<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anaokulu Rehberim</title>
	<atom:link href="http://www.anaokulurehberim.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.anaokulurehberim.com</link>
	<description>Anaokulu, Kreş, Yuva, Okul Öncesi Eğitim &#124; Yuvarehberim.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jul 2010 10:00:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuk Psikoloğuna İhtiyaç Duyulan Konular</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 10:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2936</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa  gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/Untitled-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2937" title="Untitled-1" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/Untitled-1.jpg" alt="" width="170" height="189" /></a>Son yıllarda çocuk psikolojisi ebeveynler tarafından önemsenmeye başlasa da halen bir psikoloğa  gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.</p>
<p>Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?</p>
<p>Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.</p>
<p>· Gelişim kontrolü için<br />
· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için<br />
· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için<br />
· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için</p>
<p>Gelişim kontrolü<br />
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;</p>
<p>· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.<br />
· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.<br />
· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.<br />
· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.<br />
· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.<br />
· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.<br />
· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.<br />
· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.</p>
<p>Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.</p>
<p>6 – 36 ay arası 2 ayda bir görüşme<br />
3 yaş – 6 yaş arası 4 ayda bir görüşme</p>
<p>Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar<br />
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.</p>
<p>Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.</p>
<p>Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;</p>
<p>- Gece korkuları<br />
- Fobiler<br />
- Kaygı bozukluğu<br />
- Parmak emme (bebeklik dışında)<br />
- Tırnak yeme<br />
- Öfke ve saldırganlık<br />
- Altını ıslatma<br />
- Dışkı kaçırma veya tutma<br />
- Kekemelik<br />
- Tikler<br />
- Yalan söyleme<br />
- Çalma<br />
- Kardeş kıskançlığı<br />
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon<br />
- Yeme bozuklukları<br />
- Uyku bozuklukları<br />
- İçe kapanıklık<br />
- Aşırı inatçılık</p>
<p>Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.</p>
<p>Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri<br />
Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.</p>
<p>Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt<br />
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;</p>
<p>- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?<br />
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?<br />
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?<br />
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?<br />
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?<br />
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?<br />
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?<br />
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?<br />
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?</p>
<p>Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler</p>
<p>Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.<br />
Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.<br />
Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.<br />
Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.<br />
Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.<br />
Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.<br />
Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/12/cocuk-psikologuna-ihtiyac-duyulan-konular-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Gelişimi-Çocuk ve resim</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/01/cocuk-gelisimi-cocuk-ve-resim/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/01/cocuk-gelisimi-cocuk-ve-resim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 07:36:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2933</guid>
		<description><![CDATA[
Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı, oranlı ve   gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.
1-KARALAMA  DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI
Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel  çizimler yaparlar. Resimler  daha çokoyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı  vb. dir.
2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI
Üç yaş  çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/456.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2934" title="456" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/07/456.jpg" alt="" width="199" height="202" /></a></p>
<p>Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı, oranlı ve   gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.</p>
<p><strong>1-KARALAMA  DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI</strong></p>
<p>Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel  çizimler yaparlar. Resimler  daha çokoyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı  vb. dir.</p>
<p><strong>2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI</strong></p>
<p>Üç yaş  çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş  ve  ayaklarıolan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir . Dört  yaş çocuğu kollarıve  bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş  yaşındaki çocuğunun yaptığı  insanve evler daha belirgin olmaktadır.  Altı yaş çocuğunun yaptığı  resimler de artıkyavaş yavaş konuda vardır.  Resimlerde yer zemini  çizgisi mevcuttur. Resimlerdesayd amlık da  vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki  eşyalarındaçiziliyor  olması gibi.</p>
<p><strong>RENKLERİN ANLAMLARI (4-7)  YAŞARASI</strong></p>
<p>Dört beş yaşlarındaki çocuklargenelde renk ayrımı  yapmadan resmi  boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleriöğrenebilirler.  Mutlu  resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde geneldekahvere ngi  renk daha ağırlıktadır.  Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengiseviyorsa,  resimlerde ağırlık o  renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızırenkse  iddiacılığı ve  saldırganlığı temsil eder. Pembe, sarı, turuncu gibi  sıcak renkleri seçen  çocuklar sevecen, uyumlu, işbirlikçidir.  Siyah,mavi, yeşil,  kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar,  baskıcı aileortamında  yetişen iddiacı, çekingen, güçlükle kontrol  edilen, uyumsuz,  gerçekduygularını bastıran  çocukları temsil edebilir.</p>
<p><strong>3-ŞEMATİK  DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI</strong></p>
<p>Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır.  İlk bakışta resmin ne olduğu  kolaylıklaanlaşılabilir. Resimler daha  gerçekçidir. Resimde mekansal  ilişki vardır.Çocuklar yer çizgisi  kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun  kendisi ve çevresiyleolan ilişkinin  boyutunu temsil eder. Bu dönemde  kuşbakışı resim çizimleriağırlıktadır.</p>
<p><strong>4-GERÇEKÇİLİK  DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI</strong></p>
<p>Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı  çizimler ve gerçekçi bir  yaklaşım görülür.Resim konularında kızlar ve  erkekler arasında  farklılıklar gözlemlenir. Kızçocukları daha çok bebek   resmi,portreler,elbiselererkek çocukları ise araba,gemi,  uçakçizerler.  Resimleri beğenmeme, aşırı hassasiyet ve kendini  ifadegüçlüğü görülür.</p>
<p><strong>5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI</strong></p>
<p>Nesneler  orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü   objelerinorantılarını, boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle   yansıtmaya çalışır.Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.</p>
<p><strong>ZİHİNSEL  YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİ</strong></p>
<p>Resimlerde belirgin  herhangi birkonu yoktur. Plansızdır.  Yaşıtlarının resim özelliklerinden  oldukça gerilikgösterir. Resim cılız  ve ilkeldir. Çoğunlukla kağıda  resim yerine çeşitlikaramalar yaparlar.  Ayrıntılar bulunmaz. Örneğin  insan resmi çiz dediğimizde sadecesınır  belirten bir çizgi çizilir.  Gözler, ağız, burun vs. çizilmez.  Evçizdiğinde çatısı kapısı, bahçesi  başka bir yere çizilir. Çocukta  resimleriters çizme sıklıkla  karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü  çekebileceğidüşünülebilir. Örneğin  ağaçların ters çizilmesi gibi.</p>
<p><strong>ÜSTÜN YETENEKLİ  ÇOCUKLARIN RESİMLERİ</strong></p>
<p>Üstün kabiliyetli kişi diğer insanlardan  farklı düşünebilme  davranabilmeka biliyetine sahiptir. Resimlerde dikkati çeken ortak   özellikler kısaca,akranlarından üstün bir performans göstermeleri,   farklı kavramlar arasındamantıklı ilişkiler kurabilmeleri, gelişmiş   hayal gücü, çizilen figürlerinhareket halinde olabilmesi, renklerin   genelde canlı olması kağıdın tamamınınkullanılması gibi&#8230;&#8230;</p>
<p>UNUTULMAMALIDI R Kİ<br />
Çok güzel resim  yapan çocuk zekidir,zeki çocuklar güzel resim yaparlar  DENİLEMEZ.</p>
<p><strong>ÇOCUĞUN  PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITAN RESİMLER</strong></p>
<p><strong>OKUL FOBİSİ </strong>:  Resimlerde aile bireyleri ağırlıklı olarak  çizilir.Okul ,öğrenci resmi  çizmek istemezler. Ev ve evde mutlu çocuk  resimleriçizerler. Resimler  saydamdır.</p>
<p><strong>GÜVENSİZLİĞİ YANSITAN RESİMLER:</strong> Kağıdıntamamı  kullanılmaz,  boşluklar fazladır. Çizimler yarımdır. Küçük figürler  çizmeve kağıdın  bir bölümünü kullanma eğilimindedirler. İnsan  figürlerinde el  veayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye  uyumda yaşanılan  güçlüğü,iletişim eksikliğini, paylaşım azlığını,  kendinden başka  insanlarla birlikteolmama yı, bencilliği de ifade etmektedir. Güvensiz  çocuğun  resimlerindekiçizgiler daha çok silik ve kesik kesiktir.</p>
<p><strong>HİPERAKTİF  ÇOCUKLARIN RESİMLERİ:</strong> Taşkınve çok renkli resim  çizerler.Gerilimli  oldukları için genelde karalamayı tercihederler ve  resimleri hep yarım  kalır. Çizdiklerinde ise resimleri çok büyükolur.</p>
<p><strong>CİNSEL  KİMLİK KARMAŞASI </strong>: Anneve babaya aşırı yaklaşılması,  zıt cinsel kimlikte  çizimlerde yoğunlaşma, evresimlerinde yatak  odasının çizimi, etek  giyen, çocuk emziren baba, ava gidensakal bırakan  anne figürlerinin  çizilmiş olması bize bazı ipuçları vermektedir.</p>
<p><strong>AİLEDE  İLETİŞİM KOPUKLUĞU VE PROBLEMLERİN OLDUĞUNU İFADE EDEN  RESİMLER</strong></p>
<p>Ailedeiletişim  kopukluğu, aileyi konu alan resimlerde açıkça  görülmektedir.  Resimdeaile üyelerinin birinin veya birkaçının  eksikliği..  ,(annenin,babanın,kardeşlerin,aile içinde yaşayan diğer  fertlerin hala,  amca,dede, ninenin  çizilmemiş olması ) Aile fertlerini  çizmeyi ret  etmesi,ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi,  sevgi  eksikliğini, anne babave çocukların arasına nesnelerin  yerleştirilmesi,  aile bireylerinin arasınaköprü, gökdelen evler, yol,  ırmak,  ağaçların çizilmesi,iletişim problemlerinin bir  göstergesi  olarak kabul edilebilir.<br />
Anne babanın çok büyük çocuğun  çok küçük veya anne babadan birinin  büyükdiğerinin küçük çizilmiş  olması, ailede baskıyı, aile fertleri  arasındaproblemin olduğunu,  baskıcı ve otoriter tutumu, anne babanın  çok abartılıçizimi onlara  duyulan hayranlığı da temsil edebilir.<br />
Resimde küçük kardeşin anne  babanın elinden tutuyor olması ve diğer  çocuğun çokuzaklarda çizilmesi  veya hiç çizilmemiş olması, sevgi  yoksunluğunu, kardeşkıskançlığını,  kendisini yok saydığını, iç  çatışmaların bir göstergesiolabileceği  düşünülebilir.</p>
<p><strong>RESİMLERDEKİ FİGÜRLERİN ANLAMLARI İNSAN  FİGÜRÜNDEKİ KISIMLARIN  ANLAMLARI</strong></p>
<p>Büyükveya çok küçük kafanın  çizilmesi zihinsel aktivite de  problemlerin olduğunu,zihinsel geriliği  ifade eder.<br />
Vücudun organlarının çizilmemesi veya eksik bırakılması,  endişe  duyulan,rahatsızlık hissedilen kısımları yansıtır.<br />
Kolların  abartılı çizimi, aile içi ve çocuğa yönelik şiddeti,  kollarınçizilmemesi  ise güç ve kuvvetin azlığını,<br />
Ağzın büyük veya küçük çizimi dil ve  konuşma problemini, ağzın  çizilmemesiiletişim problemlerini. &#8230;<br />
Gözlerin büyük çizimi  merakı, boş ve anlamsız bakan gözlerin olması  görmeproblemini ve  görmeye bağlı öğrenme problemlerini. ..<br />
Burunun abartılı çizimi astım, bronşit vb. solunum  yoluna bağlı  problemlerinol duğunu&#8230;  burunun çizilmemesi güç savaşını, güçsüzlüğü,  desteksizliği..<br />
Kulakların  normalinden farklı, büyük veya küçük çizimi işitmeye  bağlıproblemlerin  olduğunu&#8230;.<br />
Ellerin çok büyük çizilmesi dayağı, şiddeti, çalma  eylemlerini, çok  küçükçizilmesi ise güvensizliği, çevreye uyum güçlüğünü  &#8230;.<br />
Ayakların abartılı çizimi kendine olan güveni, küçük çizilmesi  ise  güvensizliğive yardımsızlığı,<br />
cinsel organların çizimi  saldırganlığı, aşırı endişeyi ve anne babayı  çıplakgörmüş olmayı temsil  etmektedir.</p>
<p>http://akillibebek.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/07/01/cocuk-gelisimi-cocuk-ve-resim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILARBAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 08:27:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2926</guid>
		<description><![CDATA[BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR
Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/ası2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2931" title="ası" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/ası2.jpg" alt="" width="227" height="227" /></a><span style="font-family: arial; font-size: x-small;"><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR</strong></span></p>
<p>Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.</p>
<p>İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve mikropları yok edebilmektedir. Sistemi oluşturan organlar şunlardır:</p>
<p>* Timus<br />
* Kemik İliği<br />
* Dalak<br />
* Lenf Düğümleri</p>
<p>Bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar.</p>
<p>Timus göğüs boşluğu içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür. Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır. Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar.</p>
<p>Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.</p>
<p>Lenf düğümleri vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.</p>
<p>Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler, mikrorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri) kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri birarada görev yaparak, yabancı madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlamaktadırlar.</p>
<p>Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir, bazan da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık oluşabilir.</p>
<p>Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.</p>
<p>Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikrooganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir.</p>
<p>İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.</p>
<p>Aşılarla sağlanan &#8220;aktif edinsel&#8221; bağışıklığın yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan sunulması, kısa süren bir koruma sağlamasına karşın hastalıklardan korunmada önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuğuna rahim içindeyken kan yoluyla geçebildiği gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna &#8220;pasif doğal&#8221; bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doğum sonrasında 4-6 ay süreyle süt çocuğunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de &#8220;pasif edinsel&#8221; bağışıklık mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan çeşitli &#8220;gamma globulinler&#8221; ile sağlanır. Gamma globulin preparatları insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir  öge ayrıntılarıyla ele alınacaktır.</p>
<p>http://www.nuhoglu.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/30/bagisiklik-sistemi-ve-asilarbagisiklik-sistemi-ve-asilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı büyüme ve gelişim için: D vitamini!!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 12:31:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2920</guid>
		<description><![CDATA[
Dünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı  yaklaşık  300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda  erişkin bir  insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir.  Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak  bütün  çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16  yaşlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/boy-uzatma-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2923" title="boy-uzatma-" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/boy-uzatma-1.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Dünyaya geldiğimizde kemik sistemimizde var olan irili ufaklı  yaklaşık  300 kemikten bazıları birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda  erişkin bir  insan vücudu çeşitli şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir.  Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak  bütün  çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16  yaşlarına  kadar, erkek çocuklarında ise 17-18 yaşlarına kadar  sürmektedir. Kemik,  büyüyen ve sürekli olarak kendini yenileyen bir  dokudur. Kemiğin eski  hücreleri aralıksız olarak atılmakta  (resorpsiyon), yerlerine yenileri  üretilmektedir. Çocukluk döneminde bu  kemik yapılarının yenilenmesi  özellikle yoğundur.</p>
<p>Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü   yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her   1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç,   ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir.  Çocuğun  sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için  besinlerindeki  kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her  şeyden önce  kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir.  Vücudumuzdaki  kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan  %1’i de daha  az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin,  organların ve  sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol  oynamaktadır.</p>
<p><strong>Kalsiyum Şart</strong></p>
<p>İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için   kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında   da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu   nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun   ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan   kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı   maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin   büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem  taşımaktadır.</p>
<p>Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme   yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt   ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca   güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık   havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem   taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az   tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü   oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda   günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da   göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği   problemiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Raşitizm</strong></p>
