden olur ve sürgen bel ağrısına yol açar. Futbol, jimnastik, güreş gibi sporlarda sıktır.</p>
<p><strong>Aşırı Kullanım Sendromlarını Artıran Faktörler</strong><br />
Hızlı büyüme dönemleri veya esneklik-kuvvet arası farklar<br />
Yetersiz ısınma<br />
Aşırı aktivite<br />
Kötü teknik<br />
Uygunsuz ekipman</p>
<p>Tekrarlayan yaralanmalar<br />
Yaralanma yeterince iyileşmeden spora dönüldüğünde gözlenir. Tam iyileşmeden spora dönen sporcunun yeniden yaralanma riski çok yüksektir. Vücut yaralı ve taze iyileşmiş kısmını kullanamadığından onu kompanse etmek için gereksiz veya hatalı hareketler yapabilir. En iyi çare tamamen iyileşmeyi beklemektir. Spor öncesi düzenli biçimde ısınma ve sonrasında da soğuma yapmak gereklidir. Müsabakaya çıkış da yavaş yavaş olmalıdır.</p>
<p><strong>YARALANMAYA YOL AÇAN FAKTÖRLER</strong><br />
Genelde 8 yaş altında çocuklar hala büyümekte oldukları için refleks ve tepki zamanları yavaştır, koordinasyonları tam değildir. Çocuklar farklı yaşlarda olgunlaştıkları için de aynı yaşta bile olsalar bazen boy ve kiloları arasında anlamlı farklar görülür. Farklı boyutlarda çocuklar aynı yaşta oldukları için birbirleriyle maç yaptıklarında yaralanma riski doğar. Çocuklar büyüyüp güçlendikçe de bu risk daha da artar.</p>
<p>Ayrıca çocuklar bazı aktivitelerin risklerini erişkinler kadar iyi değerlendiremediklerinden farkında olmadan çok riskli durumların içine girebilirler. Temas sporlarında yaralanma riski yüksektir. Futbol diğer sporlara göre daha tehlikelidir. Boks ise çocuklar için uygun değildir. Astıımlı çocuklar spor yapamaz diye bir şey yoktur. İlaçlarla kontrol altında tutulan astımlı çocuklar da yaşıtları gibi spor yapabilirler.</p>
<p>ÇOCUĞA SPOR AYAKKABI ALIRKEN<br />
Çocukların ayakları sürekli büyür. Bu nedenle ayakkabının burnu ile en uzun parmağın ucu arasında bir parmak mesafe olmalıdır. Dükkanda çocuğa her iki ayakkabı da giydirilmeli, içinde her gün giydiği normal çorapları olmalı, ayakkbı bağcıkları bağlanmalıdır. Birkaç dakika içinde aykkabının uyup uymadığı anlaşılır. Ayaklar akşamüzeri hafifçe şişeceğinden ayakkabı alışverişine akşam üzeri gidilmelidir.</p>
<p>Küçük çocuklarda birçok spor için çok amaçlı ayakkabı yeterlidir. Koşu ayakkabısı çok amaçlı bir ayakkabı olarak uygun değildir, çünkü koşu ayakkkabıları yana doğru harekete izin vermediklerinden yaralanma riskini artırırlar.</p>
<p>On yaşından sonra performansı artırıp ayakları korumak için spora özgü ayakkabılar seçilebilir. Koşu ayakkabısı dışında bütün ayakkabılar genç sporcunun ayağına zarar vermeden birbiri yerine kullanılabilirler.</p>
<p><strong>ÇOCUĞUNUZ EMİN ELLERDE Mİ?</strong><br />
Antrenörün güvenlik ve emniyete verdiği önem, tüm katılanları oyuna dahil edip etmediği, kazanma-kaybetmeye olan yaklaşımı, çocuğa verdiği hedefler, antreman öncesi ısınma-soğuma periodları, çocukların fiziksel gelişim ve beceri düzeylerine göre gruplandırılması gibi faktörler çocuğun emniyeti açısından önemlidir.</p>
<p><strong>ANNE-BABALARA ÖNERİLER</strong><br />
Tüm ana babalar çocuklarını başarılı birer sporcu olarak görmek isterler ancak çocuğa çok fazla baskı yapmak fiziksel ve ruhsal sıkıntılar yaratabilir. Çocuk spordan hoşlanmalıdır, zorlanırsa hayat boyu spordan nefret edebilir.</p>
<p>Üç çocuğu da aktif sporcu olan bir ebeveyn olarak, sporun çocuklara verdiği zevkin yakın tanığıyım. Ancak aşırı heyecanlı ve ihtiraslı anne babalarla antrenörlerin çocuklara verdikleri zararı da yakınen gözledim. Çoğu antrenörün çocuğu fair play, beceri ve eğlenceyi öğretmekten çok kazanmaya ittiğinin farkındayım. Spor bir stres değil eğlence kaynağı olmalıdır. Spor faaliyeti çocuğa hayattaki herhangi bir sorunla başa çıkmayı öğretmenin eğlenceli bir yoludur. Çocuklar kaybettikleri zaman cezalandırılmak yerine ellerinden geleni yaptıkları ve yeni beceriler öğrendikleri için ödüllendirilmelidir.</p>
<p>Her çocuk farklı hızda olgunlaştığından takım sporu yaşı çocuktan çocuğa değişir. Bazen anne-babalar çocuğu bir spora iter ve onda çok başarılı olmasını bekler. Bu durumda çocuk her gün çok uzun süreyle antreman yapar. Ergenlik öncesi çocuklarda bu doğru değildir. Erken yaşta çok sayıda sporu öğrenen bir çocuk ileriki yaşlarda spesifik bir sporda dahja kolayca mükemmele ulaşmaktadır. Genelde 12 yaş öncesinde çocuklar antreman stresi ve sosyal yaşamlarına olan etkisi ile başa çıkacak kadar güçlü değildirler. Bu nedenle çocukların 12 yaşından önce tek bir sporda özelleşmeleri iyi değildir.</p>
<p>Özellikle gün boyu uzun saatler antreman yapmayı gerektiren yüzme, buz pateni, jimnastik gibi sporlarda sizin değil, çocuğun gönlünün bu işin içinde olduğundan emin olun. Çocuğa çok fazla performans baskısı yüklemeyin. Saha sporlarında koşu ayakkabıları kullanmasına izin vermeyin, ayak bileği burkulabilir. Ayakkabıları sık sık değiştirin. Hangi spor olursa olsun koruyucu aksam kullanın. Her zaman olumlu ve cesaret verici olun. Kişisel beceri ve kazanma yerine katılım ve elinden geleni yapmanın önemli olduğunu vurgulayın. Kendiniz de iyi örnek oluşturun. Asıl amacınızın çocuğunuzun sağlıklı, mutlu ve üretken bir erişkin olması olduğunu unutmayın.</p>
<p><strong>SIK SORULAN SORULAR</strong><br />
Çocuğuma sporu nasıl sevdirebilirim?<br />
Televizyon seyretmesini ve bilgisayar oyunlarını kısıtlayın. Kendiniz de spor yaparak ona örnek olun. Birlikte yapabileceğiniz koşu, yüzme, bisiklet, tenis basketbol gibi bir spora başlayın.</p>
<p><strong>Aşırı yorulmalarını nasıl önlerim?</strong><br />
Çocuğa serbest oyun zamanı tanıyın. Çok sayıda spora katılmak çocuğun motor becerilerini arttırır, sportmenlik, kendine güven duygularını geliştirir, sosyal yönden çocuğu zenginleştirir. Tek bir spora yönelmesini önleyin. Çocuk antremana gitmek istemiyorsa, veya antreman öncesi mutsuzsa durumu araştırın.</p>
<p><strong>Maçlarda nasıl davranmalıyım?</strong><br />
Sadece çocuğunuz için değil, tüm takım için tezahürat yapın. Çocuğunuzu müsabaka sırasında karışmayın, antrenörlük yapmaya kalkışmayın. Duygularınızı dizginleyin, çocuğunuzu destekleyin ama hep seyirci alanında kalın. Antrenörlere, hakemlere teşekkür etmeyi unutmayın.</p>
<p>Çocuğumun kilo kaybetmesi gerek, ne yapmalıyım?<br />
Çocuğunuzu doktora götürüp durumu açıklayarak uygun bir diyet önerisi alın. Hiç bir zaman kilo kaybetttiren ilaçlar, laksatifler, idrar söktürücüler, aşırı kalori kısıtlaması, lastik giysiler, saunalar gibi sağlığı tehdit eden yollara başvurmayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/spor-cocugu-gelistiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon çocuklarda tansiyon yapıyor!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/televizyon-cocuklarda-tansiyon-yapiyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/televizyon-cocuklarda-tansiyon-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 11:48:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2603</guid>
		<description><![CDATA[3-8 yaş arası 100 çocuk üzerinde yapılan araştırma, ekran önünde fazla zaman geçirmenin çocuklarda yüksek tansiyon riskini önemli derecede artırabileceğini gösterdi.

ANKARA &#8211; Fazla televizyon izlemenin, çocuklarda yüksek tansiyona neden olabileceği bildirildi.
ABD&#8217;nin Michigan Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının 3-8 yaşındaki 100 kadar çocuk üzerinde yaptığı araştırma, ekran önünde fazla zaman geçirmenin çocuklarda yüksek tansiyon riskini önemli derecede artırabileceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>3-8 yaş arası 100 çocuk üzerinde yapılan araştırma, ekran önünde fazla zaman geçirmenin çocuklarda yüksek tansiyon riskini önemli derecede artırabileceğini gösterdi.</strong></p>
<p><img title="tv_cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/tv_cocuk.jpg" alt="" width="298" height="192" /></p>
<p>ANKARA &#8211; Fazla televizyon izlemenin, çocuklarda yüksek tansiyona neden olabileceği bildirildi.</p>
<p>ABD&#8217;nin Michigan Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının 3-8 yaşındaki 100 kadar çocuk üzerinde yaptığı araştırma, ekran önünde fazla zaman geçirmenin çocuklarda yüksek tansiyon riskini önemli derecede artırabileceğini gösterdi.</p>
<p>Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine dergisinin bu ayki sayısında yayımlanan araştırmada Dr Joey Eisenmann ve ekibi, bir hafta 111 kız ve erkek çocuğun gün içindeki hareketlerini hareket algılayıcı küçük aygıtlarla gözledi. Ayrıca bilim adamları, ebeveynlerden çocukların televizyon veya bilgisayar karşısında ne kadar vakit geçirdiklerini ve okuma gibi fazla fiziksel hareket gerektirmeyecek işlere ne kadar zaman ayırdıklarını öğrendi.</p>
<p>Çocukların günde, ortalama bir buçuk saati televizyon ya da bilgisayar karşısında olmak üzere 5 saat &#8216;oturarak&#8217; vakit geçirdiği belirlendi.</p>
<p>Araştırmacılar, televizyon karşısında en fazla vakit geçiren çocukların tansiyonunun, günde yarım saatten az televizyon izleyen çocuklara göre, kiloları ne olursa olsun, 5-7 birim fazla olduğunu gördü.</p>
<p>Dr Eisenmann, hareketsizlik ile aşırı kilo, aşırı kilo ile yüksek tansiyon arasında bağlantı olduğunun daha önce saptandığını, ancak ilk kez hareketsiz yaşam ve kilodan bağımsız olarak yüksek tansiyon arasında doğrudan bağlantı belirlendiğini vurguladı.</p>
<p>Tansiyonun yükselmesine ekran karşısında fazla kalmaya bağlı uyku bozukluklarının neden olabileceğini belirten bilim adamları, bu durumun televizyonun metabolizmayı oturarak yapılan başka işlerdekinden daha az harekete geçirmesinden de kaynaklanıyor olabileceğine dikkati çektiler.</p>
<p>Televizyon ile yüksek tansiyon arasındaki ilişkinin tam olarak aydınlatılmasını beklerken, bilim adamları, 2 yaşından küçük çocukların televizyon karşısına &#8216;bırakılmaması&#8217; önerisinde bulundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/televizyon-cocuklarda-tansiyon-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlaçların kötüye kullanımı artıyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/ilaclarin-kotuye-kullanimi-artiyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/ilaclarin-kotuye-kullanimi-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 11:42:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kötüye kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2600</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilaçları alarm veriyor. ABD&#8217;de son 8 yılda ilaçların kötüye kullanımında yüzde 76 artış gözlendi&#8230;