<p>Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D  vitamininin  birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini,  yağlarda eriyen  ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir:  Alınan  besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen  dermatolojik  sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun  kemiklerde  doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini   sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta,   kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı   büyüme ve gelişme sağlamaktadır.</p>
<p>Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda   riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla   karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun   bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha   da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle   kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu   bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı   olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı   bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme   döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.</p>
<p><strong>Yeterli Alınmazsa</strong></p>
<p>Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol   açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik   deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden   olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin   içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği,   sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve   sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından   faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi   sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride   involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro   mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile   karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli   etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı  takdirde,  kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından  sonra  azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde  %15-20’yi  bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim  randımanı,  %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.</p>
<p>Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler,  bebeklik  döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden  itibaren  alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı  doz riskini  beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan  D  vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir.   Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da   otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3   vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi   önlenmiş olur.</p>
<p><strong>Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi  Uzmanı Prof.Dr. Metin Çakmakçı</strong>Dünyaya geldiğimizde kemik  sistemimizde var olan irili ufaklı yaklaşık  300 kemikten bazıları  birbiriyle kaynaşır. Bunun sonucunda erişkin bir  insan vücudu çeşitli  şekil ve boyutlarda 206 kemik içerir. Kemik  büyümesi ve gelişmesi ana  rahmindeki ilk haftalardan başlayarak bütün  çocukluk boyunca devam  etmekte ve kız çocuklarında 15-16 yaşlarına  kadar, erkek çocuklarında  ise 17-18 yaşlarına kadar sürmektedir. Kemik,  büyüyen ve sürekli olarak  kendini yenileyen bir dokudur. Kemiğin eski  hücreleri aralıksız olarak  atılmakta (resorpsiyon), yerlerine yenileri  üretilmektedir. Çocukluk  döneminde bu kemik yapılarının yenilenmesi  özellikle yoğundur.</p>
<p>Bir yıl içinde çocuğun kemik dokusunun %50’si ila %100’ü   yenilenmektedir. Bu oran erişkinlerde %5 ila %10 arasındadır. Yani, her   1-2 yılda bir çocuğunuzun iskeleti tamamıyla yenilenmektedir. Bu süreç,   ana rahminde başlayıp yaklaşık 20 yaşına kadar devam etmektedir.  Çocuğun  sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için  besinlerindeki  kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Kalsiyum her  şeyden önce  kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir.  Vücudumuzdaki  kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır. Geri kalan  %1’i de daha  az önemli değildir. Bu %1’lik kalsiyum, bütün hücrelerin,  organların ve  sistemlerin doğru çalışması için önemli bir rol  oynamaktadır.</p>
<p><strong>Kalsiyum Şart</strong></p>
<p>İnsan bünyesi yaşamsal birçok fonksiyonunu yerine getirebilmek için   kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli kalsiyum ihtiyacı sağlanmadığında   da, bu ihtiyacını kemiklerden alacağı kalsiyumla karşılamaktadır. Bu   nedenle de kemikler git gide daha zayıf düşmektedir. Vücudumuzun   ihtiyacı olan kalsiyum, besin yoluyla karşılandığında kemik dokusundan   kalsiyum almak zorunda kalmayacak, gelişimi için gerekli olan bu yapı   maddesini besinlerden alacaktır. Bu, çocuklarda ve gençlerde kemiklerin   büyüyüp sertleşmesi nedeniyle, kemik oluşumunda büyük önem  taşımaktadır.</p>
<p>Kemik kitlesinin beslenme ile ilişkisi için de en önemlisi beslenme   yoluyla alınan kalsiyum oranıdır. Kalsiyum her şeyden önce süt   ürünlerinde, bakliyat ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca   güneş ışınları da kemik gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle açık   havada bol egzersiz yapmak da sağlıklı büyüme açısından büyük önem   taşımaktadır. Geri kalan ürün gruplarının yok denecek kadar az   tüketilmesi nedeniyle süt ürünleri kalsiyum alımında en önemli rolü   oynamaktadır. Kalsiyum ihtiyacı yaşa göre değişmektedir ve çocuklarda   günlük ihtiyaç, 800-1200 mg’dır. Fakat yapılan araştırmalar da   göstermektedir ki, Türkiye’de her iki çocuktan biri Kalsiyum eksikliği   problemiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Raşitizm</strong></p>
<p>Çocukta kemiklerin doğru büyümesi ise yalnızca kalsiyum ve D  vitamininin  birarada verilmesi ile sağlanabilmektedir. D vitamini,  yağlarda eriyen  ve insan bünyesine iki kaynaktan alınan bir vitamindir:  Alınan  besinlerden ve güneş ışınlarının etkisi altında gerçekleşen  dermatolojik  sentez olayından karşılanmaktadır. D vitamini, kalsiyumun  kemiklerde  doğru yerleşmesi ve kalsiyumun görevini yerine getirmesini   sağlamaktadır. D vitamini, vücutta kalsiyumun emilimini artırmakta,   kemiklerde bu kalsiyumun özümsenmesini kolaylaştırarak, doğru, sağlıklı   büyüme ve gelişme sağlamaktadır.</p>
<p>Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinde, toplumun genelinde çocuklarda   riketse (raşitizm) ve erişkinde osteomalaziye gibi hastalıklarla   karşılaşılmaktadır. D vitamini eksikliği, alınan kalsiyumun   bağırsaklarda emilimini azaltmakta ve zaten var olan eksik alımını daha   da eksiltmektedir. Buna paralel olarak çocuk diyetlerinde besinlerle   kullanılan katkılardan alınmakta olan fosforun yüksek olması bu   bileşenlerin plazma içinde ve hücre dışı sulardaki bozuk orantılı   olmasına yol açmakta, bunu da kalsiyum ve fosfor homeostazı   bozuklukları, kemik oluşumu bozuklukları takip etmekte, yoğun büyüme   döneminde kemik gelişimine olumsuz etkileri olmaktadır.</p>
<p><strong>Yeterli Alınmazsa</strong></p>
<p>Uzun süreli D vitamini eksikliği, sonunda kemik zayıflığına yol   açabilmektedir. İlk üç yaş içindeki çocuklarda bu durum, kemik   deformasyonlarına, özellikle de uzun kemiklerin deformasyonuna neden   olmaktadır. Yoğun büyüme çağındaki çocuklarda ve gençlerde alınan besin   içindeki kalsiyum içeriğinin düşük olması yanında D vitamini eksikliği,   sınırlı boy uzamalarına, kemik mineralizasyon oranının düşmesine ve   sonunda genetik potansiyelin tam olarak kullanılması imkanından   faydalanamama, kemik kitlesinin maksimum değere ulaşamaması gibi   sonuçlar doğurmaktadır. Kemik kitlesinin düşük maksimum değeri ileride   involsif osteoporoz (kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro   mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile   karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu) gelişimi için en önemli   etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Günlük beslenme sırasında yeterli miktarda kalsiyum alınmadığı  takdirde,  kemiklerimizdeki kalsiyum zamanla, özellikle de 50 yaşından  sonra  azalmaktadır. Kemik kütle kaybı; kadınlarda %45, erkeklerde  %15-20’yi  bulabilmektedir. D vitamini eksikliği halinde kalsiyum emilim  randımanı,  %30-35’ten %15’in altına düşmektedir.</p>
<p>Çocuklar tarafından D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler,  bebeklik  döneminde anne sütüyle birlikte ek gıdalara geçildiği dönemden  itibaren  alınmalıdır. D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler, aşırı  doz riskini  beraberinde getirmez, çünkü besinler deride sentezi yapılan  D  vitamininden farklı yapıda güvenli vitamin miktarları içermektedir.   Vücudumuz deri sentezi ile alınan D vitamininin aşırı dozlarından da   otomatik olarak kendini korumaktadır. Güneş ışınları, ihtiyaç fazlası D3   vitamininin oluşumuna neden olmaz ve böylece zehirli doz birikimi   önlenmiş olur.</p>
<p><strong>Acıbadem Sağlık Grubu Medikal Direktörü ve Genel Cerrahi  Uzmanı Prof.Dr. Metin Çakmakçı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/29/saglikli-buyume-ve-gelisim-icin-d-vitamini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğun Normal Gelişimi ve Gelişimin Aşamaları</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2917</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI
Dil gelişimi
Sosyal ve kişilik gelişim
Çocuk gelişiminde genel bilgiler ve özellikler
2-  NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI
Kız çocuklarda normal boy gelişimi
Kız çocuklarda normal kilo gelişimi
Erkek çocuklarda normal boy gelişimi
Erkek çocuklarda normal kilo gelişimi
3 – SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
İlk üç ay içinde
Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/5_yas_gelisim.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2918" title="5_yas_gelisim" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/5_yas_gelisim.jpg" alt="" width="240" height="250" /></a> </p>
<p>PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI<br />
Dil gelişimi<br />
Sosyal ve kişilik gelişim<br />
Çocuk gelişiminde genel bilgiler ve özellikler<br />
2-  NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI</p>
<p>Kız çocuklarda normal boy gelişimi<br />
Kız çocuklarda normal kilo gelişimi<br />
Erkek çocuklarda normal boy gelişimi<br />
Erkek çocuklarda normal kilo gelişimi<br />
3 – SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ</p>
<p>MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını dik tutabilir, yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir, ellerini yumruk haline getirebilir.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır, eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Oturabilir, emekleyabilir, tutunarak ayağa kalkabilir, 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir, ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir, elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Yürür, elinden tutulduğunda merdiven tırmanır, ayakta iken çömelebilir, ayağı ile topa vurabilir, yere doğru eğilir, destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>Kapıyı açabilir, kendi başına merdivenden inip çıkabilir, bir elini daha çok kullanmaya başlar, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Düşmeden koşabilir, bazı çizgileri taklit eder, merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, düğmesini açabilir, üç tekerlekli bisikleti sürebilir, tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir, bir bardak suyu taşıyabilir, yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer, rahatlıkla çömelip kalkabilir, geri geri yürüyebilir.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzik ile beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kare yi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.</p>
<p>DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Sese karşı tepki verir, agulama şeklinde sesler çıkarabilir, tanıdık kişi ve eşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder, kendi kendine gülümseyebilir, müzik ve konuşmaya karşı tepki verir, kendi kendine oynarken bazı heceleri tekrarlar, dudakları ile p , b , m gibi harfleri çıkarmaya çalışır.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Çevresinde konuşan kişileri arar, ağlarken konuşulunca rahatlar, agulama şeklinde iletişim kurar, yüksek sesle güler, kendine göre ağlama dışında heceler kullanır.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Annenin sesini taklit etmeye çalışır, cee oyunu oynar, bazı eşyaları ses çıkartmak için kullanır, ma ma – da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır, 12 aya doğru baba mama der, oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsa konuşmaya çalışır.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder, her gün gördüğü cisimleri adlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar, insanlar ile ilişki kurarken anlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar, ailenin öğrettiği kelimeleri kendi kendine tekrarlar, onsekizinci aya doğru iki komutu üst üste anlayıp yerine getirir. (bardağı al mutfağa götür gibi)</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>İki kelimelik cümleler yapmaya başlar, tanıdıklarının ismini bilir, isteklerini rahatlıkla ifade edebilir, ikiden fazla komutu anlar ve yerine getirir, yirmidördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur.</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder, reddetme ifadesi kullanabilir, cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar, vücudunun parçalarını raharlıkla yapar, bütün komutları yerine getirebilir, kelime hazinesi hızla artar.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar, kendine ait yaş, soyad gibi özellikleri bilir, ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Grup halinde olan konuşmalara katılır, hikaye ve masal anlatır, sayı sayar, kelime hazinesi iyice artmıştır, sıfatları rahat kullanmaya başlar, cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer, isteklerini ayrıntıları ile anlatabilir.</p>
<p>SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ</p>
<p>İlk üç ay içinde</p>
<p>Anneyi tanıyarak tepki verir, konuşulunca dinler, kucağa alınınca susar, nesneleri takip eder, gülümser.</p>
<p>Üç altı ay arasında</p>
<p>Anne babasına sarılarak kucaklar, nesneleri ve yiyecekleri ağzına götürür, kendiliğinden gülümser, elini uzatır.</p>
<p>Altı oniki ay arası</p>
<p>Oyuncakları ile 10-15 dk oynar, ce oyunu oynar, karşılıklı oyun oynar, yabancıları tanır, tanıdıklarına ses çıkartır, anneden ayrı kalınca endişelenir, baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır.</p>
<p>Oniki onsekiz ay arası</p>
<p>Kendi kendine bardakla su içebilir, kaşıkla yemek yiyebilir, oyuncaklar ile etkileşimi artar, giyimine yardım eder, müzik ile beraber tempo tutabilir, istemediği şeyleri belli eder, ayakkabı çorabını çıkarabilir.</p>
<p>Onsekiz yimidört ay arası</p>
<p>Tuvaletini söyleyebilir, istendiğinde ufak komutları yerine getirerek erişkinler ile etkileşime girer, taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyu araba gibi sürmek gibi ), diğer çocuklara ilgisi artar, diğer çocuklar ile oyuncakları ile beraber oynar, oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır, rahat su içer, yemek yer.</p>
<p>İki üç yaş arası</p>
<p>Evcilik oynar, ev işlerine yardım eder, çatal kullanır, giyimini kendi başına yapabilir, tuvaletini haber verir, bazı arkadaşlarına daha fazla ilgi gösterir.</p>
<p>Üç dört yaş arası</p>
<p>Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır, yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar, oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır, kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir, gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir, el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.</p>
<p>Dört altı yaş arası</p>
<p>Sosyal hayata adapte olmaya çalışır, arkadaşları ile uyumu artar, TV da bazı programları takip eder, kendine has özellikler belirir, etrafla etkileşimi iyice artar, kendisi masal anlatabilir.</p>
<p>ÇOCUĞUN GELİŞİMİNDE GENEL BİLGİLER VE ÖZELLİKLER</p>
<p>Çocuk yetiştirmek en büyük sanattır. Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabildiği bir şey değildir. Bazı anne babalar çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşündükleri şeyler, tepkileri, yorumları, üzüntüleri, sevinçleri hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı bir sağlık mensubu şunu söylüyor acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini, bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onlar çocuk ne olacak ki diyorlar, ben buna dayanamıyorum, onlarında ruh dünyası var şeklinde yakınıyordu.</p>
<p>Hatta günümüzde bırakın ruhsal sorunları, 2000 yılına girdiğimiz bu günlerde, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalarda, salgın hastalıklarda, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.<br />
Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruhsal sorunlarına inebilmek, ancak eğitim ve anne baba bilinçlendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir.</p>
<p>Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması büyük oranda, anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile etkileşimi, konuşmaları, eğitim açısından vermeye çalıştıkları, ev içerisindeki tutumları,etkili olmaktadır .</p>
<p>Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde sosyal, kişilik ve mental motor gelişimin olması ve sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmaları için yapmaları gerekenler:</p>
<p>Dengeli eğitim ve yönlendirme<br />
Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği<br />
Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları<br />
Olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde davranış olarak tutarlı olmaları ve farklı farklı tepki vermemeleri<br />
Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması<br />
Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması<br />
Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları<br />
Yapılan yanlışları sadece kızarak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları<br />
Onlara değer vermeleri<br />
Kişilik yapılarına saygılı olmaları<br />
Onlara söz hakkı tanımaları<br />
Sevildiklerini hissettirmeleri<br />
Onlara güven duygusunu aşılamaları<br />
Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri<br />
Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları<br />
Kendi psikolojik çatışmalarını çocuklara yansıtmamaları ile daha sağlıklı çocuk yetiştirme mümkün olacaktır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/28/cocugun-normal-gelisimi-ve-gelisimin-asamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun İçindeki Bilim Adamını Yetiştirmek</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocugunuzun-icindeki-bilimadamini-yetistirmek/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocugunuzun-icindeki-bilimadamini-yetistirmek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 08:02:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[anaokullari]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[kresler]]></category>
		<category><![CDATA[web sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yuvalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2016</guid>
		<description><![CDATA[
Her çocuğun içinde pek çok ufak bilimadamı vardır. Sizinkine de bir göz atarsanız sadece kum havuzundaki fizikçiyi görmekle kalmayacak, aynı zamanda parktaki botanisti, entomolojisti, jeologu, plajdaki okyanus bilimciyi, mutfaktaki kimyageri, oyun odasındaki kâşifi, penceredeki astronomu göreceksiniz. Hepsi teorilerini araştırmakta, karşılaştırmakta, dikkatle izlemekte, denemekte, geliştirmektedirler. Hepsi keşif aşkı için yapılmaktadır.
Ne yazık ki, doğal araştırma isteği çoğunlukla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2914" title="takim_elbise_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2009/09/takim_elbise_cocuk.jpg" alt="" width="300" height="383" /><br />
Her çocuğun içinde pek çok ufak bilimadamı vardır. Sizinkine de bir göz atarsanız sadece kum havuzundaki fizikçiyi görmekle kalmayacak, aynı zamanda parktaki botanisti, entomolojisti, jeologu, plajdaki okyanus bilimciyi, mutfaktaki kimyageri, oyun odasındaki kâşifi, penceredeki astronomu göreceksiniz. Hepsi teorilerini araştırmakta, karşılaştırmakta, dikkatle izlemekte, denemekte, geliştirmektedirler. Hepsi keşif aşkı için yapılmaktadır.</p>
<p>Ne yazık ki, doğal araştırma isteği çoğunlukla çocukluk çağının ötesine pek geçmez. Sık olarak, çocukların resmi bilim eğitimine başladıkları zamanlarda, bilime uzanan eller çekilir ve içerideki bilimadamlan baskılanır.</p>
<p>Ancak içerideki bilimadamlannı okul yıllan boyunca hatta hayat boyu motive halde tutmak mümkündür. Başlangıç için şu aktiviteleri deneyin:<br />
Sınıflayın, sınıflayın, sınıflayın. Nesnelerin nasıl birbirine benzediğini ve nasıl benzemediğini keşfetmek temel bir yetenektir. Çocuklar henüz türleri cinslerden ayırt etmeyi bilemeseler de, geniş yapraklan olan ağaçlarla iğne yapraklı ağaçları, kabuklanyla yenen meyvelerle soyulması gereken meyveleri, iki, dört ve daha fazla tekerleği olan araçlan ayırt edebilirler.</p>
<p>Elektriği keşfedin. Statik elektriğin etkilerini izleyin. Çocuğunuzun bir balonu saçınıza sürmesini ve sonra duvara yaklaştırmasını, veya bir tarağı saçına sürüp sonra yerdeki ufak kâğıt parçalarını bu tarakla kaldırmasını sağlayın.</p>
<p>Bazı bitkiler yetiştirin. Çocuğunuzun insan dışındaki pek çok şeyin de büyüdüğünü görmesine yardımcı olmak için, bir bitki bahçesi yaratın. Birkaç köklü sebzenin üzerinden birkaç santim kesin (havuçlar, fasulyeler gibi), sonra bunları kesik taraflan aşağıya gelecek şekilde sığ bir tabağa yerleştirin. Tabağa bir miktar su doldurun, tabağı güneşe koyun ve köklerin büyümesini izleyin.</p>
<p>Bir düzine çekirdek ekin. Boş bir yumurta kartonunu ekim alanı olarak kullanın ve bunun içine çekirdek ekin (çocuğunuzun yediği bir portakalı veya diğer bir meyveyi kullanın). Çocuğunuza çekirdeği toprağa nasıl ekeceğini, nasıl su vereceğini ve nasıl güneş almalannı sağlayacağını gösterin; beraberce insanların ve bitkilerin nasıl büyüdüğünü düşünün. Eğer çekirdekler büyümezlerse, bazen böyle şeylerin olabileceğini ona açıklayın.</p>
<p>Mutfak kimyagerleri olun. En etkileyici buluşlardan bazılan mutfakta yapılabilirler. Gelişmekte olan küçük bilimadamınızın güvenli bir yerde ve siz başında dururken akışkan ve şeffaf olan yumurtanın ısınınca nasıl beyaz ve sert hale dönüştüğünü; yumuşak ve açık renkli bir ekmek parçasının siyah ve kıtır bir hale dönüştüğünü izlemesini sağlayın; çırpılan yumurta beyazı veya kremaya hava karıştığında onlann nasıl kabardığını gösterin; sıcak besinlere üflemenin onları soğuttuğunu; mayanın kabartıcı etkisini; bir kapta sirke ile karbonat (ve olayı güzelleştirmek üzere bir miktar besin boyası) kanştığında nasıl minyatür volkan patlamaları oluştuğunu; şeker veya tuz kristallerinin suda nasıl eridiğini; gazlı bir içeceğin içindeki balonların nasıl dans ettiğini görmesini sağlayın.</p>
<p>Tekerleği yeniden keşfedin. Tekerlekten başka neler yuvarlanır? Çocuğunuzun bir elma ve bir blok ile, yuvarlak bir taş ve yuvarlak olmayan bir taş ile, kâğıt havlu nılolanyla, bir mantarla, bir kitapla, boş bir plastik soda şişesiyle denemeler yapmasını sağlayın. Yuvarlanan nesnelerin ortak yanlanın beraberce tartışın.</p>
<p>Biraz dikkat çekin. Siz başındayken çocuğunuzun evde elinde büyük bir mıknatısla gezinmesini ve neyin etkilenip neyin etkilenmediğini görmesini sağlayın. Buzdolabı mıknatıslannızm neyi tutup neyi tutmayacağını gözleyin.</p>
<p>Ağırlık kavramını oluşturun. Yaklaşık olarak aynı boyutta üç nesne seçin (mesela: tüy, kaşık, ve muz) ve çocuğunuzun ellerinin hangisinin en hafif, hangisinin en ağır ve hangisinin aradaki bir ağırlıkta olduğuna karar verecek tartı olmasını sağlayın Ölçülerle eğlenin. İki fincan suyu bir fincana dökebilir misin? Boş bir süt kutusuna kaç fincan boşaltabilirsin? Boyun kaç santim? (Çocuğunuzun bir kâğıda ayağının izini çıkarmasını, sonra bunu kesmesini ve bunu nesnelerin boyunu ölçmede kullanmasını sağlayın. Bu işleme siz de yatarak katılabilirsiniz.) Veya büyümenin kanıtı olarak kullanmak üzere çocuğunuza bir yükseklik grafiği yaparak bir ders verin. Birkaç ayda bir, çocuğunuzun boyunu bir duvara işaretleyin (veya duvara yapıştıracağınız uzun bir kâğıt parçasına) ve beraberce işaretlerin gittikçe yükselmelerini izleyin. Ayrıca aydınger kâğıdına ayaklarının dış sınırlarını çizerek ve her altı ayda bir boyutlarını karşılaştırarak çocuğunuzun ayaklarının büyümesini de izleyebilirsiniz. Bu zamanlar, çocukların daha büyük olmasını sağlayan dinlenmek, yemek, içmek, temiz hava, egzersiz gibi şeyleri açıklamak için uygundur.</p>
<p>Kaynak: cocukbakimi.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocugunuzun-icindeki-bilimadamini-yetistirmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Dil Gelişimi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocuklarda-dil-gelisimi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocuklarda-dil-gelisimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 07:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2910</guid>
		<description><![CDATA[
Fatma Öztürk  DAĞABAKAN
Davut DAĞABAKAN
DİL VE ÇOCUKTA DİL GELİŞİM KURAMLARI
Özet
Bu makalede, birçok dil uzmanının dil hakkındaki görüşlerinden yola
çıkılarak dilin ayrıntılı bir tanımı yapılmaya ve aynı zamanda dilin
gelişimini açıklayan ünlü teoriler ele alınarak çocukta erken yaşlarda  dil
gelişimi hakkında okuyucuya bir ışıktutulmaya çalışıldı.
Anahtar Sözcükler: Dil, dil edinimi, dil donanımı, çocukta konuşma
Giriş
Dil, bilgi iletmek için, sınırsız birleşimi olan  istemli sembollerin kullanıldığı karmaşık bir iletişim sistemidir. Dil,  duygusal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="dil_cikaran_cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2009/09/dil_cikaran_cocuk.jpg" alt="" width="350" height="235" /></p>
<p>Fatma Öztürk  DAĞABAKAN<br />
Davut DAĞABAKAN</p>
<p>DİL VE ÇOCUKTA DİL GELİŞİM KURAMLARI</p>
<p>Özet<br />
Bu makalede, birçok dil uzmanının dil hakkındaki görüşlerinden yola<br />
çıkılarak dilin ayrıntılı bir tanımı yapılmaya ve aynı zamanda dilin<br />
gelişimini açıklayan ünlü teoriler ele alınarak çocukta erken yaşlarda  dil<br />
gelişimi hakkında okuyucuya bir ışıktutulmaya çalışıldı.<br />
Anahtar Sözcükler: Dil, dil edinimi, dil donanımı, çocukta konuşma</p>
<p>Giriş<br />
Dil, bilgi iletmek için, sınırsız birleşimi olan  istemli sembollerin kullanıldığı karmaşık bir iletişim sistemidir. Dil,  duygusal ve sosyal iletişimin en önemli birimlerinden biridir. Bir  anda akla gelemeyecek kadar çok yönlü, farklı farklı nitelikleri olan,  bugün bile tam olarak çözülememiş bir varlıktır. Dil, insan ve toplumdan  ayrı düşünülemeyecek, bilim, sanat, teknik, kültür gibi bütün  alanlarla ilgisi bulunan, aynı zamanda onlarıoluşturan bir kurumdur.  (Bkz. Aksan, 1998, 11).<br />
Dil, insanın dünyadaki yerini ve değerini belirleyen olgudur.  Konuşma yeteneği, yani dil, insanın en önemli  niteliklerinin başında gelir. İnsanın duygularını, düşüncelerini,  isteklerini bütün ayrıntılarıyla açığa vurmasını, yaşamını sürdürmesini  mümkün kılar. Dil, insanların toplum içerisinde yaşaması, bireyler ve  toplumlar arası iletişimin sağlanması için gereklidir. Dil  kelimesinin Türkçede birbirinden farklı iki olayı ifade ettiğini  hatırlamakta fayda vardır. İki komşu kadın arasındaki şu konuşmada  bu iki anlam açığa çıkmaktadır. A: “Düşünün hele, on dil konuşan  komşumuz profesörün korkudan dili tutulmuş!” B: “Öyle mi, hangi dili?”.  Alman Dilbilimci Walter Porzig, dil tutulmasına “konuşma  kabiliyetini kaybetmek”, bir dil konuşmaya ise, “bir gramer  ve sözlükle tasvir edilebilecek belirli bir söyleyiş  tarzını iyi bilmek” açıklamalarınıgetirmektedir.(Bkz. Porzig, 1995, 99).<br />
OkutmanDr., AtatürkÜniversitesi, Fen­Edebiyat Fakültesi AlmanDili  veEdebiyatı Bölümü ÖğretimElemanı(davuud@mynet.com)</p>
<p>50. YılİlköğretimOkulu, Sınıf Öğretmeni – Erzurum(davuud@mynet.com)<br />
En basit şekliyle iletişim aracı olarak tanımlanan dilin, birçok bilim  adamı tarafından yapılmış farklı betimlemelerine rastlanmaktadır. Prof.  Dr. Berke Vardar Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde dili, “belli bir  insan topluluğuna özgü, çift eklemli sesli göstergeler  dizgesi” olarak tanımlamaktadır. (Vardar, 1998, 75). Büyük dilbilimci  Ferdinand de Saussure ise, dili, işaretler ve göstergelerden oluşmuş bir  sistem olarak tanımlamaktadır. (Bkz. Saussure, 1985, 18).<br />
Ferdinand de Saussure’ün yaptığı ve birçok dilbilimcinin benimsediği  ayrıma göre, dil yetisinin toplumsal ürünü olan dil,  bu yetinin bireylerce kullanılabilmesini sağlayan ve toplumca  benimsenmiş olan uzlaşımsal bir düzendir.  Andre Martinet’nin tanımına göre “bir dil, insan deneyiminin,  topluluktan topluluğa değişen biçemlerde, anlamsal bir  içerikle sessel bir anlatım kapsayan birimlere, başka bir deyişle,  anlambirimlere ayrıştırılmasını sağlayan bir bildirişimaracıdır.”  (Martinet, 1998, 28).  Bununla birlikte, iletişimaracıolarak kullanılan ve doğaldiller dışında  kalantrafik işaretleri, sinema dili, arıların dili gibi  her türlü göstergeler dizgesive anlatımyöntemide dilolarak tanımlanmaktadır.<br />
Dil, insanların birbirlerine bilgi, düşünce ve eğilimlerini  aktarabilmelerinin yanı sıra, fikirlerini düzenleyebilmelerini  ve duygularını ifade edebilmelerini mümkün kılar. Kültür değerleri  ve bilgilerin çoğu kuşaktan kuşağa sözlü ya da yazılı  sözcükler yoluyla iletilmektedir. Dil ve düşünce  çalışmalarında yoğunlaşan yirminci yüzyıl dilbilimcileri, psikologları  ve sosyologları, bu ikisi arasında sıkı bir ilişki bulmuşlardır. Mehmet  Kaplan, Kültür ve Dil adlı eserinde bu ilişkiyi, “dil,  onu konuşanların duygu, düşünce ve hayal dünyalarını tayin eder”(Kaplan,  2002, 112) diye özetlemektedir. Ona göre, bir  milletindünya görüşü dilinin sahip olduğu kelimelerle sınırlıdır.  İnsanlar bildikleri ve tanıdıkları varlıklara, duygu ve düşüncelere ad  koyar, bilmediklerinin dillerinde adları yoktur. (Bkz. Kaplan, 2002,  112). Herkes doğrudan kendi yaşantısı yoluyla öğrendiğinden  çok daha fazlasını dil yoluyla öğrenir.<br />
Dil, düşünme ile birlikte, bellek, muhakeme, problem  çözme ve planlama gibi bilişsel süreçleri de içermektedir. Aynı  zamanda, özellikle insanların sosyal yaşamları için kaçınılmazdır. Dil,  hem donanım, hem de kazanım ile ilgili bir gelişim alanıdır. Kişinin,  dile ilişkin doğuştan getirdiği birçok donanım vardır. Dilbilimci Hugo  Moser, dilin fizyolojik, psikolojik ve bilişsel alanlarda birleştiğini  ifade etmektedir. Sesleri fizyolojik temellere dayandırarak, farklı  organların seslerin oluşmasında rol aldığını söylemektedir.  Kelime kullanımını, bunların seçimini, bunların anlam  ile ilişkilendirilmelerini psikolojik alanda gruplandırmaktadır. Dil  ve düşünme ikilisini de üçüncü alana yerleştirerek, dilin mantıki,  düzenleyici ve açıklayıcıbir göreviolduğuna işaret etmektedir. (Bkz.  Moser, 1965, 37).<br />
Kişinin, doğuştan getirdiği dil donanımları beyin ile ilgilidir. Beyin,  dil sisteminin yöneticisi ve kendisi de bir donanımdır. Konuşma, temelde  beyin kabuğundaki iki alan tarafından kontrol edilmektedir.  Konuşma ve konuşulan dili anlama ile ilgili Broca ve Wernickle alanları  beyin lokalizasyonuna ilişkin iki merkezdir. Broca alanı,  beynin konuşma ile ilgili seslendirme yeteneğinin odak noktasıdır  ve konuşmadaki sesleri kontrol eder. Wernickle alanı  ise konuşma seslerinin tanınması ve ayırt edilmesi ile ilgilidir. Dili  her türlü ifade biçimiyle anlama yeteneği, Wernickle alanının incinmesi  ile önemli ölçüde aksar. Genel olarak Wernickle alanı duyusal, Broca  alanı ise motor alandır. (Bkz. Morgan, 1991, 186). Diğer taraftan, dil  gelişimini tamamen biyolojik donanım olarak açıklamak imkânsızdır. Dil,  hem donanım, hem de kazanım ile ilgili bir alandır. Dil, belli  evreler veya zamanla kazanılan kurallar bütünüdür. Çocuk,  çevreyle iletişim sonucu ister bilişsel süreçler, ister taklit, isterse  modelalma gibi yollarla dil kazanımınıelde eder.  Dilgelişiminin nasılortaya çıktığına ilişkin farklıgörüşler aşağıda yer almaktadır.</p>
<p>1­Davranışçı Görüş<br />