CHICAGO &#8211; Uzmanlar, &#8220;kafayı bulmak&#8221; veya zihni açmak için Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ilaçlarını kullanan çocukların, bu ilaçların bilinçsiz kullanımının, aralarında ajitasyon, hızlı kalp çarpıntısı, tansiyonun aşırı derecede yükselmesinin de bulunduğu, ciddi, bazen hayati tehlikesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilaçları alarm veriyor. ABD&#8217;de son 8 yılda ilaçların kötüye kullanımında yüzde 76 artış gözlendi&#8230;</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2601" title="ilac" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/ilac.jpg" alt="" width="410" height="273" /></p>
<p>CHICAGO &#8211; Uzmanlar, &#8220;kafayı bulmak&#8221; veya zihni açmak için Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ilaçlarını kullanan çocukların, bu ilaçların bilinçsiz kullanımının, aralarında ajitasyon, hızlı kalp çarpıntısı, tansiyonun aşırı derecede yükselmesinin de bulunduğu, ciddi, bazen hayati tehlikesi bulunan semptomlara yol açabileceğinin farkında olmadıklarının altını çizdi.</p>
<p>Cincinnati Çocuk Hastanesi Tıp Merkezi&#8217;nden araştırmacılar tarafından yapılan ve Pediatrics dergisinin Ağustos sayısında yayımlanan bilimsel çalışma, ABD&#8217;de son 8 yılda bu ilaçların kötüye kullanımında yüzde 76 oranında artış görüldüğünü ve bununla ilgili olarak 4 ölüm vakasına rastlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Yaptıkları bilimsel çalışmada, Amerikan Zehir Kontrol Merkezleri Birliği&#8217;nin 1998-2005 yılları arasında açıkladığı verileri değerlendiren araştırmacılar, bu süre içinde ABD çapında DEHB ilaçlarının ve özellikle de uyarıcıların, ergenlik çağındakilerce kötüye kullanımına ilişkin bildirimlerin yılda 330&#8242;dan 581&#8242;e yükseldiğini ve 4 ölüm vakasına rastlandığını belirtti.</p>
<p>Genelde, ergenlik çağındakilerin yüzde 42&#8217;sinde orta ve şiddetli yan etkiler görüldüğünü kaydeden araştırmacılar, bu çocukların çoğunun durumunun hastanelerin acil servislerinde tedavi altına alınmasını gerektirecek kadar ciddi olduğuna işaret etti.</p>
<p>Bilimsel araştırmayı kaleme alan, Cincinnati Çocuk Hastanesi Tıp Merkezi&#8217;nin Uyuşturucu ve Zehir Enformasyon Merkezi tıp direktörü Dr. Randall Bond, pek çok vakada zehir kontrol merkezlerinin haberdar edilmemesi nedeniyle ilaçların kötüye kullanımı sonucu ortaya çıkan kötü yan etkilerden rahatsız olan ergenlik çağındakilerin gerçek sayısının, araştırmada açıklanan rakamların çok üstünde olmasının kuvvetle muhtemel olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>ABD&#8217;nin New York kentinde bulunan, Uyuşturucusuz Amerika için Ortaklık adlı kuruluşun başkanı Steve Pasierb, söz konusu bilimsel çalışmanın kamuoyuna duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, durumun ciddiyetine işaret ederek, &#8220;İnsanlar &#8216;bu ilaç Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi tarafından onaylanmış, ne kadar tehlikeli olabilir ki?&#8217; diyorlar&#8221; dedi.</p>
<p>DEHB ilaçlarının kötüye kullanımında 1998-2005 yılları arasında görülen artışın, ergenlik çağındakilerin içinde bulunduğu toplam uyuşturucu madde kullanımında görülen artışı geride bıraktığına dikkati çeken Pasierb, bunun ABD&#8217;deki DEHB tedavisi çerçevesinde 10-19 yaşlarındakiler için yazılan ilaçların yüzde 86 oranında artarak 4 milyondan yaklaşık 8 milyona çıkmasıyla paralellik gösterdiğini vurguladı.</p>
<p>Kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/ilaclarin-kotuye-kullanimi-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahvaltıyı atlayan çocuk dikkatsiz oluyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kahvaltiyi-atlayan-cocuk-dikkatsiz-oluyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kahvaltiyi-atlayan-cocuk-dikkatsiz-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 09:50:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[atlayan]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatsiz oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltısını]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2589</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenme ve algılama faaliyetlerinde çok etkili olduğu için çocuğa kazandırılması gereken en önemli beslenme alışkanlığı kahvaltı. 

Beslenme alışkanlıkları hayatın her döneminde farklı etkileri ile yaşam kalitesini şekillendirir. Fakat en önemlisi bu alışkanlıkların temelinin atıldığı çocukluk dönemidir.
International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, kahvaltı yapmadan okula giden bir çocuğun gün içindeki dikkat ve algılama faaliyetinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öğrenme ve algılama faaliyetlerinde çok etkili olduğu için çocuğa kazandırılması gereken en önemli beslenme alışkanlığı kahvaltı. </strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2590" title="kahvalti" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/kahvalti1.jpg" alt="" width="298" height="236" /></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları hayatın her döneminde farklı etkileri ile yaşam kalitesini şekillendirir. Fakat en önemlisi bu alışkanlıkların temelinin atıldığı çocukluk dönemidir.</p>
<p>International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, kahvaltı yapmadan okula giden bir çocuğun gün içindeki dikkat ve algılama faaliyetinin çok düşük olduğunu söyledi, kahvaltının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocuklarda en sık görülen sorunlar dikkat azlığı, öğrenmede zorlanma, problem çözmede güçlük fiziksel güç azlığına bağlı kas koordinasyonunda azalmadır. Tüm aile bireylerinin bulunacağı bir kahvaltı sofrası hazırlamak, kahvaltı alışkanlığı kazandırmak için ilk adım olmalıdır.</p>
<p><strong>YEMİYOR DİYE ÜZÜLMEYİN</strong><br />
Ailelerin sıklıkla en büyük şikayetleri çocuklarının bir şey yemediği şeklindedir. Her çocuğun besin gereksinimi, çocuğun yaşına, ağırlığına, boyuna ve fiziksel aktivitesine bağlı olarak farlılık gösterir.</p>
<p>Bir çocuğun sağlıklı bir beslenme alışkanlığı olup olmadığını değerlendirmek için her besin grubundan ne kadar tükettiği ve bunların dağılımı göz önünde bulundurulmalıdır. İkinci planda ise bu besinleri hangi sıklıkla ve ne şekilde tükettiği önemlidir. Okul öncesi dönemde aileden etkilenen beslenme alışkanlıkları okul ile birlikte arkadaş, öğretmen gibi kişilerden de etkilenir. Aileden sonra okulda da beslenme eğitimi verilmesi çok önemlidir.</p>
<p><strong>DOĞRU YEME ALIŞKANLIĞINI KAZANDIRMAK İÇİN</strong><br />
Anne ve babalar çocuklarının yeme alışkanlıkları konusunda yanlış davranışlarda bulunabiliyor. Diyet uzmanı Dilem İrkin, bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Çocuklarınız yemek yerken oturmaya teşvik edin. Ayakta dururken, yürürken veya yatakta uzanmış bir şekilde yemek yemesini engelleyin.<br />
Çocuğunuzu yemekle değil, sevgiyle ödüllendirin. Çocuğu yemekle ödüllendirmek veya cezalandırmak yemekle ilgili sağlıksız alışkanlıklar kazandırmaya neden olur.<br />
Onların besin seçme ve bazı besinleri reddetmelerine izin verin.<br />
Çocuklarınızı “hayır, teşekkür ederim” demeye teşvik edin. Besin seçimi yapabilmek çocuğun edinmesi gereken bir davranıştır. Eğer çocuğunuz bir besin grubundaki tüm besinleri 2 haftadan daha fazla süre ile reddediyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır.<br />
“Yasaklanmış” yemek kavramından kaçının.<br />
Bu davranış o yiyeceği daha çok istemesine neden olabilir.</p>
<p>Servis şekli değiştirilerek sağlıklı beslenme planının bir parçası olabilir.<br />
Çocuklarınızı kendi kendine servis yapmaya teşvik edin. Bu davranış şekli onların özgüven kazanmaları için de çok önemlidir.<br />
Eğer çocuğunuz öğle öğününü okulda tüketiyorsa, okulda çıkan yemeklerin çocuk beslenmesine için ne kadar uygun olduğu sorgulanmalıdır.<br />
Sunulan yemeklerin her besin grubundan besin içerip içermediğine bakılmalıdır.<br />
Okul menüsünde çocukların büyüme ve gelişiminde ilk sırada olan protein grubundan (et, süt, yoğurt, kuru baklagiller vs.) bir besin mutlaka olmalıdır.<br />
İkinci yemek seçimi ise temel enerji kaynağı olan karbonhidratlardan (makarna, pilav, börek vs.) sağlanmalıdır.<br />
Üçüncü besin, ise diğer iki besinin tamamlayıcısı olmalıdır. (Yoğurt, sütlü tatlı, salata, ayran gibi.)</p>
<p>Yine bu menüdeki yemeklerin çocukların çiğneme ve yutma faaliyetlerine uygun olup olmadığı önemlidir.<br />
Koku, görüntü, lezzet çok iyi sağlanmalı çocuğun besinden uzaklaşmasına neden olunmamalıdır.<br />
Yemekler çocukların sevdiği yiyeceklerden, uygun hijyen ve pişirme yöntemlerine göre hazırlanmalıdır.</p>
<p><strong>HANGİ BESİNDEN NE KADAR ÜKETMELİ?</strong><br />
Birçok farklı besin büyüme, enerji ve sağlık için gereken temel besin öğelerini sağlarlar. Bu besin öğelerini içeren besin grupları ise şunlardır:</p>
<p>Birinci grup: Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller bu grupta yer alır. Bu gruptaki besinler iyi kalite protein ve minerallerce zengindir. Özellikle büyüme ve gelişme, doku kazanımı için bu gruptaki besinler oldukça önemlidir. Bu gruptaki besinlerden günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.</p>
<p>İkinci grup: Süt, yoğurt, peynir, süt ürünleri bu gruptadır. Bu gruptaki besinler kemiklerin, dişlerin gelişimi için gerekli kalsiyum, A-B vitamini ve iyi kalite protein içermektedir. Günde 300 &#8211; 400ml.süt ya da yoğurt ve bir kibrit kutusu kadar peynir tüketilmelidir.</p>
<p>Üçüncü grup: Bu grupta temel enerji kaynağı besinler, tahıllar yer alır. Bitkisel protein ve B vitamini bulunur. Günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.</p>
<p>Dördüncü grup: Sebze ve meyve grubudur. C vitamininden zengindir. Bir günde 3-4 porsiyon tüketilmelidir.</p>
<p>Beşinci grup: Şeker ve yağlar bu gruptadır, enerji sağlarlar. Aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.</p>
<p>Eğer çocuğunuz okulda, evden getirdiği besinlerle bir öğün tüketiyorsa, besin seçimi iyi yapılmalıdır. Besin seçilirken çocuğunuzun sevdiği besinlerden seçmeye, bir öğünde tüketebileceği miktarlarda, uygun saklama koşullarında hazırlamaya özen göstermelisiniz.</p>
<p><strong>BESLENME ÇANTASINA NELER KOYABİLİRSİNİZ?</strong><br />
1- Peynirli bir sandviç veya bir tost<br />
2- İçecek olarak meyve, süt ya da meyve suyu, ayran<br />
3- Ara öğün şeklinde bir öğün tüketilecekse evde yapılmış cevizli ya da meyveli bir kek ya da kurabiye<br />
4- Tahıl gevreği, süt<br />
5- Şarküteri ürünü içermeyen domates, biber, peynirli pizza ya da zeytinli, yumurtalı kanapeler<br />
Kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kahvaltiyi-atlayan-cocuk-dikkatsiz-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her 100 çocuktan biri otistik</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/her-100-cocuktan-biri-otistik/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/her-100-cocuktan-biri-otistik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 09:20:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otistik]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2572</guid>
		<description><![CDATA[ABD hükümetinin yaptırdığı 2 yeni araştırma, her 100 çocuktan birinin otistik olduğunu gösterdi. 