Bu görüşe göre, çocuklar konuşulan dili, herhangi bir  şeyiöğrendiklerigibi öğrenirler. Çevreden gelen birçok ses uyaranının  zamanla sınıflandırılması, şekillendirilmesi ve benzer durumlarda aynı  ses ve tepkilerin verilmesi gerçekleşmektedir. Anne veya önemli  diğer kişilerin çocukla ilişkilerinde vermiş oldukları  tepkiler çocuk tarafından zamanla dile dönüştürülür. Ödülve ceza  gibipekiştirenler yoluyla bu gelişim sürdürülür.  Sonuçta konuşma şekillenir. Pekiştirilmenin yanı sıra, bebeklerin  sıklıkla duydukları sesleri taklit etmeleri  de dilinkazanılmasında önemli yer almaktadır.</p>
<p>2­SosyalEtkileşim Kuramı<br />
Davranışçı yaklaşımın bir ileri boyutu olan sosyal etkileşim kuramı  da dil kazanımını doğrudan taklit ve model  alma ile ilişkilendirmektedir. Bu kuramda, dil  öğreniminde sosyal ve kültürelortamdanetkilenildiğivurgulanır.</p>
<p>3­Ana Dili (nativist) Yaklaşımı<br />
Ana dili yaklaşımı, dilkazanımı ile ilgili başka bir görüştür.  Bu yaklaşım, dilingenetik olarak aktarıldığını ve tüm insanların dil  kazanım araçlarına önceden sahip olduklarını savunmaktadır.</p>
<p>4­DilGelişimini Biyolojik Temellere Bağlayan Görüş<br />
Noam Chomsky ve Lenneberg gibi dilbilimciler, dil gelişimini  biyolojik temellere dayandırmaktadırlar ve çevresel koşulların da dil  gelişimi üzerindeki etkilerini göz ardı etmemektedirler.<br />
Dil gelişimini  biyolojik ve psikolojik temellerden yola çıkarak açıklayan  kuramcılara psiko­linguistik kuramcılar denmektedir. Bunların içinde en  önemlisi Noam Chomsky’nin kuramıdır. Bu kurama göre insanlar doğuştan,  dil öğrenebilmek için özel bir mekanizmaya sahiptir.  Bu mekanizma, çocuğun yakınında konuşulan dili içselleştirmesini,  kurallarını anlayıp öğrenmesini, sonra da uygun kurallar ile konuşmasını  sağlar. Bu mekanizma sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek,  biyolojik olarak belli bir  olgunluk düzeyine geldiklerinde, tıpkıyürümeyiöğrenir  gibikonuşmayıöğrenmektedirler.<br />
Chomsky, her ifadeyi dilbilimsel sistemde derin ve yüzeysel  olmak üzere iki yapıya ayırmaktadır. Derin yapı, kavramların anlamsal  yönü ile yüzeysel yapı ise konuşulan sözcükler ile ilgilidir.  Çocuklar dili öğrenirken önce düşünsel olarak  seslerin anlamlarını kavrarlar, daha sonra onlarıyüzeysel  yapıya dönüştürürler.<br />
Psiko­linguistik kuramlara ilişkin olarak konuşmayı öğrenmede,  sözcüklerin anlamlarınıkavrama ile anlamlı  sesler çıkarma ya da konuşma olmak üzere iki farklı  süreçten söz edilebilir. Bu süreçler birbirleri ile iç içedir  ve bilişsel gelişime paralel olarak gelişme gösterirler.<br />
Dil gelişimi konusunda araştırmalarıyla bilinen Vygotsky, dilin düşünce  ile paralel geliştiğini vurgulamaktadır. Bilişsel gelişimin farklı  olduğu düşüncesine katılmayan Vygotsky, dil eğitimi  ve öğreniminin kişinin zihinsel düşünme yeteneğine etki  ettiğini belirtmektedir. Vygotsky’ye göre, sözcük nesnenin  yapısına gitmekte ve böylece fonksiyonel bir anlam kazanmaktadır.  Vygotsky, aynı zamanda çocuğun içinde bulunduğu dil ortamının düşünme  düzeyine etki ettiğini söylemektedir. Bu nedenle, sözel düşünmenin,  çocuğun geçirmiş olduğu, gelişmemiş, benmerkezci, kısmi, ilkel dil  aşamalarını inceleyerek anlaşılabileceğivurgulanır.</p>
<p>Bilişsel<br />
gelişim<br />
ve genetik epistemoloji alanında önemli<br />
çalışmalar yapmış<br />
olan<br />
Jean Piaget çocukta düşünce ve dil gelişiminin bir  süreklilik içinde değil de, evrelerden geçerek oluştuğunu ve birey  çevre ilişkilerinde etkin bir şekilde yapılandığını savunmuştur.  Piaget’e göre, bilişsel gelişim ilk planda yer almaktadır. Dil gelişimi,  genel bilişsel değişimlerin bir koordinasyonudur  ve bilişselgelişimdildenetkilenmemektedir.  Küçük çocukluk dönemindeki gelişme sembolik düşünme yeteneğinden  oluşmaktadır. Sembollerin istemli beyanı, çocuğa, imgelediği her şeyi  söylemesini mümkün kılmaktadır. Çocuğun ilk sözleri henüz gerçek  semboller değildir.  Çünkü bu semboller görülen nesneler ve olaylarla ilişkilidir. Çocuklar,  çevrelerinde hazır bulunmayan şeylerden konuşmaya başladıklarında esas  sembolleri kullanırlar. Piaget’e göre, çocuk 7. yaşına kadar sosyal  iletişimsel bir tavırla konuşmaz, çünkü bencidir ve bencidüşünmektedir.<br />
Vygotsky ve Piaget’in yaklaşımları birlikte düşünüldüğünde, dil  gelişiminin, dış dünyadaki nesnelerin mental temsillerinin yapılmasıyla  olgunlaştığı anlaşılmaktadır. Dil, bir taraftan düşünme için hammadde  oluştururken, diğer taraftan düşünebilme  yeteneğine paralel olarak işlemektedir. Farklı bir açıdan bakıldığında,  dil, çocuğun soyut düşünebilme yeteneğine dış dünyadan sembolleştirdiği  anlamları iliştirmesine yardımcı olmaktadır. Yani, dil ve düşünce  oldukça iç içe ve birbirleriyle etkileşim içerisindedir. Bu yüzden,  çocuk, dili elverdiğioranda düşünür ve kavramsaldüşünme yeteneğiarttıkça  da diligelişir.<br />
Günümüzde dil edinimi, kaynağını, çocukla en yakını arasında doğumdan  hemen sonra başlayan ilişkilerden alan ve en karmaşık şekliyle  erişkinliğe kadar devam eden çok boyutlu, süreklibir süreç  olarak betimlenmektedir. (Bkz. Zollinger, 1994)<br />
Dil ediniminin ilk safhalarında karşılıklı paylaşım ön  planda yer almaktadır. Çocuk, doğuştan itibaren yakınında bulunan  kişiler ile direkt ilişkilerinde iletişimsel paylaşımın kurallarını  öğrenmektedir ve dilin iletişimsel ortamında büyümektedir.  Bu ilk safhanın ilk paylaşımlarında yalnızca çevresinde var olannesneler hakkında nasıl  bir iletişimin söz konusu olduğunu kavramaktadır.  Bununla birlikte ilk sözcükleri anlayıp üretebilmektedir. Fakat bunların  henüz bir temsilözelliğibulunmamaktadır. (Bkz. Kuhn, 2006, 1)<br />
Dil ediniminin ikinci safhası bilişsel süreçler ile tanımlanmaktadır.  Bunlar, çocuğu, sözcüklerin temsili boyutunu kavramaya ve dilin anlamsal  düzlemini geliştirmeye yönlendirmektedir. Çocuk, bilişsel  süreçte, tutulup görülemeyen olay ve nesneleride düşünüp kurgulamayı  öğrenmektedir. Böylece çocuk, yavaş yavaş somut ortamdan  sembolik düzleme geçmektedir. (Bkz. Kuhn, 2006, 1)<br />
Dil yeterliliği için beş tür bilgiye ihtiyaç vardır. Bunlar, fonoloji,  morfoloji, semantik, sentaks ve pragmatiktir. Fonoloji, dilin temel ses  yapılarını araştırır. Her dilde aynı olan seslerin yanı sıra farklı  sesler de bulunmaktadır. Çocuk,  dilinin gelişiminde ilk olarak seslerle karşılaşır  ve bu sesler üzerinde yeterlilik kazanır. Bu seslere fonem adı  verilmektedir. Morfoloji, dildeki, anlam içeren en küçük birimleri  inceleyen bilim dalıdır. Bu birimlere morfem adı verilmektedir.  Semantik genel olarak dilin anlam yönünü ele almaktadır. Cümlelerin,  kelimelerin incelemesini anlam açısından yapmaktadır. Cümlelerin kural  ve yapı açısından incelemesini yapan bilim ise sentakstır. Sentaks,  kelimelerden oluşan cümlelerin kurallarını işleten sistemdir.  Pragmatik ise, farklı sosyal kontekstleri yöneten kuralları  araştırmaktadır. Kullanılan dilin sosyal bağlamda kullanım uygunluğu,  yani pragmatiklerle çocuklar, küçük yaşlarında nezaket ifadelerini, argo  sözcükleri, emir kavramlarını, dilek ve arzularını iletme kurallarını  öğrenirler. Örneğin 5 yaşındaki bir çocuk 2 yaşındaki bir çocuğa bir  şeyler anlatırken, kendisine pragmatik bilgi verilmiş gibi, daha basit  cümleler kullanır, yavaş konuşur  ve onunanlamasıiçin sözcüklerinitekrarlar. (Bkz. Zwisler, 2006, 1)<br />
Erken Yaşlarda DilGelişimi<br />
Çocuklar, normal olarak okula gidinceye kadar temel dil becerilerini  kazanırlar. Dil gelişimi hem sözlü, hem yazılı iletişimle ilgilidir.  Sözel iletişim daha erken gelişir. Yazılı iletişimise okulile başlar.<br />
Dil öğrenmek karmaşık bir süreçtir, ama insan dil öğrenmeye doğuştan  yeteneklidir. Çocuk daha annesinin karnındayken, onun sesini  ve dilinin vurgularını fark edebilmekte, doğduktansonra da aynıdili,  aynıçevrede yaşarkenkolaylıkla öğrenebilmektedir.<br />
Dil yeteneklerinin gelişimi de motor yeteneklerin gelişimi gibi düzenli  bir sıra izler. Ayrıca çocuklar üzerinde yapılan dil gelişimi  çalışmaları sonunda, konuşmayı  öğrenmenin ilk dönemlerinde yaklaşık olarak tüm dünya  çocuklarının temelde aynı gramer kurallarını kullandıkları görülmüştür.  Alman dilbilimci Hans Glinz de Deutsche Syntax adlı  kitabında çocukların “evrensel açıklamalarından” söz etmektedir.  Ona göre, çocukların ilk kelimeleri, hatta ilk cümleleri diye bir şey  söz konusu değildir. Kendisi,  çocuklarda ilk olarak evrensel açıklamalardan bahsetmektedir.  Bu evrenselaçıklamalar herhangi bir durumda, çoğunlukla da bir  dinleyiciye verilen bir tepkiolarak düşünülmektedir.  Bu tepkibüyüklerin dilinde cümlenin yerinitutmaktadır.  (Bkz. Glinz, 1970, 6)<br />
Bebekler daha birkaç haftadan itibaren sesli uyarımları algılamaya ve  onlara tepkide bulunmaya başlarlar. Birinci ayda bah ve pah,  ga ve da gibi heceleri birbirinden ayırabilirler, seslere dikkatlerini  vererek sesin geldiği yöne doğru başlarını çevirebilirler.  Üçüncü aydan itibaren, annelerinin sesinibaşka bir hanımın  sesindenayırabilirler.<br />
Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. Çocuk 12–15 aylıkken  ilk sözcüğü söyler. Bu demektir ki, 12. ya da 15. ayda çocuk,  iletişimini dile hazırlık şeklinde yapar. Çocuğun ihtiyacı olan iletişim  bu evrede mimiklerle, ağlama biçimleriyle ve anlamsız mırıldanmalarla  ifade bulur. Kritik dönem olan 15 ay ve üstünde dil gelişimine  ilişkin önemli ipuçları bulunabilir. 15 aylık bir bebek daha çok işaret  amaçlı dil kullanımını tercih eder. Konuşma sırasındaki kelimeleri  veya işittiklerini kullanabilir. 18 aylık bir bebek iki  ve yakın kelime genişliğinde anlamlı cümleler kurabilir.  Yaklaşık olarak 20–30 kapasitelik kelime hazinesine sahiptir.  Yetişkinlerle soru­cevap şeklinde iletişimkurmaya çalışır.<br />
21 aylık bir çocuk şarkılı oyunları sever. Hareketlerini iletişim amaçlı  kullanır. Kendi başına gelenleri anlatmaya çalışır. Bazı zamirleri  anlar ve benim, senin, ben ve sen kelimelerini çok kullanır.  24 aylık çocuk söz dağarcığında yaklaşık 200–300 kelime vardır. Her  günkarşılaştığı nesnelerin adlarınıöğrenmiştir ve kullanır.  Kısa ve tamolmayancümleler kurar. İçinde, yukarı ve arkasında gibi bazı  zarfları kullanır. Üç yaşındaki çocuklar artık kelimelerle oynayabilir,  900–1000’e varan bir kelime hazinesine sahiptirler. 4 yaşında  ise yaklaşık 1500–2000 kelime dağarcığıyla oldukça çok soru sorarlar,  daha karmaşık cümle yapılarını kullanırlar. Hikâyelendirme bu yaşlarda  belli sınırlılıklarla görülür.  Niçin ve nasıl sorularına cevap vermekte zorlanırlar.  Çocuklar gramer kurallarının % 90’ını 5–6 yaşlarında tamamlarlar,  duygularını ifade etmeye başlarlar ve 2–3 bin konuşma,  20–24 bin anlama kelime hazinesine sahiptirler.<br />
Yaklaşık bir yılın sonunda yetişkinlerin anlayıp tanıdıkları sesleri  üreten çocuklar, ilköğretim birinci kademesinin sonunda aşağı yukarı  50 bin kelimelik konuşulan dili anlama kapasitesine ulaşırlar.</p>
<p>Sonuç<br />
Sonuç olarak, dilin toplumsal gerekliliği herkesçe kabul edilen bir  özelliktir. Birçok farklı bakış açısından ele alınabilen dilin, toplum  ile sıkı bir ilişki içerisinde olduğu ve toplumun bütün değerlerini  kendisinde barındırdığı konusunda bütün uzmanlar hemfikirdir denebilir.<br />
Ayrıca çocuğun, dili ediniminde, yukarda ele alınan  kuramların her birinin etkisini göstererek bir bütün  oluşturduğu sonucuna varılabilir. Kişinin dil edinimi bir  koordinasyon içerisinde gerçekleşmektedir. Bu koordinasyonu sağlayan  öğeleri büyük ölçüde aile, yakın çevre, okul, toplum ile televizyon,  internet gibi günümüz iletişim ve teknoloji araçları sağlamaktadır.  Bunların olumlu etkilerinin yanısıra, oldukça yoğun olumsuz etkileri  de bulunmaktadır. Bu yüzden, çocuğun, sağlıklı bir şekilde dili edinmesi  için, başta aile olmak üzere, yakın çevrenin ve eğitimcilerin duyarlı  olmaları gerekmektedir. Bu duyarlılık en basit şekliyle,  dilimizi muhafaza ederek kurallarına göre kullanmakta gösterilebilir.  Yani, çocukların dil eğitimini gerçekleştirirken, dilin bir kültür,  tarih taşıyıcısı olduğunu unutmamak gerekmektedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/23/cocuklarda-dil-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Ne Olacağım?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/ben-ne-olacagim/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/ben-ne-olacagim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 10:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyünce]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[olacağım]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel gelişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2333</guid>
		<description><![CDATA[
Anne babası boşanmak üzere ya da boşanmış olan çocukların düşündüklerini ve hissettiklerini paylaşmak istiyorum. Bu olay her çocuk üzerinde farklı etkiler yaratıyor. Ama çocukların ortak sorunu anne babanın boşanması sonucunda ona ne olacağı kaygı ve endişesidir.