Daha önce bu oranının 150&#8242;de bir olduğunu belirten uzmanlar, hastalıktan haberdar olma ve hastalığın tanımının genişlemesinin otizm tanısındaki artışın sebepleri arasında olabileceğini kaydetti. 2007 tarihli Milli Çocuk Sağlığı Anketine dayanan araştırmalardan biri bugün açıklandı.
Telefonla yapılan anketlerde, 3-17 yaş arasında çocukları bulunan her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD hükümetinin yaptırdığı 2 yeni araştırma, her 100 çocuktan birinin otistik olduğunu gösterdi. </strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2573" title="gulen_bebek" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/gulen_bebek1.jpg" alt="" width="250" height="193" /></p>
<p>Daha önce bu oranının 150&#8242;de bir olduğunu belirten uzmanlar, hastalıktan haberdar olma ve hastalığın tanımının genişlemesinin otizm tanısındaki artışın sebepleri arasında olabileceğini kaydetti. 2007 tarihli Milli Çocuk Sağlığı Anketine dayanan araştırmalardan biri bugün açıklandı.</p>
<p>Telefonla yapılan anketlerde, 3-17 yaş arasında çocukları bulunan her 91 aileden biri, çocuğunun (hastalığın Asperger&#8217;s sendromu gibi daha hafif biçimleri de dahil) otistik olduğunu söyledi.</p>
<p>78 bin aile arasında yapılan ankette ailelere iki temel soru yöneltildi. Ebeveynlere, bir doktor veya bir sağlık yetkilisinin kendilerine, çocuklarında otizm, Asperger&#8217;s sendromu, yaygın gelişme bozukluğu veya başka bir tür otizm hastalığı bulunduğunu söyleyip söylemediği soruldu.</p>
<p>Ailelerin &#8220;evet&#8221; cevabı vermeleri halinde kendilerine çocuklarının halen otistik olup olmadığı sorusu yöneltildi. Her iki soruya da &#8220;evet&#8221; cevabının alınması üzerine araştırmacılar bunu, ailede otistik bir çocuk bulunduğu şeklinde değerlendirdi.</p>
<p>Diğer hükümet araştırması henüz resmi olarak yayımlanmadı. Ancak Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi, cuma günü yaptığı ambargolu basın toplantısında, ön bulguların her 100 çocuktan birinin otistik olduğunu gösterdiğini açıkladı.</p>
<p>Merkezin araştırmasında derinlemesine inceleme yaptığı, belli şehirlerde 8 yaşındaki çocukların eğitim ve sağlık kayıtları gözden geçirilerek, çocuğun hastalık tanımına uyup uymadığının belirlendiği belirtildi.</p>
<p>Otizm uzmanları bu yöntemin telefon anketinden daha kesin sonuç verdiğini ifade ediyor. Philadelphia Çocuk Hastanesi uzmanı ve Amerika Pediatri Akademisi otizm yan komitesi üyesi Dr. Susan Levy, otistik çocuk sayısını belirlemenin çok zor olduğunu çünkü teşhisin çocukların davranış biçimlerine dayandığını söyledi. Levy, &#8220;Şeker hastalığını kan testiyle saptayabilirsiniz ancak şu anda otizmin teşhisinde kullanabileceğimiz biyolojik bir test yok&#8221; dedi.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/her-100-cocuktan-biri-otistik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2 milyon bebek doğarken ölüyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/2-milyon-bebek-dogarken-oluyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/2-milyon-bebek-dogarken-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 09:12:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[doğarken]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ölüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2569</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada her yıl 2 milyondan fazla bebeğin, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı.

JOHANNESBURG &#8211; Dünyada her yıl 2 milyondan fazla bebeğin, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı.
Güney Afrika&#8217;nın Cape Town kentinde yapılan Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Federasyonu&#8217;nun kongresinde açıklanan araştırma, dünyada, daha iyi planlar ve politikalar uygulanmadığı takdirde saatte 230 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada her yıl 2 milyondan fazla bebeğin, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı.</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2570" title="aglayan_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/aglayan_cocuk1.jpg" alt="" width="426" height="310" /></p>
<p>JOHANNESBURG &#8211; Dünyada her yıl 2 milyondan fazla bebeğin, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı.</p>
<p>Güney Afrika&#8217;nın Cape Town kentinde yapılan Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Federasyonu&#8217;nun kongresinde açıklanan araştırma, dünyada, daha iyi planlar ve politikalar uygulanmadığı takdirde saatte 230 bebeğin doğum sırasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle ölmeye devam edeceğini gösterdi.</p>
<p>Araştırmada, dünyada her yıl 1 milyondan fazla bebeğin ölü doğduğu, 900 bin kadarının da doğumdan hemen sonra yaşamını yitirdiği, her yıl ölen 536 bin annenin yaklaşık yüzde 42&#8217;sinin de doğum sırasında hayatını kaybettiği belirtildi.</p>
<p>Anne ve bebek ölümlerinin dörtte üçünün, Afrika ve Güney Asya&#8217;da meydana geldiği kaydedilen araştırma, Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Federasyonu&#8217;nun çıkardığı derginin ekim sayısında da yayımlandı.</p>
<p>Save the Children, Gates Vakfı ve Johns Hopkins Üniversitesi&#8217;nin liderliğinde yapılan araştırmada ayrıca dünyada her yıl 820 bin çocuğun sıtmadan, 280 bininin de AIDS&#8217;ten öldüğüne dikkat çekildi.</p>
<p>Doğumdaki ölümlerin çoğunun, temel bakımda iyileştirmeler ve yerel sağlık çalışanlarının, acil sezaryen ve diğer hayat kurtarıcı teknikler konusunda eğitilmesiyle önlenebileceği belirtilirken, ölümlerin temel nedeninin, yoksulluk olduğu vurgulandı.</p>
<p>Araştırmada, ölümlerin çoğunun, çok az sayıda doktor ve hemşirenin bulunduğu kırsal kesimlerde meydana geldiği, her yıl 136 milyon doğumdan 60 milyonunun, sağlık kuruluşlarının dışında yapıldığı ve Afrika&#8217;daki hastanelerde doğan her 5 bebekten sadece birine, deneyimli personel tarafından bakıldığı da ifade edildi.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/2-milyon-bebek-dogarken-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kreş ayrılma kaygısı yapabilir</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kres-ayrilma-kaygisi-yapabilir/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kres-ayrilma-kaygisi-yapabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 09:01:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[başlama yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kresler]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2565</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğun kreşe başlama yaşının zorunlu haller dışında 3-3.5 olması gerektiği bildirildi.

ANKARA &#8211; Kreş için uygun dönem belirlenirken çocuğun kişilik ve gelişimi ile ona bakan anne-baba ya da bakıcının kişilik yapılarının ve koşullarının da göz önüne alınması önem taşıyor.
Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatri Anabilim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuğun kreşe başlama yaşının zorunlu haller dışında 3-3.5 olması gerektiği bildirildi.</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2566" title="kres" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/kres.jpg" alt="" width="435" height="273" /></p>
<p>ANKARA &#8211; Kreş için uygun dönem belirlenirken çocuğun kişilik ve gelişimi ile ona bakan anne-baba ya da bakıcının kişilik yapılarının ve koşullarının da göz önüne alınması önem taşıyor.</p>
<p>Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Runa İdil Uslu, çocukların kreşe gönderilme yaşının çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Uslu, &#8221;Çocukların normal koşullarda 3- 3.5 yaşında kreşe başlaması uygundur. Annenin çalışıyor olması ya da bakıcı sorunu gibi zorunlu hallerde bile 2.5 yaşına kadar evde bakım yapılması, 2.5 yaşından itibaren kreşe verilmesi uygun&#8221; dedi.</p>
<p>Uslu, çocuğun &#8221;ilk 3 yaş içerisinde kendisine birinci derecede bakım veren kişiye yoğun olarak bağlandığı ve kuvvetli bir ilişki geliştirdiği için bu yaş aralığından önce kreşe verilmesinin uygun olmadığını&#8221; ifade etti.</p>
<p><strong>6. AYDA AYRILMA KAYGISI GELİŞİYOR</strong><br />
Bakım verenle çocuğun arasındaki iletişim biçiminin önemine dikkat çekerek, olumlu bakım koşullarında yetiştirilen bebeklerin her zaman bağlanmayı geliştirdiklerini dile getiren Uslu, &#8221;Bu bağlanma, beraberinde 6 aydan itibaren ayrılma kaygısını getiriyor. Sağlıklı bir çocuk, bu aydan itibaren bağlandığı kişiden ayrılmaya olan itirazını ifade edebiliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Ayrılma kaygısını, 8 aylık bebeğe bir yabancının yaklaşması halinde bebeğin anneye sarılması, yüzünü gizlemesi ya da suratını asması gibi davranış örnekleriyle anlatan Uslu, bu dönemde çocukların yabancılardan hoşlanmadığını, korktuğunu ancak bunların sağlıklı bağlanma işareti olduğunu söyledi.</p>
<p>Uslu, ayrılma kaygısının zaman içinde güçlendiğini, 1.5-2 yaşlarında en üst düzeye çıktığını, becerilerinin gelişimi ile birlikte azaldığını ancak hiçbir zaman sıfırlanmadığını kaydetti.</p>
<p>İyi gelişen bebeklerin, 2.5-3 yaşlarında bakım verenin kısa sürelerle gözünün önünden uzaklaşmasına tahammül edebilecek hale geldiğini anlatan Uslu, &#8221;Bunun da koşulu vardır. Çocuğun annesinden bu şekilde uzaklaşabilmesi için, kreşte bağlanabileceği birisini bulması gerekir. Bu kişi de tercihan öğretmen olmalıdır. Bebek kreşte öğretmenine bağlanabildiği anda annesinden kısa süreli ayrılmaya tahammül edebilecektir, aksi taktirde bağlanacak birisi yoksa çok yoğun ayrılma kaygısı yaşar&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>BEYİN, EN ÇOK OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE GELİŞİYOR</strong><br />
Uslu, kreşe alışma sürecinin çocuğun yapısına göre değiştiğini ancak tüm çocukların belli bir süreden sonra mutlaka birebir ilgilenen kişiden uzaklaşarak kreşe gitmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Çocukların duygularının iyi gelişebilmesi için çevresel uyaranları yeterince alması gerektiğini anlatan Uslu, &#8221;Bunlar karşılıklı iletişim, kitaplar, oyunlar, şekil ve sayı ile ilgili oyunlar, konuşma, dil kabiliyetidir. Bunlar da çevresel uyaranlarla daha hızlı gelişir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Uslu, çocuğun beyin gelişiminin en yoğun okul öncesi dönemde geliştiğine dikkati çekerek, bu nedenle bu süreçte verilecek uyaranların çok önemli olduğunu kaydetti. Çocuğunu kreşe gönderemeyecek durumda olan ailelere de uyarıda bulunan Uslu, &#8221;Bu durumda da evde çocukla zihin gelişimini destekleyecek oyunlar oynanmalı, kitap okunmalı ve konuşarak iletişim kurulmalı&#8221; dedi.</p>
<p>Uslu, çocuğun, kardeşi dünyaya gelmeden kreşe başlatılması gerektiğine de dikkati çekerek, &#8221;Çünkü, çocuk &#8216;kardeşim geldi, beni evden attılar&#8217; gibi bir bağlantı kurabilir. Bu nedenle kardeş doğmadan bir süre önce çocuk kreşe başlatılmalıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kres-ayrilma-kaygisi-yapabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk parklarında hastalık tehlikesi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-parklarinda-hastalik-tehlikesi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-parklarinda-hastalik-tehlikesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 08:31:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[parklarında]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelisi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2561</guid>
		<description><![CDATA[Kedi ve köpeklerin parklara bıraktığı dışkılardaki çeşitli parazit yumurtaları, kum veya toprağa karışarak buralarda oynayan çocuklara bulaşabilir.


KAYSERİ &#8211; Hayvanlardan insanlara geçebilen çok sayıda enfeksiyon bulunuyor ve bu enfeksiyonların yayılmasında evcil hayvanların önemli rol oynuyor.
Son yıllarda çocuk oyun alanı bulunan birçok parkta, özellikle Türkiye&#8217;de yaygın olan mangal alışkanlığı için düzenlemeler yapıldığını belirten Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kedi ve köpeklerin parklara bıraktığı dışkılardaki çeşitli parazit yumurtaları, kum veya toprağa karışarak buralarda oynayan çocuklara bulaşabilir.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2562" title="cocuk_parki" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/cocuk_parki.jpg" alt="" width="410" height="273" /><br />
</strong></p>
<p>KAYSERİ &#8211; Hayvanlardan insanlara geçebilen çok sayıda enfeksiyon bulunuyor ve bu enfeksiyonların yayılmasında evcil hayvanların önemli rol oynuyor.</p>
<p>Son yıllarda çocuk oyun alanı bulunan birçok parkta, özellikle Türkiye&#8217;de yaygın olan mangal alışkanlığı için düzenlemeler yapıldığını belirten Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Helmintoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Alparslan Yıldırım, bu durumun sokak hayvanlarını parklara çeken cezbedici bir faktör olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, bazı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, köpek dışkılarının sahipleri tarafından toplanmadığına, parklarda bunların biriktirilebileceği dışkı kutuları, dışkı poşetleri veya özel tuvaletler bulunmadığına dikkati çeken Doç. Dr. Yıldırım, kedi ve köpeklerin parklara bıraktığı dışkılardaki çeşitli parazitlerin yumurtalarının kum veya toprağa karışarak buralarda oynayan çocuklara bulaşabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>ANİ ÖLÜMLER OLABİLİR</strong><br />
Doç. Dr. Yıldırım, parazit yumurtalarının yerleşmiş olduğu organa veya dokuya göre pnömoni, öksürük, burun akıntısı, solunum hızlanması, zayıflama, karın, kas ve eklem ağrıları, huzursuzluk, sinirlilik, dikkatsizlik ve sara benzeri sinirsel belirtiler ile karaciğer ve dalak büyümesi, körlük ve hareket bozukluğu gibi klinik tablolara neden oabileceğine dikkati çekerek, kancalı kurt larvalarının ise çoğunlukla insan derisi altında tüneller meydana getirdiğini ve buralarda amaçsızca dolaşarak ağrılı deri lezyonlarına, bazen de derinin kalınlaşmasına ve şiddetli kaşıntıya sebep olabildiğini bildirdi.</p>
<p>Hidatik kistlerin de insanlarda büyük boyutlara ulaşabileceğini,yaptığı basınç ve tıkama etkisi sonucu karaciğer, akciğer, böbrek, kalp, pankreas, merkezi sinir sistemi, göz ve uzun kemiklerin ilik boşluğunda çeşitli bozukluklara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şunları kaydetti:</p>
<p><strong>HAYVAN KESİMİ YETERİNCE KONTROL ALTINDA DEĞİL</strong><br />
&#8221;Hidatik kist enfeksiyonu, karaciğerde sarılık ve metabolizma bozulması sonucu çeşitli sindirim bozukluklarına (ishal, iştahta azalma), akciğerdeki kistler solunum yetmezliği ile ortaya çıkan kronik bronkopnömoni semptomlarına, kalpteki kistler kalp yetmezliğine, beyindeki kistler beyin iltihabına, kemiktekiler iskelet bozukluklarına, topallık ve kemik kırılmalarına neden olabilir. Ağır enfeksiyonlarda kansızlık ve zayıflama gibi genel belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca kistlerin patlaması sonucu anaflaktik şok gelişebilmekte ve ani ölüme yol açabilmektedir.&#8221;</p>
<p>Yıldırım, Türkiye&#8217;de hayvan kesimlerinin yeterince kontrol altında tutulmaması ve özellikle Kurban Bayram&#8217;ında eğitimsizlik, bilgisizlik ve dikkatsizlik sonucu çevreye atılan veya köpeklere bilinçsizce yedirilen hidatik kist ile enfekte organların bu hastalığın insanlara geçişini artıran faktörler olarak ortaya çıktığını bildirdi.</p>
<p><strong>HAYVAN DIŞKILARININ TOPLANMASI GEREKİR</strong><br />
Doç. Dr. Yıldırım, hayvan sahiplerine köpeklerini park ve bahçelerde veya halka açık alanlarda gezdirirken dışkılamaları halinde dışkıların toplanması gerektiği bilincinin kazandırılması veya ceza verilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Çocukları hastalıklardan korumak için sahipli köpeklerin gezip spor yapabileceği büyük parklar yapılması gerektiğine işaret eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>&#8221;Toplanan dışkılar için yalnızca bunların atılacağı özel dışkı kutuları dışkı poşetleri bu gibi yerlere konulmalı, park ve bahçelerdeki çocuk oyun alanlarının etrafı kedi ve köpeklerin girişini engelleyecek şekilde düzenlenmeli, sahipsiz kedi ve köpek popülasyonu kontrol altına alınmalıdır.</p>
<p>Uzun dönemde kısırlaştırma sonrası, kulak numarası uygulamasıyla hayvanların izlenmesi, gerektiğinde ulaşılarak çeşitli uygulamaların yapılabilmesine imkan sağlanmalıdır. Bütün bunların yerine getirilebilmesi için de insanların özellikle hayvan sahiplerinin sosyal içerikli projelerle eğitilmesi sağlanmalıdır.&#8221;</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-parklarinda-hastalik-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Otistik çocukların diş tedavisinde zorluk</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/otistik-cocuklarin-dis-tedavisinde-zorluk/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/otistik-cocuklarin-dis-tedavisinde-zorluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 08:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[karılaşınlan]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otistik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[zorluklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2557</guid>
		<description><![CDATA[Van&#8217;daki otistik çocukların aileleri, anestezi cihazının bulunmaması nedeniyle çocuklarının diş tedavisinde sorunlar yaşıyor.


VAN &#8211; 17 yaşında otistik bir çocuğu olan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Gevaş Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Erkan Düz, otistik çocukların diş tedavisinde büyük sıkıntı yaşadıklarını söyledi.
Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) kayıtlarına göre Van&#8217;da 50 otistik çocuk bulunduğunu bildiren Düz, &#8221;Buraya geldiğimizde çocuğumuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Van&#8217;daki otistik çocukların aileleri, anestezi cihazının bulunmaması nedeniyle çocuklarının diş tedavisinde sorunlar yaşıyor.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2558" title="cocuklarin-dis-bakimi" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/cocuklarin-dis-bakimi.jpg" alt="" width="364" height="273" /><br />
</strong></p>
<p>VAN &#8211; 17 yaşında otistik bir çocuğu olan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Gevaş Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Erkan Düz, otistik çocukların diş tedavisinde büyük sıkıntı yaşadıklarını söyledi.</p>
<p>Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) kayıtlarına göre Van&#8217;da 50 otistik çocuk bulunduğunu bildiren Düz, &#8221;Buraya geldiğimizde çocuğumuz beş aylıktı. Van&#8217;da yaşıyor olmak, Ankara ve İstanbul&#8217;dan uzak bir kentte yaşıyor olmak, zihinsel engelliler ve aileleri için büyük bir dezavantaj oluşturmaktadır&#8221; dedi.</p>
<p>DOĞUDA ENGELLİ OLMAK DAHA ZOR<br />
Burada engellilerin haklarının tam olarak uygulanmadığını savunan Erkan Düz, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Türkiye&#8217;de yaklaşık 4 yıl önce çıkan Özürlüler Yasası&#8217;nda, devrim niteliği taşıyan yenilikler yapıldı. Ancak bu yasa Türkiye&#8217;de tam anlamıyla uygulanmadı. Bu uygulama, doğuya doğru geldikçe daha da zayıflamaktadır.&#8221;</p>
<p>Zihinsel engelli çocukların aileleriyle sürekli bir araya geldiklerini ifade eden Düz, bu ailelerle görüştükçe sorunlarının benzer olduğunu gördüklerini, bu sorunlar için birlikte mücadele etmeye karar verdiklerini söyledi.</p>
<p><strong>DİŞÇİ KOLTUĞUNA OTURMAYI KABUL ETMİYOR</strong><br />
Van&#8217;da otistik çocuklarla birlikte rehabilitasyon merkezlerine kayıtlı bin 500 zihinsel engelli çocuğun da bulunduğunu bildiren Düz, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Bütün zihinsel engelli çocukların ve ailelerin en önemli sorunu diş tedavisidir. Bu çocukların hepsinin ağzında çürük diş vardır. Ancak bu çocukların hiçbiri diş hekimi masasına oturmayı kabul etmiyor. Onlardan kan alamazsınız ve incitecek hiç bir şeyi yapamazsınız. &#8216;İğne vurup anestezi yapalım, sonra dolgu vesaire yapalım&#8217; diyemezseniz. Çünkü ağlarlar, ağızlarını kapatırlar ve asla açamazsınız. Dolayısıyla bu çocuklara genel anesteziyle diş tedavisi yapılması gerekiyor.&#8221;</p>
<p>Bir dişin tedavisi için Ankara ya da İstanbul&#8217;a gitmek zorunda kaldıklarını, oralarda ise tedavi için aylarca sonrasına sıra verildiğini anlatan Düz, bu bekleme sürecinde küçük bir çürüğün giderek büyüdüğünü, basit bir dolgu ile kurtarılacak dişin tamamen kaybedildiğini söyledi.</p>
<p><strong>2 YILDIR ANESTEZİ CİHAZI BEKLİYORUZ</strong><br />
Van&#8217;daki sağlık merkezi ve hastanelerde, diş hekimi koltuğunun bulunduğu yerde genel anestezi ünitesinin, bu ünitenin bulunduğu yerlerde ise diş hekimi koltuğu bulunmadığını belirten Düz, sorunun çözümü için 2007&#8242;de Sağlık İl Müdürlüğüne 50 ailenin dilekçe verdiğini bildirdi.</p>
<p>Sağlık Müdürlüğünün bu sorunu gündemine aldığını, yetkililerin bir ünite kurulacağını ve anestezi cihazı alınacağını bildirdiklerini anlatan Düz, &#8221;Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde bir ünite kuruldu ancak bir anestezi cihazı henüz alınmadı. 2 yıldır bir anestezi cihazı bekliyoruz. Keşke bir iş adamı anestezi cihazı bağışlasa da bin 500 çocuğun bu sıkıntısı giderilmiş olsa&#8221; dedi.</p>
<p>Anestezi cihazı alınması için birkaç kez ihale yapıldığını ancak bu ihalelerin iptal edildiğini belirten Erkan Düz, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Bu sorundan dolayı çok sıkıntılıyız. Artık tükenme noktasına geldik. Bu sorunlarımızı valimize anlattık. Bizi dinledi ve yardımcı olacağını söyledi. Ancak aldığımız bilgiye göre Sağlık İl Müdürlüğü yeniden ihale çalışması başlatmış. Bu ihalenin hazırlıkları da en az altı ay sürer.&#8221;</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/otistik-cocuklarin-dis-tedavisinde-zorluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıskançlık kişilik bozukluğuna yol açıyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kiskanclik-kisilik-bozukluguna-yol-aciyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kiskanclik-kisilik-bozukluguna-yol-aciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[açar]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[hamilel]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kte]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2553</guid>
		<description><![CDATA[Kıskançlık, yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanır. Kardeş kıskançlığı ise doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterir. 