Boşanmak aile bütünlüğünün bozulması ve değişmesidir. Bu durum zaten kaygı yaratan bir olaydır. Bir de bunun üzerine anne ve babanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2334" title="tatlii_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2009/12/tatlii_cocuk.jpg" alt="tatlii_cocuk" width="250" height="201" /></p>
<p>Anne babası boşanmak üzere ya da boşanmış olan çocukların düşündüklerini ve hissettiklerini paylaşmak istiyorum. Bu olay her çocuk üzerinde farklı etkiler yaratıyor. Ama çocukların ortak sorunu anne babanın boşanması sonucunda ona ne olacağı kaygı ve endişesidir.</p>
<p>Boşanmak aile bütünlüğünün bozulması ve değişmesidir. Bu durum zaten kaygı yaratan bir olaydır. Bir de bunun üzerine anne ve babanın olumsuz düşünce, duygu ve davranışları eklenirse çocuk daha fazla panik yaşayacaktır. Çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimini etkileyecektir.</p>
<p>Evlilik kadar boşanma da doğal bir olaydır. Her türlü şey denenmiş ve iki birey arasında bazı değerler çökmüş ise boşanmayı seçmek doğru olandır. Psikolojik ve fiziksel zararlar vermeden yaşanan bu durumu ortadan kaldırmak gerekir. Kişilerin birbirine zararının yanı sıra çocuklara verilecek zarar daha da önemlidir. Çocuğun asıl endişesi biraz önce ifade ettiğim gibi bana ne olacaktır.</p>
<p>Bu durumla baş etme zorluğu yaşarken bir de birbirimize olan öfkemiz nedeniyle bunu çocuklara da göstermek ya da çocukları iki kişi arasında bırakmak endişe ve kaygının artmasına sebep olur. Çocuğun çevresine olan güvenini sarsar ve genellemesine yol açar.</p>
<p>Anne babanın davranışını anlamakta güçlük çeker. İlgisini vermesi gereken konulara veremez. Çünkü aklı sürekli anne ve babasının ayrılmasındadır. Bu durumla baş etme güçlüğü onun arkadaşlarından uzaklaşmasına sebep olur. Sadece kendi başına gelen bir olay olduğunu düşünür, soruları cevaplamak istemediği için de çevresinden ve arkadaşlarından uzaklaşır.<br />
Kimi zaman da aşırı hırçın ve saldırgan davranışlarda bulunabilir. Düşünce ve duygularını paylaşamadığı için ancak kendini davranışları ile ifade etmeye çalışır.</p>
<p>Söylenenleri dinlemeyip, kendi isteklerini yaptırabilmek ya da anne babadan intikam almak için her konuda sorun yaratır.<br />
Korkuları ve endişeleri çocukta takıntılar ve hassasiyetler oluşturur. Kendini sorumlu hisseder. Annesine hayran olan ve babasını rakip olarak gören erkek çocuk ve babasına hayran olan ve annesini rakip olarak gören kız çocuk onların ayrılıklarından kendini sorumlu hissedebilir.</p>
<p>Bu karmaşanın üzerine bir de anne babanın çocukları kendi taraflarına çekmeye çalışması onun paniklemesine sebep olur. Çocukla iyi iletişim kurabilmek için onu maddi olarak tatmin etmeye çalışırlar. Halbuki çocuk duygusal bir boşluk yaşamaktadır. Her istediği yapılmaya çalışılır. Çocuğa sınır konmadığı için de çocuk iki tarafı kendi istekleri için kullanır.</p>
<p>Anne baba bu süreçte birbirleri ile görüşmez ve kanlı bıçaklı olurlarsa da çocuk bu durumdan faydalanmaya çalışır. Bazen eşler kendi istediklerini elde edebilmek içinde çocuklardan yararlanabiliyor<br />
Eşinden öcünü almak için çocuklarını ön safhalara sürebiliyorlar. Tıpkı savaş durumunda yaşananlar gibi…</p>
<p>Boşanma sırasında çocuğun ruh sağlığının korunması önemli bir sorun. Boşanma öncesi ve sonrasında çocuklar bu tartışmaların dışında tutulmalıdır. Boşanma kararı çocuğa birlikte anlatılmalı. Onu çok sevdiklerini, eski standartlarını kaybetmeyeceğini ve istediği zaman anne ya da babayı görebileceğini belirtmeliler. Birbirleri ile ilgili en ufak olumsuz bir cümleden kaçınmalılar.</p>
<p>Pek çok kişinin evliliğini çocuklarını düşündüğü için sonlandırmak istemediğini duyuyoruz. Bana göre; sürekli kavga gürültünün olduğu bir aile ortamında yaşamak çocukların gelişimlerini ve ruhsal durumunu daha da olumsuz etkileyebilir. Tabii ki her çatışmada ve olumsuz durumda boşanma olsun demek istemiyorum, ama hiçbir çıkar yol yoksa boşanmak kaçınılmazdır. Ancak bu olayı dramatize edip, işin içinden çıkılamaz bir hale dönüştürmemek gerekir.</p>
<p>Eşler boşanma kararı aldıktan sonra bu durumu birlikte çocukları ile paylaşmalı. Zor olsa bile çocukların önünde sakin görünmeye ve kontrolü kaybetmemeye çalışmalıdır. Eğer eşler kendilerinden emin görünür ve tutarlı konuşurlarsa, çocuklar üzülseler bile durumu daha kolay kabul edeceklerdir. Şunu unutmamak gerek; eşler birbirinden boşanabilir, ancak çocuklarından boşanamazlar.</p>
<p>Boşanmış anne babalara sahip olmak ya da boşanmış bir ailenin üyesi olmak kendi başına zararlı değildir. Önemli olan, aile üyeleri arasındaki ilişkilerin ve aile hayatının kalitesidir. Çocukların ayrılma ve boşanmaya gösterdikleri tepki büyük ölçüde eşlerin birbirlerine tepkilerine bağlıdır. Çocuğun en az zararla bu olayı atlatmasını sağlamak gerekir.</p>
<p>Boşanma kararı alındıysa bu durumu çocuklardan saklamamak en doğru yoldur. Eşlerden biri hiçbir açıklama yapmadan evden ayrılırsa çocuk reddedildiğini ve istenmediğini düşünebilir ve her şeyin sorumlusu olarak kendini görebilir. Onlarla konuşurken eşinizle aranızdaki sorunlardan ve ayrılma kararınızdan onların sorumlu olmadıklarını belirtin. Çocukların önünde mutsuz görünmemeye ve kontrolünüzü kaybetmemeye çalışın. Sorulara açık ve net cevaplar vermeye ve birbirinizi suçlamamaya çalışın. Ayrıca istediği zaman evden ayrılan ebeveyni görebileceği belirtilmeli.</p>
<p>Çocukların ruhsal olarak sağlıklı gelişebilmeleri ve insanlarla kalıcı ve sevgi dolu ilişkiler kurabilmeleri onların hayatlarındaki en önemli kişilere anne babalarına yakın olmalarına bağlıdır. Eşler boşanma döneminde öfke, kırgınlık, küçümsenme ve suçluluk duygularını bir arada yaşarlar, ancak çocukları bunlardan uzak tutmak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/ben-ne-olacagim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anaokulu Seçimi : Çocuğum Anaokuluna Başlıyor&#8230;</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/anaokulu-secimi-cocugum-anaokuluna-basliyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/anaokulu-secimi-cocugum-anaokuluna-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 07:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anaokul]]></category>
		<category><![CDATA[anaokullari]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk evi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kresler]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=1588</guid>
		<description><![CDATA[
Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir?
3 &#8211; 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2907" title="tatli_kiz" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2009/06/tatli_kiz.jpg" alt="" width="250" height="326" /></p>
<p>Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir?</p>
<p>3 &#8211; 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir. Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır.</p>
<p>Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır. Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler.</p>
<p>Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır. Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.</p>
<p>Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.</p>
<p>Psk.Nezahat BEDİR<br />
Psikolog</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/anaokulu-secimi-cocugum-anaokuluna-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Eğitiminde Kritik Yaşlar</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/cocuk-egitiminde-kritik-yaslar/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/cocuk-egitiminde-kritik-yaslar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 06:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okul Öncesi Eğitime Başlarken]]></category>
		<category><![CDATA[ana okulu]]></category>
		<category><![CDATA[anaokul]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk evi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[en güzel anaokul]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[kresler]]></category>
		<category><![CDATA[rehberokul]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[yuvalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuvarehberim.com/blog/?p=412</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk gelişimi fiziksel, zihinsel ve psikolojik birçok farklı özelliği ifade eden bir terimdir. Döllenmiş yumurtadan başlayıp ergenliğe kadar devam eden bu özellikler, birbiri ile ilişkili ve paralel bir seyir izler. Mesela, dil gelişimi, fiziksel ve zihinsel gelişimden bağımsız değildir. Dil gelişimindeki bir bozukluğu incelerken fiziksel ve zihinsel bir aksaklık olup olmadığı test edilir. Dildeki fiziksel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="masumjkoaz8" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2009/07/masumjkoaz8.jpg" alt="masumjkoaz8" width="200" height="175" />Çocuk gelişimi fiziksel, zihinsel ve psikolojik birçok farklı özelliği ifade eden bir terimdir. Döllenmiş yumurtadan başlayıp ergenliğe kadar devam eden bu özellikler, birbiri ile ilişkili ve paralel bir seyir izler. Mesela, dil gelişimi, fiziksel ve zihinsel gelişimden bağımsız değildir. Dil gelişimindeki bir bozukluğu incelerken fiziksel ve zihinsel bir aksaklık olup olmadığı test edilir. Dildeki fiziksel bir bozukluk konuşmayı engellediği gibi, çocukta özgüven kaybı, sosyal fobi ve aşağılık duygusu gibi psikolojik sorunlara da yol açabilir.</p>
<p>Biz bu yazımızda doğumdan ergenliğe kadar belli yaş dönemlerinde ortaya çıkan geçici eğitim zorluklarından bahsedeceğiz. Çocuklar belli gelişim evrelerinde inatçı, kuralları çiğneyen, dur-sustan anlamayan, başına buyruk hareket eden bir kişilik sergileyerek anne babaları zor durumda bırakırlar.</p>
<p><span style="color: orange;">İlk kritik dönem birinci yaş</span></p>
<p>çocuk bir yaşından sonra, yani yürüme ve konuşma becerisi kazandıktan sonra inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne-babanın dediğinin tersini yapmaktan ve kuralları çiğnemekten zevk alır gibidir. Anne “yapma!” Dedikçe inadına istenmeyen davranışı tekrarlar.</p>
<p>İstenmeyen davranışları tekrarlayan bir çocuğun amacı sizi kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Çocuğun niyeti koyduğunuz kuralın veya istemediğiniz davranışın ne kadar önemli olduğunu denemektir. Siz aynı olumsuz davranışa aynı tepkiyi gösterdikçe ve taviz vermedikçe çocuk gerçeği kabullenip sınırları zorlamayacaktır.</p>
<p>Çocuk ben merkezci (egosantrik) bir kişiliğe sahiptir. Haz ilkesine göre hareket eder. Herkesin ona hizmet etmesini ve her isteğinin yerine getirilmesini ister. Yoktan anlamaz, isteğinin geri çevrilmesinden veya ertelenmesinden hoşlanmaz. Eğer istediği gerçekte ihtiyacı olan bir şeyse ve temini de mümkün ise anne-baba çocuğu fazla üzmeden ihtiyacını yerine getirmelidir. Çocuktan her şeyi mükemmel yapmasını beklememeli, küçük yanlışlarını görmezden gelmeli, deneme-yanılma yapmasına izin vermeli, başarılı işlerini överek öz güvenini güçlendirmeliyiz.</p>
<p>İstediği şeyin para ve zaman yönünden temini zor ve çocuk için de bu şey gereksiz ise sebebini “istediğin şeye yetecek kadar paramız yok!” Veya “gecenin bu saatinde bakkal kapalı olduğu için istediğin şeyi alamam!” Gibi açıklama yaparak istediği şeyi temin edemeyeceğinizi anlatmanız gerekir. Buna rağmen isteğinin yerine getirilmesi için küser, ağlar, tepinir ve avazının çıktığı kadar bağırabilir. Anne-baba oyuna gelip onu susturmak için isteğini yerine getirdiği zaman çocuk ağlayarak veya tepinerek isteğine kavuşmayı öğrenir ve bunu kullanmaya başlar.</p>
<p>Kimi anne-babalar çocuğun isteklerine ve davranışlarına sınır koymayı “baskı ile büyütme” olarak algılamakta, “çocuğum benim gibi baskı altında büyümesin!” Diye her isteğini yerine getirmekte, her yaramazlığına katlanmakta, farkında olmadan kural tanımayan şımarık ve zorba bir çocuk yetiştirmektedir. İsteklerine sınır konmayan, aile ve toplum kurallarına alıştırılmayan çocuklar dinin emir ve yasaklarını anlamakta ve uymakta güçlük çekerler.</p>
<p><span style="color: orange;">İkinci kritik dönem 2,5 yaş</span></p>
<p>bu dönemde çocuk kas, kemik ve sinir sistemi yönünden yani fizyolojik olarak hızlı bir gelişme gösterdiğinden uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye “hayır” diyen isyancı bir kişilik sergiler. Psikolojik yönden de “bağımsızlık çabası” içindedir. Yardım istemez, her şeyi kendi başına yapmak ister; ancak anne ve babaya ihtiyacı olduğunun da farkındadır. Bu yüzden farklı kutuplar arasında gidip gelir. Aşırı hareketlilikten ani bir tembelliğe, ataklıktan utangaçlığa, sahiplenme duygusundan aldırmazlığa, inatçılıktan uysallığa, açlık çığlıklarından iştahsızlığa, tuvalete zor yetişmekten idrarını tutmaya kadar varan dengesizlikler gösterir. Bu dönemde anne ile çocuk arasında en sık çatışmalar tuvalet ve temizlik konusunda yaşanır. Anne-babanın yapacağı en iyi şey bir seneden fazla sürmeyecek olan bu dönemde çocuktan sevgisini esirgememek ve sabretmektir.</p>
<p><span style="color: orange;">Üçüncü kritik dönem 4 yaş</span></p>
<p>çocuk gelişiminde ilk beş yıl denge ve dengesizliklerin art arda geldiği yaşlardır. Dört yaşındaki çocuk, üç yaşındaki o uyumlu ve geçimli kişiliğini bırakır, yeniden bir dengesizlik ve uyumsuzluk içine girer. Her yönüyle aşırılık içinde bulunur. Ölçüyü kaçırma onun en belirgin özelliğidir. Bu dönemde çocuk kendi başına buyruk, kafasına estiği gibi hareket eden, sağda solda dolaşan, çok konuşan, durmadan soru soran ancak cevabını dinleme sabrı göstermeyen, başladığı işi yarım bırakan maymun iştahlı bir çocuktur. Bununla beraber 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değildir. Oturmaktan ve beklemekten hoşlanmaz. Bedensel ve zihinsel etkinlik ihtiyacı tüm davranışlarına yansır. Tam olarak ne istediğini bilmez, sık karar değiştirir, bir eylemden diğerine geçer. Anne ve babayla sürtüşmeye girmesinin, söz dinlemeyişinin, söylenenin tersini yapmasının sebebi saygısızlıktan değil, bağımsız bir kişilik kazanma çabasından ileri gelmektedir. Arkadaşlık yapmayı, grup oyunlarına katılmayı sever, ancak kabalık ve sakınmazlık özelliğinden dolayı arkadaşlarıyla kolayca kavgaya tutuşabilir. Başkalarının duygu ve isteklerini hiçe sayar, aklına geleni yapar ve söyler.</p>
<p><span style="color: orange;">Dördüncü kritik dönem 6 yaş</span></p>
<p>bu dönemde inatçı ve olumsuz davranışlarıyla sanki 2,5 yaş çocuğu geri gelmiş gibidir. Anne-babalar 5 yaşındaki o uyumlu ve uzlaşmacı çocuğun nasıl olup da böyle zıt bir kişilik sergilediğine anlam veremezler. “bu çocuğa ne oldu, birden huyu çok değişti?” Derler.</p>
<p>Altı yaş çocuğu değişmekte olan bir çocuktur. Buna karşın tembel ve kararsız bir görünüm verir. Ne olmak ve ne yapmak istediği konusunda kararsızdır. Anne-babasıyla ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde uyumluluk-uyumsuzluk, geçimlilik-geçimsizlik, olumluluk-olumsuzluk arasında gidip gelir. Bu haliyle sanki iki kutuplu bir kişilik sergilemektedir. Beş dakika önce annesini sevdiğini söyler, ancak beş dakika sonra, basit bir sebeple, annesinin yüzüne karşı ondan nefret ettiğini söyleyebilir.</p>
<p>Bir geçiş dönemi yaşayan altı yaş çocuğunda psikolojik değişikliklerin yanı sıra dikkat çekici fiziksel değişiklikler de görülür. Süt dişleri dökülür, ilk azı dişi çıkmaya başlar. Kulak-burun-boğaz hastalıklarına, özellikle orta kulak iltihabına, sık yakalanır. Okula başlaması ile birlikte sosyalleşme becerisi gelişme gösterir. Daha çok arkadaşla ilişki kurar. Anne-babanın dışında yetişkin olarak öğretmeniyle tanışır, bilgisinden dolayı ona hayranlık duyar. Böylece aileye bağımlı çocuğun yerini, bağımsız ve sosyal çocuk almaya başlar.</p>
<p><span style="color: orange;">Beşinci kritik dönem 12-13 yaş (ön ergenlik)</span></p>
<p>ilköğretim yıllarında ailesiyle ilişkileri uyum içinde olan çocukların ergenliğe geçişte davranışlarında ve ilişkilerinde belirgin değişmeler görülmesi anne-babaları şaşırtır. Çünkü anne-babalar çocuk büyüdükçe daha akıllanır, daha az problem çıkarır zannederler. Her şeyin yolunda gittiğini sandıkları bir dönemde birden bire ortaya çıkan huysuzluklara, itirazlara, alınganlıklara ve sebepsiz öfkelere bir anlam veremezler. Her şeye itiraz eden, hiçbir şeyi beğenmeyen, eve dilediği zaman girip çıkan, derslerini aksatan, en küçük uyarılara sert tepki gösteren genç karşısında anne-babanın sabretmesi pek zordur. Çünkü bu hızlı değişmenin ergenlik belirtileri olduğunu bilmezler. Çocuğun kötü arkadaş kurbanı olduğunu, kendilerinden uzaklaştığını, nankörlük yaptığını düşünürler. Nasihatler ve uyarılar bir işe yaramadığı için anne-baba sertleşmeye başlar. Karşılıklı suçlamalar ve bağrışmalar ilişkileri zora sokar.</p>
<p>Anne-baba sabrettiği, çocuğu adam yerine koyup dinlediği, çocuğun her türlü duygusunu dile getirmesine izin verdiği ve onu sevdiğini her vesile ile belli ettiği taktirde diğer kritik yaşlarda olduğu gibi, gel-gitlerle dolu ön ergenlik dönemi de bir-iki sene içinde geçecek, çocuğunuz eski uyumlu ve geçimli çocuk olarak size geri dönecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/22/cocuk-egitiminde-kritik-yaslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelişme geriliği talasemi habercisi olabilir.</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 07:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-2 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[2-4 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[4-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[geriliği]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[talasemi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2897</guid>
		<description><![CDATA[
Talasemi genellikle bir yaşından önce dalak büyüklüğü, gelişme   geriliği ve ciltte soluklu gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi, Akdeniz   ülkelerindeki ırklarda görülen ve çocuğa anne-babadan kalıtımsal olarak   geçen bir çeşit &#8221;kansızlık&#8221; hastalığı.
Anne ve babanın  genlerindeki bozukluğun neden olduğu talasemiden  korunmak için akraba  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><img title="akdeniz  anemisi.jpg.widec" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/01/akdeniz-anemisi.jpg.widec.gif" alt="" width="298" height="396" /></h2>
<p><strong>Talasemi genellikle bir yaşından önce dalak büyüklüğü, gelişme   geriliği ve ciltte soluklu gibi belirtilerle kendini gösteriyor.</strong></p>
<p>Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi, Akdeniz   ülkelerindeki ırklarda görülen ve çocuğa anne-babadan kalıtımsal olarak   geçen bir çeşit &#8221;kansızlık&#8221; hastalığı.</p>
<p>Anne ve babanın  genlerindeki bozukluğun neden olduğu talasemiden  korunmak için akraba  evliliğinden kaçınmak ve evlilik öncesinde gerekli  testleri yaptırmak  önemli rol oynuyor.</p>
<p>Alyuvarların yapısında yer alan  &#8221;hemoglobin&#8221; maddesinin yapımındaki  kusurun kansızlığa yol açtığını  belirten Ufuk Üniversitesi Tıp  Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Çocuk  Sağlığı ve Hastalıkları  Anabilim Dalı ve Çocuk Hematoloji Bilim Dalı  Başkanı Prof. Dr. Tansu  Sipahi, &#8221;Hemoglobin molekülünde, globin  zincirlerinden bir veya  birkaçının sentez hızında azalma veya tüm  yokluk mevcuttur&#8221; dedi.  Sipahi, kansızlığı dengeleyebilmek için kemik  iliğinin alyuvarların  yapımını arttırdığını, kemik iliğinin çok  çalışması ve genişlemesi  sonucunda da özellikle yüz kemiklerinde  değişiklikler olduğunu ve yüzün  görünümünün bozulduğunu anlattı.</p>
<p>Talaseminin,  kalıtsal geçiş göstermesine rağmen önlenebilir bir kan  hastalığı  olduğunu ifade eden Sipahi, hastalığın genellikle bir yaşından  önce  solukluk, dalak büyüklüğü ve gelişme geriliği ile kendini  gösterdiğini  bildirdi. Sipahi, iyi tedavi edilemeyen hastalarda burun  kökünün basık,  elmacık kemiklerinin belirginleşerek özel yüz  görünümlerinin ortaya  çıktığını, demir birikimine bağlı olarak da kalp,  karaciğer, pankreas  gibi organlarda büyümenin olabileceğini söyledi.<br />
<strong><br />
TAŞIYICILARIN TEK YAKINMALARI HALSİZLİKTİR </strong><br />
Hastalığın anne ve  babadan gelen genlerle ilgili olduğunu, her iki gende  de mutasyon  (bozukluk) olması halinde bebeğin hasta olarak doğduğunu  belirten  Sipahi, anne veya babadan gelen bir gende bozukluk olması  durumunda  bebeğin hasta değil taşıyıcı olacağını ifade etti. Sipahi, bu  kişilerin  ilerde taşıyıcı bir kişi ile evlenmeleri halinde (özellikle  akraba  evliliklerinde) bebeğin talasemi hastası olarak dünyaya geleceği   uyarısında bulundu. Sipahi, hastalarda klinik bulguların altında yatan   genetik bozukluğun çeşidine göre değiştiğini belirterek, şunları   kaydetti:</p>
<p>&#8221;Talasemi hastalığı yakın takip gerektiren belli zaman  aralıkları  ile kan transfüzyonu yapılan ağır klinik tablodur. Bebek  doğumda iyidir,  kan tablosu normaldir. Altı ay civarına geldiğinde  hemoglobin dediğimiz  kan değerleri düşmeye başlar. Bu dönemde  genellikle çocuk hematoloji  uzmanına başvurulmadığı için demir  eksikliği anemisi düşünülerek ve  yanlış olarak gerekli tetkikler  yapılmadan demir tedavisi başlanır.  Giderek klinik daha belirgin hale  gelir. Bebekler soluk renkli, halsiz,  iştahsız ve mutsuz  görünümdedirler. Karaciğer ve dalak büyür, karın  şişer. Özel yüz  görünümleri gelişmeye başlar. Talasemi taşıyıcılığında  ise kişilerin  tek yakınmaları halsizliktir. Bazen tesadüfen yapılan kan  sayımları  sonucunda teşhis konur, bazen de halsizlik nedeniyle yapılan  tetkikler  sonucunda kansızlık saptanır. Tüm dünyada 250-270 milyon  civarında  talasemi taşıyıcısı olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde  taşıyıcı  sıklığı yüzde 2.1 (1 milyon 400 bin) olarak hesaplanmaktadır.&#8221;</p>
<p><strong>AKRABA  EVLİLİĞİNE DİKKAT </strong><br />
Hastaya kesin tanı konulmasının ardından  aileye talasemi hastalığı  hakkında bilgi verilmesi, bunun geçici bir  durum olmadığı, ömür boyu  çocuk hematoloji uzmanınca izlenmesi  gerektiğinin anlatılmasının çok  önemli olduğunu vurgulayan Sipahi,  hastalara 2-6 hafta aralarla  konsantre kan verilerek kan değerlerinin  yükseltildiğini belirtti.  Sipahi, ancak verilen kanın hastaların kan  demir düzeylerini  yükselttiğini ve toksik maddenin kalp kası,  karaciğer, dalak, pankreas,  beyin, troid ve paratroid gibi endokrin  organlarda birikip istenmeyen  yan etkilere neden olabileceğini söyledi.</p>
<p>Demir birikimini ve toksisiteyi engelleyebilmek için demir bağlayan   ajanların uygulandığını ifade eden Sipahi, &#8221;Dalağın aşırı büyümesi   nedeniyle verilen kan dalakta yıkılmaya başlarsa dalak çıkarılması   ameliyatı gerekebilir. Hastalara bir diğer tedavi yöntemi de kemik   iliği  transplantasyonu uygulanmasıdır. HLA uyumlu bir kardeşi olan tüm   hasta çocuklara kemik iliği transplantasyonu olanağı önerilmelidir. Kök   hücre nakli çalışmaları da başarılı sonuçlar vermektedir&#8221; diye  konuştu.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>http://www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/gelisme-geriligi-talasemi-habercisi-olabilir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetenek ve Yetenek Seçimi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/yetenek-ve-yetenek-secimi-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/yetenek-ve-yetenek-secimi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 06:26:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[yetenek]]></category>
		<category><![CDATA[Yetenek Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2893</guid>
		<description><![CDATA[
1 -  Yetenek nedir?
Sportif bağlamda yetenek kavramı , belli bir  alanda normalin üzerinde  ancak henüz tam gelişmemiş özellikler  bütünü  ve bunlara sahip kişi  olarak değerlendirilir
2- Yetenekli  sporcuların özellikleri nelerdir?
Yetenekli bir sporcu  incelendiğinde, diğer sporculara oranla şu  özellikleri farklılık  gösterir:
a. Antrenmanda daha başarılıdır.  b. Antrenmanda verilen  uyarılara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2894" title="guzel_kiz" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/06/guzel_kiz.jpg" alt="" width="250" height="351" /></p>
<p>1 -  Yetenek nedir?<br />
Sportif bağlamda yetenek kavramı , belli bir  alanda normalin üzerinde  ancak henüz tam gelişmemiş özellikler  bütünü  ve bunlara sahip kişi  olarak değerlendirilir</p>
<p>2- Yetenekli  sporcuların özellikleri nelerdir?<br />
Yetenekli bir sporcu  incelendiğinde, diğer sporculara oranla şu  özellikleri farklılık  gösterir:<br />
a. Antrenmanda daha başarılıdır.  b. Antrenmanda verilen  uyarılara daha   çabuk uyum sağlar.  c. Daha çabuk öğrenir.  d. Edindiği  deneyimleri,   başarısını artırmak amacıyla kullanır.  e. Verilen  görevleri başarı  ile  sonuçlandırır ve soruları yaratıcı  biçimde  çözümler.  f. Performans   gittikçe yükselir.  g. Stres altında bile  doğru değerlendirme yapar. h.   Riski göze alır.  ı.  Başarısızlıklar  onun için motivasyon unsuru olur.</p>
<p>3-Yetenek seçiminde hangi  yöntemler uygulanır?<br />
Yetenek seçiminde temelde iki yöntem  uygulanır.  Bunlar, doğal seçim ve  bilimsel seçim yöntemidir.  Doğal  seçim yönteminde kişi ya seçtiği spor  dalına katılır ya da başarılı  olamadığı bir daldan başka bir spor dalına  yönelip orada başarılı olur.  Bilimsel seçim yönteminde ise bilimsel  testlerle kişilerin kendileri  için en uygun spor dalları belirlenir ve  onlara yönlendirilir.</p>
<p>4-Yetenek  seçiminde hangi ölçütler kullanılır?<br />
Bilindiği gibi yetenek seçimi  ve spora yönlendirme yüksek sportif  performansa yönelik spora anlayışı  içinde değerlendirilir.  Sporda  yetenek kavramının belirlenmesinde  etkili olan faktörler şunlardır:<br />
a. Konstitüsyel (sağlık durumu ,  antropometrik özellikler) özellikler b.  Kondisyonel motorik özellikler   c.  Teknotermik özellikler (öğrenme  yeteneği, verimliliğe hazır olma  durumu, duygusal özellikler, bilişsel  özellikler) d. Sosyal faktörler.</p>
<p>5-Yetenek seçimi kaç aşamalıdır?<br />
Yetenek seçimi üç aşamadan  oluşmaktadır.  Bunlar önseçim,  araseçim ve  son seçimdir.</p>
<p>BÜYÜME  VE GELİŞME</p>
<p>1-Büyüme ve gelişmeye kalıtımın etkisi nedir?<br />
İnsanların büyümeleri kromozomlarında bulunan genlerle belirlenir.    Büyümeyi ilgilendiren tüm konular, genlerdeki genetik şifrelere   bağlıdır.  Kişinin boyu,  maksimum boya ulaşabileceği zaman, kemik ve   cinsel olgunlaşması hep bu şifrelerde kodlanmıştır.  Bu konu üzerinde   yapılan çalışmalar çocuklar ile ebeveynleri arasında yüksek ilişkiler   olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Özellikle de  uzunlukların,  genişliklere  oranla daha yoğun bir  şekilde kalıtımdan etkilendiği görülmektedir.   Bununla birlikte kişinin  büyüme sürecinde boyu ile ilgili kesin tahmin  yapmak olası değildir.   Ayrıca kişinin doğum boyu ve kilosu genel  olarak ilerideki boyu ve  kilosu hakkında sağlıklı bir bilgi vermez.</p>
<p>2-Büyüme ve gelişmeye ırkın etkisi nedir?<br />
İnsanların büyüme ve  gelişmelerindeki etkili faktörlerden birisi ırksal  faktördür.  Bu  konudaki araştırmalar bilindiği gibi genelde üç ırk  üzerinde  yoğunlaşmıştır.  Bunlar siyah,  beyaz ve sarı ırklardır.  Doğum   sırasında beyaz ırk çocuklarının , siyah ırka göre daha ağır olduğu   belirlenmiştir.  Ama bu farklılıklar 5-14 yaşları arasındaki gelişme   sürecinde tersine dönmektedir.  Bu süreçte siyah ırk çocukların   beyazlara  göre daha uzun ve daha ağır oldukları gözlenmiştir.  Sarı ırk   ise bilindiği gibi beyaz ırka oranla daha kısa ve hafiftir.  Irklar   arsındaki büyüme ve gelişimdeki etkili faktörlerden birinin de çevre   olduğu görülmektedir.</p>
<p>Örneğin Amerika’da sarı ırk çocukları ,  ülkelerine oranla daha iri  olmaktadır.  Bu da  çevre faktörünün göz   ardı edilmemesi gereken bir  faktör olduğu gerçeğini ortaya  koymaktadır.  Hatta bu konuda tek yumurta  ikizleri üzerinde yapılan  araştırmalarda bile çevre faktörünün  etkinliği belirlenmiştir.</p>
<p>3-Büyüme  ve gelişmeye cinsiyetin etkisi nedir?<br />
Doğumda kız çocukları,  erkeklere oranla daha olgundur.  Büyüme ve  gelişmeleri, erkeklere  oranla daha hızlıdır.  Oyun çağı çocukluğuna  gelindiğinde, kız ve erkek  çocukların büyüme ve gelişmeleri arasında bir  farklılık  görülmemektedir.  Ergenlik çağı, kız çocuklarında erkeklerden  iki yıl  önce başlar.  Bu nedenle kızlarda , erkeklerden iki yıl önce  hızlı  büyüme ve gelişme görülür.  Ama iki yıl sonra erkeklerde büyüme ve   gelişme birden hızlanır ve birkaç yıl devam eder. Bu da erkeklerin aynı   yaştaki kızlardan çoğunlukla daha uzun olmalarını sağlar.</p>
<p>Kız  çocukları erkeklerde oranla büyüme ve gelişme sırasında çevresel   faktörlerden daha az etkilenir.</p>
<p>4-  Büyüme ve gelişmeye  beslenmenin etkisi nedir?<br />
İnsanlarda büyüme ve gelişmeyi etkileyen  en önemli dış faktörlerden  birisi beslenmedir.</p>
<p>Bu konudaki  çalışmalar beslenme ile büyüme ve gelişme arasında çok  anlamlı  ilişkiler göstermiştir Yeter siz ve dengesiz beslenme ile büyüme   çağındaki çocukların boylarında düşüş görülmüştür.</p>
<p>Çocukta  sürekli bir büyüme ve gelişme olduğundan, beslenme  yetersizliği bu  dönemde büyüme ve gelişme üzerinde çok derin izler  bırakır.  Kız  çocuklarının, erkeklere oranla yetersiz beslenmeden  etkilenmeleri daha  az olmaktadır.  Bilindiği gibi proteinli besinler  kemiklerin uzaması,  kas ve iskeletin olgunlaşması yönünden etkindir.   Çocuklarda günlük  protein gereksinimi kilogram başına 2. 5 grama kadar  çıkabilir.</p>
<p>Bu  kuvvet gerektiren spor dallarında bir yetişkinin gereksinimine   eşdeğerdedir.</p>
<p>Demeter, çocuklardaki metabolik  faaliyetlerin  yetişkinlere oranla  yüzde 20-30 daha fazla olduğunu söylemektedir</p>
<p>5-  Büyüme ve gelişmeye sosyo-ekonomik düzeyin etkisi nedir?<br />
Büyüme ve  gelişmede çocuğun içinde yaşadığı ortamın sağlıklılığı,  yaşadığı ev,  ailesinin ekonomik durumu, ailenin kültürel ve eğitsel  düzeyi de önem  taşımaktadır.</p>
<p>Bu konuda yapılan birçok araştırmada baba  meslekleri ile çocuğun  gelişimi ilişkili bulunmuştur.</p>
<p>Ayrıca alt  sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların gelişimi ile üst  sosyo-ekonomik  düzeyde çocukların gelişimleri arasında farklılıklar  gözlenmiştir.   Doğaldır, bu farklılıklar üst sosyo-ekonomik düzey  lehinedir.</p>
<p>6-  Büyüme ve gelişmeye psikolojik durumun etkisi nedir?<br />
İnsan  fizyolojik , sosyolojik ve psikolojik bir sacayağı içinde büyüme  ve  gelişmesini sürdürür.</p>
<p>Bu nedenle büyüme ve gelişmede psikolojik  koşulların da etkinliği söz  konusudur.</p>
<p>Güç psikolojik koşullar  altında büyüme ve gelişmelerini tamamlamak  zorunda kalan çocuklarda bu  konularda bazı gerilikler bulunmuştur.    Özellikle yetimhanede yetişen  çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar,  psikolojik durumun büyüme ve  gelişme üzerindeki etkinliği göstermiştir.</p>
<p>7-Büyüme ve gelişmeye  mevsimlerin etkisi nedir?<br />
İnsan  büyüme ve gelişmesine mevsimlerin  etkileri çeşitli araştırmalarda  gözlenmiştir.</p>