İSTANBUL &#8211; Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü&#8217;nden Pedagog Güzide Soyak, &#8220;kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygunun kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir&#8221; diyor.
Soyak&#8217;ın kardeş kıskançlığının doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kıskançlık, yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanır. Kardeş kıskançlığı ise doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterir. </strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2554" title="aglayan_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/aglayan_cocuk.jpg" alt="" width="259" height="269" /><br />
</strong></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü&#8217;nden Pedagog Güzide Soyak, &#8220;kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygunun kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir&#8221; diyor.</p>
<p>Soyak&#8217;ın kardeş kıskançlığının doğru algılanıp sorunsuz atlatılabilmesi için anne babalara şu önerilerde bulunuyor..</p>
<p><strong>KARDEŞ KISKANÇLIĞINDA YAŞANAN ENDİŞELER</strong><br />
Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne-baba tutumları, cinsiyet, yaş faktörü ve aradaki yaş farkı sıkıntıların boyutunda etkili olur.</p>
<p>Çocuk, kendisinin daha az sevildiğini ve ilgi gördüğünü düşünür. Eğer çocuklar arasındaki yaş farkı 2.5-3 yaştan az ise, bu daha yoğun yaşanan bir duygu olur. Birbirine yakın dönemlerde olan çocukların ihtiyaçları da benzerlik taşır. Aynı ilgi ve enerjiyi göstermek, anne ve baba için zorlayıcı olabilir. Gördüğü ilginin</p>
<p><strong>ÇOCUKTA GELİŞEBİLECEK DAVRANIŞLAR</strong><br />
Anneden uzaklaşma ya da daha önceden istemediği şeyleri talep etme gelişebilir.İçe kapanabilir. Uyku ve yemek yeme ile ilgili sorunlar başlayabilir ya da aşırı sinirli olabilir.Alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma, ağlama görülebilir. Kendi başlarına yemek yemek istemeyebilirler. Anne-baba ile birlikte uyumak için hayali korku hikayeleri uydurabilirler.</p>
<p>Anne-babaya ve çevrelerine sözlü ve fiziksel olarak sataşabilirler. Kendisinden istenileni yapmakta isteksiz olabilir.Anneyi kontrol etmek ve sevgisini sık sık sorgulama eğilimi gelişebilir.Okula gitmek ile ilgili sorun çıkartabilir. Bütün bu faktürler anne babanın tutumu ile azalabilir ya da çoğalabilir.</p>
<p><strong>EBEVEYNLER NASIL DAVRANMALI?</strong><br />
Anne ve babalar ne kadar eşit davranırlarsa çatışmanın o kadar az olacağını sanırlar. 5 yaş ile 10 yaşın ihtiyaçları ve bunların çözümünde kullanılan yöntemler aynı olamaz. Çocukların yaş dönemlerine uygun iletişim kurmak gerekir. Taleplerini bununla orantılı olarak değerlendirmek gerekir.Tartışmaların olması olağandır. Bu tartışmaları çözümlerken kişisel sınırlarını da öğrenirler.</p>
<p>Ebeveynler buna ne kadar müdahale ederse, baş etme becerilerinin de gelişmesini engellemiş olurlar. Fiziksel zarar vermedikleri ve birbilerinin haklarını taciz etmedikleri sürece anne-baba müdahale etmemeli, haklı ve haksız ayırımı yapmamalı.Kıskançlığı yoğun yaşayan çocuk ile ilgili, günlük işlerde onun da seçebileceği bir yakından yardım istenmeli. Diğer kardeşin olmadığı baş başa geçirilen saatler de planlanmalı.Unutulmamalı ki, kardeş bile olsalar her çocuğun kişiliği farklıdır. Farklılıklarına saygı gösterilmeli, kızmak yerine duygu ve düşüncelerini dinleyin.</p>
<p>Ev içi ve kardeş ile ilgili günlük sorumluluklar verin ve bunları yerine getirdiğinde sözlü olarak övün.Yeni bir kardeş gelme aşamasında eşyalarını ve oyuncaklarını onun izni olmadan bebeğe vermeyin.3 yaşındaki bir büyük kardeş bebeğin canlı olduğunu ve ona zarar verebileceğini bilemez, ilgisini gösterdiğimiz tepkiye öfke duyar. Zaman içerisinde bizim davranışlarımızla paralel olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirir.Anne ve babanın çocuklar ile ilgili iş paylaşımı yapmış olması gerekir. Anne, bebeği emzirirken baba da büyük çocuğun giysisini değiştirebilir.</p>
<p><strong>ÇOCUK KARDEŞ İSTEMİYORSA&#8230;</strong><br />
Kardeşi olmasını istemeyen bir çocuğun önce duygularını anlamak gerekir. Bu ihtiyacı bütünüyle değerlendirebilecek olgunlukta değillerdir. Anne-babanın yoğun çalışması ve çocuğa vakit ayırması, anne-çocuk ilişkisinin bağımlı olması ve rekabet duygusunun yeterince gelişmemesi ile bağlantılı olarak yeni bir kardeş fikrini ret edebilirler. Bu noktada kararı alması gereken anne ve babadır.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/kiskanclik-kisilik-bozukluguna-yol-aciyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk beslenmesinde üç altın kural</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-beslenmesinde-uc-altin-kural/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-beslenmesinde-uc-altin-kural/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[3]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmesinde]]></category>
		<category><![CDATA[çcouk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat edilecekler]]></category>
		<category><![CDATA[kahvatının önemi]]></category>
		<category><![CDATA[kalori]]></category>
		<category><![CDATA[kan şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[omega]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2550</guid>
		<description><![CDATA[Okul çağı çocukları büyüme ve gelişme döneminde olduklarından, almaları gereken günlük kalori miktarı ve besin dengesi büyük önem taşıyor.


Çünkü çocukluk çağındaki beslenme yetersizliği ve dengesizliği çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, çocuklara evde ve okulda iyi bir beslenme planı yapılmasının önemine değinirken, tuz alımı ve fast food [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okul çağı çocukları büyüme ve gelişme döneminde olduklarından, almaları gereken günlük kalori miktarı ve besin dengesi büyük önem taşıyor.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2551" title="kahvalti" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/kahvalti.jpg" alt="" width="298" height="236" /><br />
</strong></p>
<p>Çünkü çocukluk çağındaki beslenme yetersizliği ve dengesizliği çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>
<p>Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, çocuklara evde ve okulda iyi bir beslenme planı yapılmasının önemine değinirken, tuz alımı ve fast food tarzı beslenmenin kısıtlanmasını, abur cubur tüketilmesinin azaltılmasını öneriyor.</p>
<p>Çocukların yeterli ve dengeli beslenmesi için bütün yiyecek gruplarından, belirli miktarlarda yemesi gerekiyor. Günlük beslenme piramidinin şöyle dengelenmesinde yarar var.</p>
<p><strong>BEYİN VE GÖZ İÇİN OMEGA 3 VE 6</strong><br />
Günlük enerji ihtiyacının yüzde 55-60’ı karbonhidratlardan, yüzde 15-20’si proteinlerden, yüzde 30’u ise yağlardan (yemeklere ilave edilen yağların eşit miktarlarda karıştırılmış olarak, zeytinyağı, soya ve mısırözü gibi bitkisel yağlardan oluşturulması gerekiyor.</p>
<p>Çocuklarda Omega 3 ve Omega 6 gibi yağ asitleri, çocuklarda göz ve beyin gelişimini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini ve kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor.</p>
<p>Bunun için çocukların lahana, brokoli, karnabahar, semizotu ve tüm yeşil yapraklı sebzelerle, balık, ceviz, fındık, badem gibi yiyecekleri diğer besinlerle birlikte düzenli tüketmeleri gerekiyor. Anneler çocuklarının günde ne kadar kalori tüketmeleri gerektiğini merak ediyor. Şengül Sangu Talak, çocukların harcadıkları günlük enerji miktarlarının fiziksel aktivitelerine göre değişeceğini söylüyor.</p>
<p><strong>GÜNLÜK KALORİ MİKTARLARI</strong><br />
Dört-altı yaş grubu çocuklarda ortalama 1800 kalori kcal/gün<br />
9 – 12 yaş erkek çocuklarında 2100 kcal/gün<br />
Kız çocuklarında ise 1700 kcal/gün</p>
<p>Çocuğun günlük enerji ihtiyacının, düzgün öğünler şeklinde ve her besin grubundan belirli miktarlardan bir arada yedirilmek koşuluyla sağlanmasının mümkün olduğuna değinen Şengül Sangu Talak şunları söylüyor:</p>
<p>“Tek tip gıda alımı zararlıdır. Günde bir yumurta, bir-iki kibrit kutusu kadar peynir, iki-üç köfte, 500 mililitre süt veya yoğurt, iki porsiyon sebze, iki-üç porsiyon meyve, 10–12 porsiyon ekmek veya grubundan (1 porsiyon ekmek yerine, iki yemek kaşığı pilav, makarna, bulgur yenilebilir. Bir kase çorba, bir dilim börek tüketilebilir) gıdaların alınması sayesinde, günlük öğünde tüketilmesi gereken besin grupları dengelenmiş oluyor.”</p>
<p><strong>KAHVALTIYI ATLAMAK, ABUR CUBURU SEVDİRİYOR</strong><br />
Anneler okul döneminde çocuklarının beslenmesi konusunda, evde kurdukları düzen ve okul kantinlerindeki sağlıksız gıdaların tüketilmesi sorunu arasında sıkışıp kalıyor. Şengül Sangu Talak, okul çağı çocuklarının sağlıklı beslenmeleri konusunda şu önerilerde bulunuyor:</p>
<p>Okul kantinlerinde satılan cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, poğaça, kek gibi gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarlarda yenilmesini engelleyin. Bu nedenle çocuğunuza verdiğiniz cep harçlığını bu yanlış seçimlerden bolca yapmasına engel olacak şekilde ayarlayın. Beslenmesinde, meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz gibi yararlı, vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek yiyecekler bulundurun.<br />
Kahvaltı, bu yaş grubu için günün en önemli öğünüdür.</p>
<p><strong>KAN ŞEKERİNİ DENGEDE TUTUN</strong><br />
Uzun süren açlıktan sonra enerji ihtiyacının karşılanmasında, vücut için gerekli besin öğelerinin günün ilk saatlerinde vücudun en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde vücuda dengeli bir şekilde alınmasında, kan şekeri düzeylerinin dengelenmesinde, böylece dikkatin derse yoğunlaşmasında, güne daha dinamik başlamalarının sağlanmasında etkili olduğundan kahvaltının yapılmasına çocuklarınızı özendirin.</p>
<p>Tüm bunlardan dolayı; çocuğun enerji deposunu dolduracak, proteinden zengin gıdaları tercih edin. Sürülebilen çikolata, bal, reçel gibi tatlılar yerine kan yapıcı ve kemik gelişimi için kalsiyum içeren pekmeze kahvaltıda yer verin. Genellikle hafta sonu tüketilen yumurta sayıca gerektiğinden az yenir. Oysa yumurta yüzde yüz emilebilen en kaliteli protein kaynağıdır ve kan yapıcıdır. Yanında çay içilmesi demir emilimini engeller, ayrıca çok fazla kaynatılması da besin değerini düşürür.</p>
<p>Kahvaltılara az miktarda ilave edilen domates, salatalık, maydanoz gibi vitamin ve posa içeren sebzeler iştah açıcı ve barsak çalıştırıcıdır. Kahvaltıda sadece ve sürekli mısır gevreği+süt alımı belki pratiktir ama sakıncalıdır.</p>
<p>Okulda verilen alternatifler sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılmasına yönelik olarak seçilmelidir. Okul kantinlerinde taze meyve satılabilir, dengeli hazırlanmış sossuz sandviçler verilebilir. Ayrıca okulda hazırlanan alternatiflerin hazırlama koşullarının hijyenik olması bu çağ çocukların sağlığı için ayrı önem taşımaktadır.<br />
<strong><br />
KAHVALTI ÖRNEKLERİ</strong><br />
Birinci alternatif:<br />
Mısır veya yulaf gevreği, kuru üzüm veya 2-3 kuru kayısı, 6-8 adet fındık kırığı veya 2 ceviz, 1 kivi veya 1/2 muz, süt veya yoğurt.</p>
<p>İkinci alternatif:<br />
1–2 dilim ekmek,  1 tatlı kaşığı pekmez veya bal, 1 yumurta,  1bardak taze meyve suyu</p>
<p>Üçüncü alternatif:<br />
Kaşarlı tost, 5 adet zeytin,  1 bardak süt,  domates</p>
<p>Dördüncü alternatif:<br />
Omlet, bir bardak taze meyve suyu,  1-2 dilim ekmek, 1 tatlı kaşığı  pekmez veya reçel veya marmelat</p>
<p>Beşinci alternatif:<br />
1 Su bardağı süt,  1 muz,  cevizli meyveli kek</p>
<p>ARA ÖĞÜN ALTERNATİFLERİ:<br />
1 elma +5 bisküvi<br />
Meyve suyu +poğaça<br />
Süt + kek<br />
Kuru kayısı+1 avuç fındık<br />
1 meyve+ ceviz</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-beslenmesinde-uc-altin-kural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda uyku problemleri</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-uyku-problemleri/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-uyku-problemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:16:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2547</guid>
		<description><![CDATA[Uykuya dalmakta güçlük, gece yarısı uyanma, kabuslar ve uyurgezerlik çocuklarda sık rastlanan uyku sorunları.

İSTANBUL &#8211; Daha büyük çocuklarda yatağını ıslatma da sorun olabilir. Çocuklar ihtiyaç duydukları uyku süresi ve uykuya dalma süresi açısından farklılık gösterebilir.
Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Özgeneci, çocuklara erken yaşta iyi bir uyku alışkanlığı kazandırmak için alınacak önlemler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uykuya dalmakta güçlük, gece yarısı uyanma, kabuslar ve uyurgezerlik çocuklarda sık rastlanan uyku sorunları.</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2548" title="uyuyan_guzel" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/uyuyan_guzel.jpg" alt="" width="298" height="298" /></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Daha büyük çocuklarda yatağını ıslatma da sorun olabilir. Çocuklar ihtiyaç duydukları uyku süresi ve uykuya dalma süresi açısından farklılık gösterebilir.</p>
<p>Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Özgeneci, çocuklara erken yaşta iyi bir uyku alışkanlığı kazandırmak için alınacak önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>SÜT ÇOCUKLUĞU DÖNEMİ</strong><br />
Yenidoğan çocuklar düzensiz bir uyku düzenine sahiptir  ve bunun olgunlaşması yaklaşık altı ay sürer. Yenidoğan bebekler günde ortalama 16-17 saat uyumalarına rağmen bir kerede ancak 1-2 saat kadar uyurlar. Çocuklar büyüdükçe günlük uyku süresi gittikçe kısalır. Farklı çocukların farklı ihtiyaçları vardır. Altı aylık bir çocuğun bile geceleri kısa bir süre için uyanması normaldir ancak uyanıklık döneminin sadece birkaç dakika sürmesi gerekir.</p>
<p><strong>ÇOCUĞUN GECE RAHAT UYUMASI İÇİN&#8230;</strong><br />
Bebeğinizi mümkün olduğu kadar sakin ve sessiz tutmaya çalışın. Geceyarısı çocuğunuzu beslemek veya altını değiştirmek gerektiğinde onu çok fazla uyarmayın çok fazla uyandırmayın</p>
<p>Çocuğunuzun gündüz çok uzun süre uyumasına izin vermeyin, gün içinde çok uyuyacak olursa gece uyanık olma ihtimali daha fazla olacaktır.</p>
<p>Bebeğinizin uykusunun geldiğine dair ilk belirtide yatağına yatırın . Bebeğinizin  kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesi gereklidir. Bebeğiniz uyuyana kadar onu kucaklamak veya sallamak  geceyarısı uyandığında da aynı şeyleri yapmanızı gerektirir. Bu da çocuğunuzun uyumayı kendi başına yapabilmesini engeller.</p>
<p>Bebeğinizi emzikle yatağa koymaktan kaçının. Emzikle uyumaya alışan bebekler de kendi başlarına emziksiz uyumayı öğrenemezler. Emzikler bebeğin emme ihtiyacını gidermek içindir. Uyku için değil. Bebeğiniz emzikle uykuya dalıyorsa yatağa koymadan önce emziği yavaşça çıkarın.</p>
<p><strong>BEBEĞE MÜDAHALEYİ GECİKTİRİN</strong><br />
Dört ila altı aylık bebeğiniz uyandığında müdahalenizi geciktirin. Bebeğinizi kontrol etmeye gitmek için birkaç dakika bekleyin çünkü bebeğiniz belki de birkaç dakika içinde uykuya yeniden dalabilir. Ağlamaya devam ederse gidip kontrol edin ancak ışığı yakmayın, oynamayın, kucaklamayın veya sallamayın. Eğer ağlama devam ederse biraz daha bekleyip tekrar kontrol edin. Kendisini neyin rahatsız edebileceğini kontrol edin. (Aç olabilir, altını ıslatmış olabilir, ateşli olabilir vb.)</p>
<p>Çocukların uyku pozisyonu ve SIDS (ani beşik ölümü sendromu). Amerikan Pediatri Akademisi sağlıklı çocukların sırtüstü pozisyonda yatırılmasını tavsiye etmektedir. Çünkü son zamanda yapılan çalışmalara göre sağlıklı bir çocuğun uykuda sırtüstü yatmasından doğacak herhangi bir zarar yoktur.<br />
<strong><br />
İLAÇ KULLANMAYIN</strong><br />
Çocuğunuzun uyumasına yardımcı olan ilaçlardan kaçının. Zamanla ilaçlar etkisiz hale gelirler ve bebeğinizin gündüz tam uyanık olmasını engelleyebilirler. Etkileri gece ortasında bitebilir ve gece uyanmalarına neden olurlar. Bazı ilaçlar gece korkularına veya diğer uyku bozukluklarına yol açabilir.</p>
<p>Eğer bebek hasta ise bu öneriler ertelenir. İyileştikten sonra uyku düzeninin tekrar oluşturulmasına çalışılır.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuklarda-uyku-problemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parasetamol aşının etkisini azaltıyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/parasetamol-asinin-etkisini-azaltiyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/parasetamol-asinin-etkisini-azaltiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı kesici]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[antikor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[etken madde]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[parasramol]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2543</guid>
		<description><![CDATA[Araştırma, çocuklara aşı yapıldıktan sonra ateşe karşı verilen ve etken maddesi parasetamol olan ilaçların aşının etkisini azaltabileceğini ortaya koydu.


ANKARA &#8211; 450 çocukla yapılan araştırmayla aşıdan sonraki ilk 24 saatte verilen parasetamollerin gerçekten ateşi düşürdüğü belirlendi, ancak Çek araştırmacıları, ağrı kesici ve ateş düşürücülerin aşının etkisini önemli ölçüde azalttığını saptadı.
Araştırma ekibinin başı Profesör Roman Prymula, parasetamolün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırma, çocuklara aşı yapıldıktan sonra ateşe karşı verilen ve etken maddesi parasetamol olan ilaçların aşının etkisini azaltabileceğini ortaya koydu.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2544" title="cocuk_asi" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/cocuk_asi.jpg" alt="" width="371" height="273" /><br />
</strong></p>
<p>ANKARA &#8211; 450 çocukla yapılan araştırmayla aşıdan sonraki ilk 24 saatte verilen parasetamollerin gerçekten ateşi düşürdüğü belirlendi, ancak Çek araştırmacıları, ağrı kesici ve ateş düşürücülerin aşının etkisini önemli ölçüde azalttığını saptadı.</p>
<p>Araştırma ekibinin başı Profesör Roman Prymula, parasetamolün bazen aileler tarafından önleyici ilaç olarak kullanıldığını, ancak aşı olan çocukların dahil edildiği araştırmanın, bu uygulamanın yararından çok zararı olabileceğini ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Araştırmaya katılan, grip, difteri, tetanos, hepatit B, çocuk felci ve rotavirüs aşısı yapılan çocukların yarısına 24 saat içinde 3 doz parasetamol verilirken, diğer yarısına ilaç verilmedi. İlaç verilen çocukların yüzde 42&#8217;sinin ateşi 38 derecenin üstüne çıkarken, verilmeyenlerin yüzde 66&#8217;sında ateş görüldü.</p>
<p><strong>ANTİKOR SEVİYESİNİ DÜŞÜRÜYOR</strong><br />
Ancak bu çocuklarda aşının etkisi incelendiğinde, parasetamol verilen çocuklardaki antikor seviyesinin düşük olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, bu saptamanın nedenlerinden birinin, parasetamolün, aşının bağışıklık hücrelerinin tepkisine etkisi olması olabileceği görüşünü bildirdi.</p>
<p>Profesör Prymula, Lancet dergisinde yayımlanan makalede, bağışıklık sistemiyle ilgili bu bulguların klinik olarak uygunluğunun bilinmediğini, daha ileri araştırmalara gerek olduğunu vurguladı.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/parasetamol-asinin-etkisini-azaltiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzun süre emzik kullanmak konuşmaya zarar</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/uzun-sure-emzik-kullanmak-konusmaya-zarar/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/uzun-sure-emzik-kullanmak-konusmaya-zarar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 06:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[emzik]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanan]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2540</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı ve Şilili bilimcilerin araştırmasına göre uzun süre emzik kullanan çocuklar, diğerlerine nazaran daha fazla konuşma güçlüğü çekiyor.


WASHINGTON &#8211; Uzun süre emzik emen bebeklerin büyürken konuşma güçlüğü çekme riskinin üç kat daha fazla olduğu bildirildi. Annelerin &#8220;bebeklerinin seslerini keserek kafalarını dinlemek&#8221; için sık sık ağızlarına emzik vererek, aslında onların dillerinin gelişimini geciktirdikleri belirtildi.
Daily Mail&#8217;in haberine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikalı ve Şilili bilimcilerin araştırmasına göre uzun süre emzik kullanan çocuklar, diğerlerine nazaran daha fazla konuşma güçlüğü çekiyor.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2541" title="bebek" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/bebek.jpg" alt="" width="272" height="204" /><br />
</strong></p>
<p>WASHINGTON &#8211; Uzun süre emzik emen bebeklerin büyürken konuşma güçlüğü çekme riskinin üç kat daha fazla olduğu bildirildi. Annelerin &#8220;bebeklerinin seslerini keserek kafalarını dinlemek&#8221; için sık sık ağızlarına emzik vererek, aslında onların dillerinin gelişimini geciktirdikleri belirtildi.</p>
<p>Daily Mail&#8217;in haberine göre, Amerikalı ve Şilili bilimcilerin araştırmasında, 3 ila 5 yaşındaki çocukların emzik, parmak ve meme emme alışkanlıklarına bakıldı. Çocuklara ayrıca, konuşmalarının yaşlarına göre normal olup olmadığını anlamak için dil testi uygulandı.</p>
<p>Washington Üniversitesi&#8217;nden Dr. Clarita Barbosa başkanlığındaki ekip, parmaklarını emen veya en az 3 yıl emzik kullanan çocukların konuşma gecikmesi ve problemiyle karşılaşma olasılığının üç kat fazla olduğunu saptadı.</p>
<p>En az 9 aylık olana kadar sadece anne sütü alan, biberon almayan, çocuklarda ise konuşma güçlüğü riskinin daha az olduğu belirlendi. Dr. Barbosa, &#8220;Bu sonuçlar, anne sütü almanın dışında uzun süre emmenin küçük çocuklarda konuşma gelişimi açısından zararlı etkisi olabileceğini gösteriyor&#8221; dedi.<br />
<strong><br />
EMZİK DİŞLERİ DEFORME EDİYOR</strong><br />
Ancak Barbosa, kesin sonuçlara varabilmek için daha büyük bir grupla kapsamlı bir araştırmanın gerekli olduğunu hatırlattı. Uyanık olunan saatlerde emzik emmenin, çocukları günlük sohbete katılmadan uzak tuttuğu belirtiliyor. Emziğin ayrıca dişleri deforme ettiğine de işaret ediliyor.</p>
<p>Rehabilitacion Club De Leones Cruz del Sur ile Washington Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, BMC Paediatrics dergisinde yayımlandı.</p>
<p>kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/uzun-sure-emzik-kullanmak-konusmaya-zarar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk psikiyatrisinde uzman yetersizliği</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-psikiyatrisinde-uzman-yetersizligi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-psikiyatrisinde-uzman-yetersizligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 06:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrisinde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetersizliği]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2536</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de çocuk psikiyatristi sayısının 120&#8242;yi geçmediği, rakamın çocuk nüfusa oranlandığında çok yetersiz kaldığı bildirdi.