<p>Tanner, çocukların  boyca büyümelerinin ilkbahar döneminde, vücut  ağırlığınca da  büyümelerinin sonbahar döneminde hızlandığı saptanmıştır   Mart ve mayıs  aylarında rastlanan ortalama boy büyüme hızı eylül ve  ekim aylarındaki  boy büyüme hızının iki katına denk gelmektedir.   Bu  mevsimsel  değişikliklerin etkileri, yetersiz beslenen çocuklarda bile   görülmektedir.</p>
<p>8-Büyüme ve gelişmeye hastalıkların etkisi nedir?<br />
Bilindiği gibi insan organizmasının temel yapı taşı proteinlerdir.    Hastalık ve yaralanmalar protein metabolizmasını olumsuz yönde etkiler.    Böylece büyümede yavaşlama görülür.</p>
<p>Özellikle  uzun süreli  (kronik) hastalıklar büyümeyi yavaşlatırken,  kısa süreli (akut)  hastalıklar pek etkilemez.</p>
<p>Çocuklarda hastalık nedeniyle  duraksayan büyümenin hızlandığı ve  hastalığa bağlı açığı kapattığı bir  dönem vardır. Bu dönemde çocuk   normal büyüme hızının yüzde 400’üne  kadar çıkabilen bir büyüme ve  gelişme gösterebilir.</p>
<p>Burada  önemli olan kronik hastalıklardan sonra bu devreyi iyi  koşullar altında  geçirmektir.  Eğer bu koşullar yaratılırsa çocuk normal  büyüme seyrini  yakalayabilir.  Kuşkusuz bu dönemde doktor kontrolündeki  bir çalışma  büyük önem taşımaktadır. Burada antrenör, aile ve doktor  sıkı bir  işbirliği içinde olmalıdır.</p>
<p>9-İnsan vücudunun çevresel ve  iklimsel koşullara uyumu nasıldır?<br />
İnsan vücudu yaşadığı çevre,  bitki örtüsü ve iklim koşullarına uyum  sağlamaktadır.  Bu da onun  büyüme  ve gelişimi üzerinde etkili  olmaktadır.  Örneklersek, kuru ve  sıcak iklimi olan Sahra çöllerinde   yaşayanlar ince uzun, derialtı  yağdokusu çok az, uzun kol ve bacaklara  sahip, gövdeleri kısa, ince ve  uzun el ayakları olan insanlardır.  Nemli  ve sıcak ortamı olan  Endonezya, Malezya Amazon kuşağında yaşayan   insanlar ise kısa boylu  kütleli olmaktadır.  Çok soğuk iklimlerde  yaşayan Eskimolar ise kısa  boylu, deri ve kas altı ve kasarası yağ  miktarları çok yüksek, kısa kol  ve bacakları olan insanlardır.</p>
<p>Çevrenin bir başka etkisi de  yapılan bir çalışmada, Kaliforniya’da  yaşayan Japon çoçuklarının,   Japonya’da yaşayanlara oranla daha iri  olması ile gözlenmiştir.</p>
<p>Ayrıca,   Kato ve İshiko’nun çalışmalarında kırsal alanlarda ağır iş  yaparak  çalışan çocukların özellikle bacak uzunluklarında kısalıklar  olduğu  görülmüştür.</p>
<p>Bu örneklerde olduğu gibi insan vücudu yaşadığı  çevre ve iklime uyum  sağlamaktadır.</p>
<p>Bu uyum süreci de ikliminden  iklime değişmektedir.  Kimi iklimlerde  birkaç jenerasyon ,  kilimlerinde ise daha fazla jenerasyon  gerekmektedir.</p>
<p>10-Çocukta   erken ve geç gelişim nedir?<br />
Bu olgu ergenlik öncesi, ergenlik  dönemi ve ergenlik sonrası ortaya  çıkan bir durumdur.  Araştırmalar  kronolojik yaş ile biyolojik yaş  arasında 4 yaşa varabilecek  farklılıklar olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Doğal  olarak erken gelişim  gösterenler, normal gelişim  gösterenlerden ve gelişmesi gecikenlerden  daha iyi fiziksel başarı  yeteneğine sahip olurlar. Bu noktada erken  gelişmiş sporcularda, normal  gelişenler ile yapılan antrenmanlar  sırasında yetersiz yüklenme söz  konusu olur.  Bunu antrenör göz önüne  almalı, gerekli bulduğu ekstra  antrenmanları yaptırmalıdır.</p>
<p>Erken  gelişmişlik birçok spor dalında avantaj getirirken ;motorik  öğrenme  çağının uzun olmasını  gerektiren aletli jimnastik artistik  patinaj,  tramplen atlamada bir  dezavantaj yaratır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/21/yetenek-ve-yetenek-secimi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğa Konulan Yasağın Zamanı Bilinmeli</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/16/cocuga-konulan-yasagin-zamani-bilinmeli-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/16/cocuga-konulan-yasagin-zamani-bilinmeli-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 07:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[Konulan]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2889</guid>
		<description><![CDATA[
Her ne kadar çocuğunuza örneklerle  bir şeyler gösterip onu olumlu bir şekilde yetiştirseniz de hayır demek  zorunda olduğunuz anlarda olacaktır.Çocuğunuz siz hayır dediğinizde o  sırada ne yapıyorsa onun yasak olduğunu anlamalıdır.
Kesinlikle  hayır denilmesi gereken 3 önemli durum örnek olarak verilebilir.
*  Çocuk kendine zarar verecek her hangi bir şey yapacağı zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="zekicocuk1" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/zekicocuk1.jpg" alt="" width="245" height="278" /></p>
<p>Her ne kadar çocuğunuza örneklerle  bir şeyler gösterip onu olumlu bir şekilde yetiştirseniz de hayır demek  zorunda olduğunuz anlarda olacaktır.Çocuğunuz siz hayır dediğinizde o  sırada ne yapıyorsa onun yasak olduğunu anlamalıdır.</p>
<p>Kesinlikle  hayır denilmesi gereken 3 önemli durum örnek olarak verilebilir.</p>
<p>*  Çocuk kendine zarar verecek her hangi bir şey yapacağı zaman (fırın  üzerindeki sıcak tencereye erişmek istemesi)</p>
<p>* Çocuğun  hareketleri başkalarına zarar verecekse (uyuyan bir bebeğin yanında  yüksek sesle oynanması oyuncaklarını gürültüyle birbirine çarpması.</p>
<p>*  Çocuğun hareketi gerçek bir hasarla sonuçlanacaksa (mum boyalarını  oturma odasının duvarlarına ve kanepelere sürmesi.)</p>
<p>Böyle  durumlarda,hayır diyerek zıtlaşmaya gitmektense severek yapacağı başka  bir etkinliğe dikkatini çekmek en idealidir.</p>
<p>Hayır demeye karar  vermeden önce çocuğun niyeti iyice anlamalı, gereksiz yere suçlayıcı  olunmamalıdır.Çocuğa niçin hayır dediğinizi ve demediyseniz neler  olabileceğini açıklamak gerekir.Sözünüzün hemen dinlenmesi ve yerine  getirilmesi tutarlı bir disiplin sağlamak</p>
<p>Çocuğunuzu disipline  ederken önce doğru şeyi yaptırmak olanaksızdır.Çünkü onun doğru ve  yanlışı birbirinden ayırt etme gibi henüz mantıksal gücü olmadığı gibi  dilediğini yapma isteği de çok kuvvetlidir.</p>
<p>cocukbakimi.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/16/cocuga-konulan-yasagin-zamani-bilinmeli-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anaokulu Çocuğa Neler Kazandırır?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/anaokulu-cocuga-neler-kazandirir/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/anaokulu-cocuga-neler-kazandirir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 06:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[Kazandırır]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2887</guid>
		<description><![CDATA[
1- Öğrenci olmak
Anaokulunda  çocuklar aktivitelerden, oyuncaklar ve oyun arkadaşlarından  istediklerini seçmekte özgürdürler. Ancak bu rahat atmosferin altında,  çocuklara bir sınıfta nasıl davranmaları gerektiğini ve bir grubun  parçası olmanın ne demek olduğunu öğretmek için geliştirilmiş pek çok  kural ve düzen yatar. 2 yaşındaki çocuklar, biten sanatsal işlerini  nereye koyacaklarını, dışarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuk_anaokulu" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuk_anaokulu.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>1- Öğrenci olmak</p>
<p>Anaokulunda  çocuklar aktivitelerden, oyuncaklar ve oyun arkadaşlarından  istediklerini seçmekte özgürdürler. Ancak bu rahat atmosferin altında,  çocuklara bir sınıfta nasıl davranmaları gerektiğini ve bir grubun  parçası olmanın ne demek olduğunu öğretmek için geliştirilmiş pek çok  kural ve düzen yatar. 2 yaşındaki çocuklar, biten sanatsal işlerini  nereye koyacaklarını, dışarı çıkmak için nasıl sıraya girmek gerektiğini  ve yemek vakti geldiğinde nerede oturacaklarını bilirler. Ayrıca  çocuklar, dürtülerini kontrol etmek zorunda olduklarını öğrenirler.  Hikaye saatinde, örneğin gruptan uzaklaşıp gidemezler ya da evde anneyle  okurken yapabildikleri gibi öğretmenin sözünü kesemezler.</p>
<p>2-  Arkadaş edinmek</p>
<p>Okul öncesi öğrenciler diğer çocuklara nasıl  yaklaşmak gerektiğini ve onların yanında nasıl rahat olmak gerektiğini  öğrenirler. &#8220;Ben bundan daha büyük bir kule yapabilirim&#8221; demek yerine  &#8220;Ne yapıyorsun?&#8221; diye sormak yoluyla, karşıdaki şahsa odaklanarak bir  konuşmaya nasıl başlanacağını keşfederler. Bu sosyal bilgi, çocuklar  büyüdüklerinde ve okul projelerinde çift olarak ya da gruplar halinde  çalışmaları gerektiğinde onlara fayda sağlar.</p>
<p>3- Bağımsız olmak</p>
<p>Okullarda çocuklar ayakkabılarını giymeyi, kendi meyve sularını  açmayı ve tuvaletten sonra ellerini yıkamayı öğrenirler. Erken yaşta  edinilen bu kendi bakımını yapma becerileri konusundaki alışkanlıklar,  sizin araya girmek için etrafta bulunmadığınız başka yerlerde, örneğin  kampta ya da bir arkadaşın evinde, çocuğunuzun kendine güven duymasına  yardımcı olur.</p>
<p>4- Bir hikaye anlatmak</p>
<p>Okul öncesi  çocukların hikaye dinleme, anlatma ve arkadaşlarıyla birlikte hikayeyi  canlandırma gibi pek çok olanağı vardır. Hikayeler dinlemek çocukların,  her hikayenin bir başı, ortası ve sonu olduğu konseptini anlamalarına  yardımcı olur. Bu, ayrıca hikayeyi kendi başlarına okumayı istemeleri  için onları motive eder. Çocuklar, kitapların anlamlı olduklarını fark  etmeye başlar.</p>
<p>5- Yardım istemek</p>
<p>Okul öncesi eğitiminde  çocuklar herkesin ortasında konuşabilmelerini sağlayan güveni ve içsel  gücü kazanırlar. Yapılan araştırmalara göre ilk öğretmenleriyle sevgi ve  ilgi dolu bir ilişki kurmak, çocukların sonraki öğretmenleriyle ve  diğer yetişkinlerle üretken ilişkilere girmelerine yardımcı oluyor.  Küçük çocuklar, eğer kendi aileleri dışında yetişkin bir otoriteyi kabul  etmek konusunda olumlu bir deneyim yaşamışlarsa, yeni ilişkilere  güvenle yaklaşıyor.</p>
<p>6- Kesmek ve yapıştırmak</p>
<p>Çocuğunuzun  her hafta eve getirdiği şu karalanmış çizimler ve yapış yapış kolajlar  onun yaratıcılığının ifadesi olmaktan çok daha anlamlıdır. Çocuklar  makaslarla, yapıştırıcılarla ve pastel boyalarla çalışırken, anaokulunda  onlardan beklenen okunaklı b&#8217;ler ve d&#8217;ler yapabilmelerine, hatta liseye  gelince ders notları tutmalarına yardımcı olacak doğru kas kontrolü  becerilerini geliştirmeyi de öğrenirler. Küçük kızlar sanata ve el  sanatlarına erkeklerden daha fazla ilgi duyarlar. Ancak tüm çocukların  bu aktiviteleri yapmaya zaman ayırması çok önemlidir.</p>
<p>7- Kat kat  kule yapmak</p>
<p>Yapılan araştırmalar, okul öncesi programlarda  legolarla kuleler yapan öğrencilerin el becerilerini geliştirdiğini ve  elleriyle matematik deneyimi kazandıklarını göstermiş. Ne yazık ki, okul  öncesi dönemdeki erkek çocuklar sanat masalarında yeterince zaman  geçirmiyorlar ve kız çocuklar da kat kat kuleler yapılan köşelere pek  ilgi göstermiyorlar. Uzmanlara göre çocuklar legolarla ya da elle  oynanan diğer nesnelerle oynadıkları zaman, seçip ayırmayı ve  sınıflandırmayı öğreniyorlar. Eğer bir kule yapıyorlarsa ve ellerindeki  büyük parçalar bittiyse, örneğin bunun yerine küçük parçaları  kullanabileceklerini keşfediyorlar. Bu deneyim çocuklara bölme, kesir ve  geometriyi anlamaları için somut bir temel hazırlıyor.</p>
<p>8-  Sembolleri, konseptleri ve kafiyeleri tanımak Daha okumaya hazır  olmasalar da, okul öncesi eğitimi alan çocuklar genellikle numaraları ve  harfleri tanırlar. Çocuklar isimlerindeki harfleri yazmayı ve  söylemeyi, en basit matematik işlemlerini ezberlemeyi ve hatta sınıf  arkadaşlarının ve öğretmenlerinin isimlerinin içindeki harfleri bile  öğrenirler. Genellikle renkler ve şekiller hakkında yararlı bilgiler  edinirler. Örneğin, iki farklı rengi birleştirerek üçüncü bir renk elde  edileceğini ya da birinin şapkasının üçgen şeklinde olduğunu bilirler.  Çocuk şiirleri ve şarkıları öğrenmek çocuklara akademik faydalar da  sağlar. Kafiye kurmayı bilen çocuk okumayı daha kolay öğrenir. Uzmanlara  göre erken yaşta verilen müzik dersi çocuklara matematikte de yardımcı  olabilir. Yapılan araştırmalara .göre grup halinde şarkı söyleme ve  piyano derslerine katılan çocuklar puzzle yapmak gibi mantık içeren  ödevleri daha kolay yapabilirler.</p>
<p>9- Sıçramak, atlamak ve  zıplamak</p>
<p>Okul öncesi öğrenciler sık sık dışarıda oynarlar.  Kaslarını güçlendirir ve koordinasyonlarını geliştirirler. Koşmak,  kaymak, tırmanmak ve topla oynamak, çocukların vücutlarını kontrol  etmeyi, geniş kas becerilerini geliştirmeyi ve kendine güvenmeyi  öğrenmelerinin en iyi yollarıdır. Oyun alanında geçirilen zaman  çocuklara aynı zamanda bağımsız bir şekilde problemlerini çözme (Döner  kaydıraktan aşağı kaymak için bacaklarımı nasıl kıvırmalıyım?) ve sosyal  ilişkiler kurma (Kum havuzunda benimle birlikte kule yapmak ister  misin?) olanakları verir. Bu özgür oyun, aileyle ya da bakıcıyla parka  gitmekten çok daha farklı bir deneyimdir. Aile ya da bakıcı, çocuğu çok  daha yakından izler, nesneleri kullanırken çocuğa fikirler verir ve her  başarısını alkışlar.</p>
<p>10- Araştırmak ve keşfetmek</p>