MALATYA &#8211; İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özlem Özcan, çocuk psikiyatrisinin büyük önem taşıdığını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine zorunlu hizmet uygulaması olduğu için psikiyatr sayısında bir artışın yaşandığını, ancak bunun yeterli olmadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye&#8217;de çocuk psikiyatristi sayısının 120&#8242;yi geçmediği, rakamın çocuk nüfusa oranlandığında çok yetersiz kaldığı bildirdi.</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2537" title="cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/cocuk.jpg" alt="" width="298" height="298" /></p>
<p>MALATYA &#8211; İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özlem Özcan, çocuk psikiyatrisinin büyük önem taşıdığını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine zorunlu hizmet uygulaması olduğu için psikiyatr sayısında bir artışın yaşandığını, ancak bunun yeterli olmadığını savundu.</p>
<p>Özcan, &#8221;Malatya&#8217;da bir uzman olmak üzere üç arkadaş çalışıyoruz. Malatya&#8217;daki çocuk sayısını düşündüğünüzde bu çok az. Türkiye geneline baktığımızda da uzman olarak sayının 120&#8242;nin üzerinde olmadığını görüyoruz. Bunu da çocuk nüfusuna oranladığımızda sayının çok yetersiz olduğunu görüyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>ÜNİVERSİTEDE ANA BİLİM DALI YOK<br />
Hastaların Elazığ, Bingöl, Tunceli, Muş ve Adıyaman&#8217;dan Malatya&#8217;ya geldiğine değinen Özcan, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Zorunlu hizmet uygulamasından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çocuk psikiyatrisi sayısı artmaya başladı. Elazığ, Diyarbakır&#8217;da çalışan arkadaşlarımız var. Ama üniversite bünyesinde ana bilim dalları yok. Bu da bir sıkıntı oluşturuyor. Giderek sayımız artsa da çok yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Malatya&#8217;da hasta yoğunluğu yaşanıyor. Kent dışından gelen hastalara öncelik tanımaya çalışıyoruz.&#8221;</p>
<p>Kaynak : www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/13/cocuk-psikiyatrisinde-uzman-yetersizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz reflüyse biberonla beslemeyin</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebeginiz-refluyse-biberonla-beslemeyin/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebeginiz-refluyse-biberonla-beslemeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 07:28:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[beslemek]]></category>
		<category><![CDATA[biberon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[muzdarip]]></category>
		<category><![CDATA[reflüy]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2532</guid>
		<description><![CDATA[Yetişkin hastalığı olarak bilinen reflü bebeklerde daha çok görülüyor.


İSTANBUL &#8211; Aşırı kusma ve öksürükle kendini gösteren reflüde en önemli nokta sabırlı olmayı bilmek ve basit önlemler almak.
Yüzde 80’i bebek bir yaşına geldiğinde atlatılan reflüye karşı bebeğinizi başı dik yatırın, anne sütüyle az ve sık besleyin, biberondan uzak durun.
Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yetişkin hastalığı olarak bilinen reflü bebeklerde daha çok görülüyor.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2533" title="bebek_beslenme" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/bebek_beslenme.jpg" alt="" width="298" height="325" /><br />
</strong></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Aşırı kusma ve öksürükle kendini gösteren reflüde en önemli nokta sabırlı olmayı bilmek ve basit önlemler almak.</p>
<p>Yüzde 80’i bebek bir yaşına geldiğinde atlatılan reflüye karşı bebeğinizi başı dik yatırın, anne sütüyle az ve sık besleyin, biberondan uzak durun.</p>
<p>Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş, hastalığın salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesinin yani mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olduğunu söyledi, hastalık hakkında şu bilgiyi verdi:</p>
<p>Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna ‘gastro-özofageal reflü’, gırtlak seviyesine kadar olduğunda ‘larengo-farengeal reflü’ adı veriliyor.</p>
<p><strong>BEBEKLER DE REFLÜDEN MUZDARİP</strong><br />
Yetişkin hastalığı olarak bilinir ama aslında tam tersidir. Reflü hastalığı, sanıldığının aksine sadece yetişkinlerde görülmez; hatta daha sıklıkla bebeklerde ve çocuklarda gözlemlenir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.</p>
<p>Bebeklerin çoğu mama yedikten veya süt emdikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu daha sık ve yoğun olarak görülür. Bebekler yediklerini çok sık çıkardıklarında, anne ve babalar telaşlanarak doktora başvurur. Reflü pek çok farklı belirtiyle kendini gösterdiğinden ve diğer organları da etkilediğinden birçok hastalıkla karıştırılabiliyor. O nedenle belirtilerini çok iyi bilmek gerekiyor. Tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmeli.</p>
<p><strong>YÜRÜMEYE BAŞLADIĞINDA GEÇER</strong><br />
Bebeklerde sıklıkla görülen reflü, fizyolojik olarak nitelendirilir ve hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebeklerin gelişiminde ve kilo almasında bir sorun olmaz. Sadece sık olarak kusmalar gözlenir. Bebeğin büyümeye başlamasıyla (özellikle yürümeye başladığı bir yaşına doğru), katı gıdalara geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden belirtiler azalır ve reflü ortadan kalkabilir.</p>
<p>Böyle bebeklere tedavi gerekmez. Kısacası sabırlı olur ve zaman tanırsanız bebeğiniz bir yaşında reflüyü atlatmış olur. Ancak kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, bebek kilo alamıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyorsa, çocuğun doktor takibine alınması gerekir.</p>
<p><strong>BAŞKA HASTALIKLARA DA NEDEN OLABİLİR</strong><br />
Bebeklik çağında yaşanan reflü çoğunlukla kendiliğinden veya alınacak bazı tedbirlerle düzelmekle beraber birtakım farklı hastalıklara da neden olabilir. Bunlar içinde en sıklıkla rastladıklarımız yemek borusu deformiteleri, larenjit, solunum yolu enfeksiyonları, zatürree, kansızlık, sinüzit ve orta kulak iltihabı sayılabilir.</p>
<p><strong>BAŞI YUKARIDA YATIRIN</strong><br />
Bebeğin reflüden az etkilenmesi için duruş pozisyonuna çok dikkat etmek gerekir. En doğru pozisyon; yemek yedikten sonra onları karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırmaktır. Ancak bebeklerin çoğu bu pozisyonda durmak istemez ve ağlarlar; bu durumda bebek sırt üstü ve baş ve gövde dik olacak şekilde 45 derecelik açıyla, yukarıda olacak şekilde yatırılabilir. Bu duruş için yatakta kaymayı önleyici ve açı verici yastıklardan yararlanılabilir.</p>
<p><strong>BİBERON YERİNE KAŞIK</strong><br />
Anne sütüyle beslenen bebeklerde reflüye daha az rastlanır. Bebek mümkün olduğunca anne sütüyle, az ve sık beslenmeli. Anne sütü almayan bebeklerde; mamada değişiklik yapılması, reflünün bir süre azalmasını sağlar ama bir süre sonra şikayetler yeniden başlar. Biberonla beslenme de reflüyü artırıcı etki yapabilir. Bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutar ve bu da reflüyü tetikler. Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflünün azaldığı görülür.</p>
<p><strong>CERRAHİ MÜDAHALE YAPILABİLİR</strong><br />
Kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyor ve alınan tüm önlemlere rağmen şikayetler devam ediyorsa; önce ilaç tedavisine, nadiren de olsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta sıklıkla uygulanan tedavi ise ‘nissen funduplikasyon’ ameliyatıdır. Bu ameliyatta, midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılır. Böylece mide kasıldığında, sarılan kısım da kasılarak ve yemek borusunu kapatarak geriye kaçış önlenir.</p>
<p><strong>BASİT AMA ETKİLİ ÖNLEMLER</strong><br />
Anne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:</p>
<p>Bebekleri beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir). Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık sık, az az beslemek. Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması. Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması. Daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması. Beslenme sonrası bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERE DİKKAT!</strong><br />
Aşağıdaki belirtiler varsa bebeğiniz reflü olabilir:</p>
<p>Sık sık kusma, hırıltı ve geçmeyen öksürük, ses ksıklığı, sık yaşanan akciğer enfeksiyonları, aşırı salya çıkarma, beslenme sorunları (az emme), gaz ve karın ağrısı nedeni ile aşırı ağlama, sık gaz çıkarma ve uyku bozuklukları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebeginiz-refluyse-biberonla-beslemeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her üç çocuktan biri alerjik</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/her-uc-cocuktan-biri-alerjik/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/her-uc-cocuktan-biri-alerjik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 07:12:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[korunma yolları nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2528</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de her üç çocuktan biri astım, alerjik rinit, egzama gibi alerjik hastalıklardan muzdarip.


ANTALYA &#8211; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Cevit,  çocuklarda alerjik astım görülme sıklığını ölçmek için yakın geçmişte iki kez araştırma yapıldığını söyledi.
Çocuklarda alerjik astım sıklığının 1996 yılında yüzde 9.6, 2004&#8242;de yüzde 11.4 olarak belirlendiğini kaydeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye&#8217;de her üç çocuktan biri astım, alerjik rinit, egzama gibi alerjik hastalıklardan muzdarip.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2529" title="alerjik_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/alerjik_cocuk.jpg" alt="" width="298" height="298" /><br />
</strong></p>
<p>ANTALYA &#8211; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Cevit,  çocuklarda alerjik astım görülme sıklığını ölçmek için yakın geçmişte iki kez araştırma yapıldığını söyledi.</p>
<p>Çocuklarda alerjik astım sıklığının 1996 yılında yüzde 9.6, 2004&#8242;de yüzde 11.4 olarak belirlendiğini kaydeden Cevit, &#8221;Alerjik rinit sıklığı da yüzde 11&#8242;lerde. Türk toplumunda her üç çocuktan biri astım, alerjik rinit, egzamadan muzdarip. Alerjik hastalıklar son 20-30 yıldır giderek artıyor. Özellikle okul öncesi çağlarda belirgin artış var. Alerjik reaksiyonların ölümcüllüğünde ise artış yok çünkü geliştirilen tedavi yöntemleriyle bu oran düşmektedir&#8221; dedi.</p>
<p>Alerjik astımın öncelikle çocuğun genetik yapısından kaynaklandığını belirten Cevit, çevresel faktörlerin başında ise sigarayı saymak gerektiğini vurguladı. Cevit, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Çocuğun yanında sigara içilmesi alerjik reaksiyon gelişme yatkınlığını artırıyor veya alerjik hastalığı varsa bunun şiddetini artırıp iyileşme oranını düşürüyor. Aynı zamanda tedaviye cevabını da engelliyor. Bu durumda astımlı çocuğun tedavisi daha zor. İlaçlara cevap verme oranı daha düşük. Astımın şiddeti de kuvvetleniyor. Ebeveynlerin bunu özellikle bilmesi gerekiyor. Bizim 1996 yılında yaptığımız çalışmada, astımlı çocukların yüzde 68&#8242;inin evinde sigara içildiğini ortaya koydu. 2004 yılında ise bu oran yüzde 54 olarak belirlendi.&#8221;</p>
<p><strong>HİJYEN HİPOTEZİ DE ÇOCUĞUN ALEYHİNDE</strong><br />
Hava kirliliğinin artmasının da çocuklarda alerjik astımın gelişmesini tetiklediğine işaret eden Ömer Cevit, yoğun trafiği olan bir yola 75 metre mesafede oturan bir ailenin çocuğunda astım görülme olasılığının, 75 metreden daha geride oturana göre daha yüksek olduğunu söyledi.</p>
<p>Cevit, alerjik hastalıklardan söz ederken günümüzde hijyen hipotezinin de gözardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Cevit, &#8221;Çocuk doktorları olarak aşılanmayı mutlak surette destekliyoruz ancak çocukların hastalık geçirme riskinin düşmesiyle, alerjik hastalıkların daha yüksek oranda ortaya çıkmasını beraberinde getiriyor. Yani bir yerde, ne kadar az hastalık o kadar çok alerji gibi bir döngüye girebiliyor. Çocuklarımız eskiden daha fazla hasta oluyordu ama daha az alerjiye yakalanıyordu. İşte buna hijyen hipotezi deniyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>EBEVEYN KAYGISI DA KRONİKLEŞİYOR</strong><br />
Alerjik hastalığı olan bir çocuğun, evin içinde hareketleri kısıtlanan ve aşırı korunan bir çocuk olduğunu bildiren, Cevit sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>&#8221;Bu çocukların ebeveynlerinin de kaygı düzeyleri daha yüksek oluyor. Hasta ne kadar kronikse ailenin huyu da o derecede değişiyor. Bu korunmanın, çocuğa &#8216;Koşma, şunu yapma&#8217; diye kısıtlamalara vardığını görüyoruz. Aşırı korunan, günlük aktivasyonlarından kısıtlanan bir çocuğun tabii özbenlik saygısı düşüyor, kendine güveni azalıyor, toplumsal aktivitelere katılımı da azalıyor. Bu da kısır bir döngü oluşturuyor. Aile, bu koruyuculuğu okula da yansıtıyor. Çocuğun okulda sıkıntı çekmesini istemiyor. Çocuğun iyilik durumunun tedavi ile sağlanması  gerekirken, aile bunu tersinden okuyor ve &#8216;Az hareket et, beden eğitimine girme&#8217; şekline döndürüyor.</p>
<p>Yanlış burada başlıyor. Diğer çocuklarla bir arada olamayan çocuk sosyalleşemiyor. Bu nedenle de kendini toplumdan biraz farklı hissediyor. Yalnızlaşma duygusu yaşamaya başlıyor. Okul, aile, çocuk ve doktor arasında bir iş birliği kurularak bu kısır döngünün kırılması gerekir. Bu çocukların spora daha fazla katılımı, aile ile çocuk arasındaki ilişkinin derinleştirilmesi, ailenin astım tedavisi hakkında bilgilendirilmesi ile bu sorun çözülebilir.&#8221;</p>
<p><strong>PSİKOSOMATİK HASTALIK RİSKİ ARTIYOR</strong><br />
Cevit, yapılan bazı bilimsel çalışmaların, alerjik hastalığı olan çocukların sadece ana ve babaları değil diğer yakın akrabalarında da psikosomatik hastalıkların görülme sıklığının yüksek olduğunu da ortaya koyduğunu söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/her-uc-cocuktan-biri-alerjik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeği memeden keserken&#8230;</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebegi-memeden-keserken/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebegi-memeden-keserken/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 06:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anne sütü]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[emzirmek]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[yapılması gerekenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2524</guid>
		<description><![CDATA[Hem bebeğin hem de annenin bu duruma hazır olması önem taşıyor. Bebeğin en az 1 yıl emzirilmesi gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF&#8217;e göre ise süre 2 yıl olmalı.


İSTANBUL &#8211; &#8220;Annenin bebeğine verebileceği en büyük hediye anne sütü ve bebeğini emzirmesidir&#8221; diyen Amerikan Hastanesi Yenidoğan Bölümü Emzirme Danışmanı Hemşire Beyhan Numan, bebeğin emzirmeden kesilmesi için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hem bebeğin hem de annenin bu duruma hazır olması önem taşıyor. Bebeğin en az 1 yıl emzirilmesi gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF&#8217;e göre ise süre 2 yıl olmalı.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2525" title="anne_sutu" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/anne_sutu.jpg" alt="" width="367" height="273" /><br />
</strong></p>
<p>İSTANBUL &#8211; &#8220;Annenin bebeğine verebileceği en büyük hediye anne sütü ve bebeğini emzirmesidir&#8221; diyen Amerikan Hastanesi Yenidoğan Bölümü Emzirme Danışmanı Hemşire Beyhan Numan, bebeğin emzirmeden kesilmesi için belirlenmiş bir zaman olmadığını söylüyor.</p>
<p>Numan, &#8220;Bebeği memeden keserken sabırlı olmak gerekiyor. Annenin kendisini suçlu hissetmes normal, çünkü anne verdiği armağanı geri alıyor&#8221; diyor.</p>
<p>Numan, bebeğini memeden kesecek annelere şu önerilerde bulunuyor.</p>
<p>&#8220;Bebek memeden çok ani kesilmemeli, bu bir günde uygulanabilecek bir işlem değil, yavaş yavaş yapılmalı. Hem anne hem de bebek açısından en doğrusu budur. Memeden kesmenin bebeğin hayatında önemli değişiklikler yarattığı unutulmamalı ve bebeğin hasta olduğu dönemlere denk getirilmemesine dikkat edilmeli.</p>
<p><strong>EMZİRME SEANSLARI YAVAŞ YAVAŞ AZALTILMALI</strong><br />
Memeden kesme bir gün içinde gerçekleşirse bebek huzursuz ve mutsuz olabilir. Annenin ise memeleri şişer ve ateşi çıkar. Memelerde dolgunluk ve tıkanıklık gelişip antibiyotik kullanımı gerekebilir. Tıkanıklıkların açılmaması durumunda ameliyata kadar gidilebilir.</p>
<p>Bebek, emzirme seansları azaltılarak ve emzirme süreleri kısaltılarak memeden kesilmeli. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de ilk önce gündüz seanslarını azaltmak, daha sonra gece seanslarına geçmektir. Eğer hiç bir şekilde başarılı olunmuyorsa bebeğiniz, bu duruma hazır değil demektir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/bebegi-memeden-keserken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kasık fıtığı anne karnında oluşuyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/kasik-fitigi-anne-karninda-olusuyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/kasik-fitigi-anne-karninda-olusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 06:31:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[karnında]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[oluşur]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2521</guid>
		<description><![CDATA[Fıtık, kasık bölgesinde genellikle ağlama ve ıkınmayla gelişen bir şişlik olarak kendini gösteriyor. Çocuklarda fıtık görülme riski yüzde 1 ile 5 oranında değişiyor.


Kasık fıtığı erkeklerde kızlara göre 3-10 kat daha fazla ortaya çıkıyor. Prematüre doğan bebeklerde bu oranın yüzde 30&#8242;lara vardığı bildiriliyor.
Kız çocuklarında yumurtalıklar, erkek çocuklarında ise testisler karın boşluğunda oluyor. Karın zarı gebeliğin 7-9&#8242;uncu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fıtık, kasık bölgesinde genellikle ağlama ve ıkınmayla gelişen bir şişlik olarak kendini gösteriyor. Çocuklarda fıtık görülme riski yüzde 1 ile 5 oranında değişiyor.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2522" title="aglayan_bebek" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/aglayan_bebek.jpg" alt="" width="298" height="298" /><br />
</strong></p>
<p>Kasık fıtığı erkeklerde kızlara göre 3-10 kat daha fazla ortaya çıkıyor. Prematüre doğan bebeklerde bu oranın yüzde 30&#8242;lara vardığı bildiriliyor.</p>
<p>Kız çocuklarında yumurtalıklar, erkek çocuklarında ise testisler karın boşluğunda oluyor. Karın zarı gebeliğin 7-9&#8242;uncu ayında adeta bir eldiven parmağı gibi kasık bölgesine uzanıyor.</p>
<p>Bu parmağın içinden geçen testis torbadaki yerini alıyor. Aynı şekilde yumurtalık ve tüpler de normal yerini alıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç.Dr. Latif Abbasoğlu, eldiven parmağı gibi olan bu bölgenin bir süre sonra kapandığını, kapanmadığı durumlarda ise fıtık oluşumundan bahsedildiğini belirtiyor.</p>
<p>Zarın açık kalmasının fıtık oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Latif Abbasoğlu, şunları söylüyor:</p>
<p>“Hastalığın tanısını çoğu zaman aile öyküsüyle koyuyoruz. Karın içi basıncının artmasıyla birlikte karın boşluğuna bağırsakların ve kız çocuklarında yumurtalık ve tüplerin girmesiyle fıtık oluşuyor. Her 100 kişiden 20’si kasık fıtığı. Bu kişiler açıklığın oluşup kapanmamasıyla birlikte ölüyor ve sebebi saptanamıyor. Ancak karın içi organlar aşağı doğru fıtıklaşırsa anlaşılabiliyor. Aileler “Eğer fıtık doğuştansa neden beş yaşında ortaya çıktı?” diye soruyor. Oysa kasık fıtığı daha geç ortaya çıkabildiği gibi hiç ortaya çıkmadığı da oluyor.” Doç. Dr. Abbasoğlu, kasık fıtığının yüzde 60 oranında sağda, yüzde 30 oranında solda ve yüzde 10 oranında her iki tarafta birden olabildiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>ELLE İTİLİNCE KAYBOLMUYORSA MÜDAHALE ŞART</strong><br />
Fıtık tanısı, muayene sırasında çocuğun ağlaması veya ıkınması, yani karın içi basınç artışıyla karın içi organlardan birinin, kasık kanalına doğru ilerlemesiyle ortaya çıkıyor. Çünkü bu durumda kasıkta bir şişlik oluşuyor. Çocuk susunca, yani gevşeyince bu şişlik kendiliğinden kayboluyor veya elle karın içine itiliyor. Bu şişliğin kendiliğinden kaybolmaması ya da uzman bir hekimin müdahalesiyle yerine itilememesi durumuna “fıtık boğulması” deniliyor. Burada fıtık kesesi içinde bağırsakların sıkışması söz konusu oluyor ve bu durum acil müdahale gerektiriyor.</p>
<p><strong>AMELİYATLA TEDAVİ EDİLEBİLİYOR</strong><br />
Kasık fıtığı tanısı konulduğunda tedavisi cerrahi olarak yapılıyor. Tanı konulduktan sonra acil olmamakla birlikte en kısa sürede operasyon planlanıyor. Halk arasında yaygın olduğu gibi, çocuğun bir-iki yaşına ya da okul çağına kadar gelmesinin beklenmesi doğru değil. Beklemeden tedavisinin yapılması gerekiyor. Kasık fıtığı ameliyatı çocuk hastaneye yatırılmadan ayaktan yapılabiliyor. Genel anestezi ile gerçekleştiriliyor. Günübirlik cerrahi işlem olarak adlandırıldığından aynı gün hasta evine gönderiliyor. Tedavide doğuştan açık kanal ve daha sonra fıtık oluşumuna neden olan karın zarı kapatılıyor.</p>
<p><strong>TEKRARLAMA RİSKİ DÜŞÜK</strong><br />
Kasık fıtıklarının ameliyata rağmen tekrarlama riski düşük bir oranda görülüyor. Doç. Dr. Latif Abbasoğlu, ameliyat edilmeyen vakalarda fıtık boğulması ve buna bağlı bağırsak tıkanıklığının önemli bir tehlike olduğuna dikkati çekerek şunları söylüyor: “Ameliyat gecikirse bağırsaklarda dolaşım bozukluğuna bağlı kangren ve hayatı tehdit edebilecek tablolar oluşabiliyor. Bu nedenle hastanın tanı konulduktan sonra bekletilmeden ameliyat edilmesi gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/kasik-fitigi-anne-karninda-olusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker hastası çocuklara &#8216;Sihirli Sandık&#8217;</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/seker-hastasi-cocuklara-sihirli-sandik/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/seker-hastasi-cocuklara-sihirli-sandik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 06:25:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalıdır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2517</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;14 Kasım Dünya Diyabet Günü&#8221; etkinlikleri kapsamında diyabet hastası çocuklar için &#8221;Sihirli Sandık&#8221; adlı müzikli çocuk oyunu ücretsiz olarak sahnelenecek.


İSTANBUL &#8211; Kadıköy Sanat Tiyatrosu tarafından özel olarak hazırlanan tek perdelik müzikli oyun, diyabet hastası çocukları, ailelerini ve sağlık uzmanlarını bir araya getirecek.
&#8221;Sihirli Sandık&#8221; adlı oyun, çocuk yaşlarından itibaren diyabet hastası olan bir sihirbazın yaşadığı sıkıntıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8221;14 Kasım Dünya Diyabet Günü&#8221; etkinlikleri kapsamında diyabet hastası çocuklar için &#8221;Sihirli Sandık&#8221; adlı müzikli çocuk oyunu ücretsiz olarak sahnelenecek.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-2518" title="seker_hastasi" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/01/seker_hastasi.jpg" alt="" width="212" height="266" /><br />
</strong></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Kadıköy Sanat Tiyatrosu tarafından özel olarak hazırlanan tek perdelik müzikli oyun, diyabet hastası çocukları, ailelerini ve sağlık uzmanlarını bir araya getirecek.</p>
<p>&#8221;Sihirli Sandık&#8221; adlı oyun, çocuk yaşlarından itibaren diyabet hastası olan bir sihirbazın yaşadığı sıkıntıları ve çözümlerini konu alıyor.</p>
<p>Oyun, 15 Kasım tarihinde İstanbul&#8217;un Anadolu yakasında Doğuş Kültür Merkezi ve Avrupa yakasında da Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi Ayhan Şahenk Salonu&#8217;nda sahnelenmesinin ardından turneye çıkacak.</p>
<p>Sağlık ürünleri alanında faaliyet gösteren Abbott firmasının katkılarıyla sahnelenen oyun, 5 Aralıkta Adana, 13 Aralıkta İzmir, 19 Aralıkta Ankara ve 20 Aralıkta da Antalya&#8217;da çocuk izleyicileriyle buluşacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/01/08/seker-hastasi-cocuklara-sihirli-sandik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->