<p>Okul  öncesi öğrenciler doğal bilim adamlarıdır. Elle yapılan ve kendilerinin  yönettikleri pek çok deney yapabilme fırsatının faydasını görürler.  Yapılan bir araştırmada, çocukların, yapılacak aktiviteleri ve sınıf  malzemelerini seçmek için teşvik edildiği oyun merkezli sınıflarla, daha  çok öğretmenlerin seçtiği ve yönettiği sınıf aktivitelerinin olduğu  akademik sınıflar karşılaştırılmış. Sonuçlara göre daha çok otonomi  sahibi olan çocuklar ileriki sınıflarda diğerlerinin önüne geçiyor.  Öğretmen yönetimli sınıf tecrübesi olan çocuklar ise, ne yapılması  gerektiğinin söylenmesine alışmış ve daha yüksek sınıflarda  öğrencilerden beklenen bağımsız projeleri gerçekleştirmeye daha az  hazırlıklı oluyor. Tüm bu veriler okul öncesi eğitimin bilinenden çok  daha fazla faydası olduğunu gösteriyor. Aileler için düzensiz gibi  görünen bir ortamda çocuklarının nasıl bir şeyler öğrenebildiğini  anlamaları zor olabilir, ama gerçek şu ki, çocuklar, öğretmenleri  çevreyi onların ilgisini çekecek malzemeler ve keşfedebilecekleri yeni  fikirlerle donattığı zaman çok daha iyi öğreniyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/anaokulu-cocuga-neler-kazandirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görme Problemlerinin Saptanması</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 06:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Görme]]></category>
		<category><![CDATA[Problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[Saptanması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2883</guid>
		<description><![CDATA[
Çocuklar eğer  gözlerinden bir şikâyetleri varsa, bunu nadir olarak anne babalarına  söyleme yetisine sahiptirler. Eğer görmeleri bizim normal olarak kabul  ettiğimiz şekilde değilse bunun başkalarının görmesinden farklı  olduğunun bilincinde değillerdir. Bir görme sorunu olduğunu doktora  bildirmek sıklıkla anne babanın gözlemleri sonucunda olabilir. O yüzden  aşağıda yer alan ve &#8220;doktora [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuklarda_gorme_problemi" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuklarda_gorme_problemi.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>Çocuklar eğer  gözlerinden bir şikâyetleri varsa, bunu nadir olarak anne babalarına  söyleme yetisine sahiptirler. Eğer görmeleri bizim normal olarak kabul  ettiğimiz şekilde değilse bunun başkalarının görmesinden farklı  olduğunun bilincinde değillerdir. Bir görme sorunu olduğunu doktora  bildirmek sıklıkla anne babanın gözlemleri sonucunda olabilir. O yüzden  aşağıda yer alan ve &#8220;doktora bildirin&#8221; anlamına gelen belirti ve  bulgulara karşı uyanık olun ve geç kalmayın!<br />
• İyi görme  konusunda gözle görülür bir yetersizlik. Genellikle sakarlık (normal  çocuk sakarlığının ötesindedir; ve tökezleme ya da nesneleri yakın  çevrede olsalar bile iyi görememe veya fark edememe bunun bir  işaretidir.<br />
• Güneş ışığıyla bağlantılı olmasa bile sürekli  gözlerin kısılması ya da bir şey görmeye çalışırken yüzün buruştum  iması. (Bunların görüş bozukluğuyla ilgili olmayan tavırlar olabileceği  de aklınızda bulunsun.)<br />
• Uykuyla ilgisiz bir şekilde sürekli  gözlerin ovuşturulması (eğer bir çocuğun uykusu gelmişse gözlerini  ovuşturması normaldir). Bu kaşınan ve yanan gözlerin bir işaretidir.<br />
• Işığa karşı aşırı hassasiyet (örneğin loş bir odada ışık açıldığı  zaman rahatsız olup gözlerini kısıyorsa bu bir göstergedir) ya da gözünü  dikerek ışığa bakmak.<br />
&#8221; Ağlamakla ilgili olmayan aşırı bir göz  yaşarması.<br />
• Gözlerin şişmesi, kızarması ya da ça-paklanması (göz  kapaklan sabahlan çapaktan kapanabilir) ya da sarımtırak-beyaz ya da  sarımtırak yeşil bir akıntı (bir enfeksiyon işaretidir); göz  kapaklarının şişmesi.<br />
• Zıplıyormuş ya da dans ediyormuş gibi  ritmik olarak hareket eden ya da dışarı defni fırlamış gibi görünen  gözler.<br />
• Daha iyi görebilmek için başın sürekli bir yöne doğru  eğilmesi.<br />
• Uzaktaki nesnelere bakarken vücudun dik ya da açılı  tutulması.<br />
• Rahatsız bir şekilde sürekli olarak far gözün  kapatılması (bir gözü kapatarak dünyanın tek gözle nasıl göründüğünü  karşılaştırmak amacıyla değil).<br />
• Kitapları, oyuncakları ve diğer  nesneleri daha iyi görebilmek için yüze yakın tınmak, sürekli olarak  televizyona çok yakın oturmak (her ne kadar bir görme sorunu&#8211;dan çok  nesneleri yakından görmeyi eğler-celi bulmakla ilgili olsa da).<br />
•  İyi görmeyi gerektiren bütün faaliyetlerden kaçınmak (kitaplara bakmak  gibi).<br />
• Çapraz ya da uyum içinde hareket eı-meyen gözler<br />
•  Bazen büyüklükleri eşit olmayan göz bebekleri (gözlerin merkezindeki  küçük açıklıklar) (bunlar kısık ışıkta büyüyüp, aydınlıkta küçülerek  eşzamanlı hareket etmelidirler) ya da siyah yerine beyaz görünen göz  bebekleri.<br />
• Çift görme, sürekli baş ağrıları, yakın çalışmadan  sonra mide bulantısı ve/veya bas dönmesi (televizyon seyretmek ya da  kitabi bakmak gibi). Sadece daha büyük ve konuşkan çocuklar bu  semptomları fark edebilmenizi sağlarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/gorme-problemlerinin-saptanmasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğim İyi Besleniyor Mu?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/bebegim-iyi-besleniyor-mu-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/bebegim-iyi-besleniyor-mu-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 06:22:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğim]]></category>
		<category><![CDATA[Besleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[İyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2880</guid>
		<description><![CDATA[
NASIL BİLMELİ ?
Çocuğa bakarak, onu tartarak ve kakasını inceleyerek bunu  anlayabilirsiniz. Meme emen çocukların derisi pembe,gergin sivilcesiz ve  eti sıkı olur.Memeden sonra rahat ve memnun bir şekilde uyur.
KİLOSU :
İlk 3 ay günde ortalama 25-28 gr. alır. Diğer aylarda bu artış günde  20-25 gr. dır.
KAKASI :
Meme emen çocukların kakası altın sarısı rengindedir.Hava ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuk_yemek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuk_yemek1.jpg" alt="" width="300" height="215" /></p>
<p>NASIL BİLMELİ ?<br />
Çocuğa bakarak, onu tartarak ve kakasını inceleyerek bunu  anlayabilirsiniz. Meme emen çocukların derisi pembe,gergin sivilcesiz ve  eti sıkı olur.Memeden sonra rahat ve memnun bir şekilde uyur.</p>
<p>KİLOSU :<br />
İlk 3 ay günde ortalama 25-28 gr. alır. Diğer aylarda bu artış günde  20-25 gr. dır.</p>
<p>KAKASI :<br />
Meme emen çocukların kakası altın sarısı rengindedir.Hava ile temas  edince yeşil bir renk alır. *ilk günlerde kakası siyah gri renktedir.Bu  mekonyum denen sıvı nedeniyle olur 3-4 gün sonunda mekonyum yerini sütün  meydana getirdiği kakaya bırakır.) Çalkalanmış yumurta görünüşündedir.  Kokusu çok kötü değildir. Çocuk günde 3-6 kez kaka yapar.Başlarda her  emzirmede yaptığı halde 3. ve 6. aylar arasında günde 2-3 kez yapar.  Genel durumu yarı sıvı haldedir.Kaka gerçekten sıvı karakterinde olsa  bile,kilo kaybı olmadan merak etmeniz yersizdir,meme emen çocuklarda  normal bir isal görülür.Ancak meme emenlerde kabızlık enderdir.Kabızlık  annenin yanlış rejim uygulamasından meydana gelir.</p>
<p>SONUÇ :<br />
* Görünüşü,sağlığı,kakası ve kilosu belirtilen hususlara uyan bebekler  iyi beslenmiş olanlardır.<br />
* Buna karşılık ,bebek emzirmeden sonra hala aç görünüyorsa –memeyi  arar,boş boş emer,ağlar-uyurken güçlük çekiyorsa bir iki saat sonra  uyanıyorsa ve gereken kiloyu alamıyorsa iyi beslenemiyor demektir.<br />
* Bu durumda kusmalar ve daha fazla içmek çabasından dolayı yuttuğu hava  nedeniyle hıçkırıklar görülür.<br />
* İyi beslenemeyen çocuklar için hemen annesinin sütü yaramadı diye bir  şey söylenemez,bu çok enderdir.En çok görülen husus anne sütünün  yetersizliğidir.<br />
* Kontrol için 2-3 gün bütün emzirmelerden sonra çocuğu tartmak  gereklidir.<br />
* Bazen bebek aşırı beslenir,fakat bu emme emen bebeklerde çok ender  görülür,çünkü annede süt ne kadar bol olsa da bebek doyduktan sonra  emmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/11/bebegim-iyi-besleniyor-mu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun Olumsuz Davranışlarına Cezasız Nasıl Engel Olabilirsiniz?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/cocugunuzun-olumsuz-davranislarina-cezasiz-nasil-engel-olabilirsiniz-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/cocugunuzun-olumsuz-davranislarina-cezasiz-nasil-engel-olabilirsiniz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 06:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasız]]></category>
		<category><![CDATA[Davranışlarına]]></category>
		<category><![CDATA[Olumsuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2878</guid>
		<description><![CDATA[
A)Çocuk davranışı yapmadan evvel:
1)  Önleyici açıklamada bulunmak, beklentilerin açık dille önceden çocuğa  söylenmesi;
2) Çevreyi değiştirmek, çevreyi çocuğa uygun hale  getirmek
3) Örnek olmak, beklenen davranışlara anne/babanın örnek  olması;
4) Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı  olmak,yol göstermek ve yaptığı zaman takdir etmek.
B) Sorun olan  davranış sırasında:
5) Olumsuz davranışın nedenini düşünmek;
6)  Yapıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="erkek_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/erkek_bebek.jpg" alt="" width="224" height="250" /></p>
<p>A)Çocuk davranışı yapmadan evvel:<br />
1)  Önleyici açıklamada bulunmak, beklentilerin açık dille önceden çocuğa  söylenmesi;<br />
2) Çevreyi değiştirmek, çevreyi çocuğa uygun hale  getirmek<br />
3) Örnek olmak, beklenen davranışlara anne/babanın örnek  olması;<br />
4) Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı  olmak,yol göstermek ve yaptığı zaman takdir etmek.</p>
<p>B) Sorun olan  davranış sırasında:<br />
5) Olumsuz davranışın nedenini düşünmek;<br />
6)  Yapıcı bir çözüm yolu, alternatif göstermek;<br />
7) Aile bireyinin  duygularını ve olumsuz davranışın kendi üzerindeki etkilerini açıklaması</p>
<p>C)  Sorun olan davranıştan sonra:<br />
 <img src='http://www.anaokulurehberim.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Olumsuz davranışın etkilerini  göstererek pişmanlık duyurmak;<br />
9) Çocuğun olumsuz davranışının  sonuçlarını yaşamasına müsaade etmek. unuzun Olumsuz Davranışlarına  Cezasız Nasıl Engel Olabilirsiniz?</p>
<p>Kaynak:www.cocukbakimi.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/cocugunuzun-olumsuz-davranislarina-cezasiz-nasil-engel-olabilirsiniz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap Çocuğun Dünyasına Ne Zaman Girmeye Başlar?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/kitap-cocugun-dunyasina-ne-zaman-girmeye-baslar-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/kitap-cocugun-dunyasina-ne-zaman-girmeye-baslar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 06:29:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Başlar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyasına]]></category>
		<category><![CDATA[Girmeye]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Ne Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2875</guid>
		<description><![CDATA[
İnsan yavrusu için  öğrenme faaliyeti doğumla başlar. Çocuğun gelişim düzeyine paralel  olarak artarak devam eder. Başlangıçta etrafındaki dünyayı ve insanları,  annesinin aracılığı ile tanımaya çalışan çocuk, daha sonra bu tanıma  işini kendi duyu organları ile gerçekleştirmeye girişir. Bir süre sonra  artık yalnızca kendi duyu organları da çocuğun çok karmaşık olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="kitap_okuyan_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/kitap_okuyan_bebek.jpg" alt="" width="335" height="287" /></p>
<p>İnsan yavrusu için  öğrenme faaliyeti doğumla başlar. Çocuğun gelişim düzeyine paralel  olarak artarak devam eder. Başlangıçta etrafındaki dünyayı ve insanları,  annesinin aracılığı ile tanımaya çalışan çocuk, daha sonra bu tanıma  işini kendi duyu organları ile gerçekleştirmeye girişir. Bir süre sonra  artık yalnızca kendi duyu organları da çocuğun çok karmaşık olan dış  dünyayı tanıması ve anlaması için yeterli olmamaya başlar. Bu yüzden  çocuk, çevresinde bulabildiği tüm araçları bu yolda kullanır.  Etrafındaki insanların konuşmaları, kullanma alanına giren her türlü  basılı malzeme (dergi, gazete, kitap), radyo, televizyon, video, sinema  vb. çağdaş teknolojinin sağladığı tüm araçlar çocuğun yaşadığı dünya  hakkındaki bilgilerini arttırmak, düşünce ufuklarını genişletmek için  hizmete sunulmuş olan araçlardır.</p>
<p>Çağlar boyu insan topluluklarının ilgisini çeken, içerdiği konularla  insanları etkileyen ve etkilemekte de devam edecek en etkin araçlardan  biri olan kitap, doğal bir malzeme olmadığı halde, çocuğun çok erkenden  dikkatini çekebilen eşya ve malzeme arasında önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p>Genellikle okul öncesi yıllar diye tanımlanan 0-5 yaş döneminde çocuklar  günün büyük bir bölümünü yetişkinle birlikte, tek başlarına veya diğer  çocuklarla birlikte oynayarak geçirirler. Çevrede gördükleri, elleyip  dokunabildikleri her nesne onlar için bir oyun gereci sayılabilir. Bu  gereç bazen bir bebek, bazen bir top veya tencere, bazen de annesi ile  birlikte sayfalarını çevirip içindeki renkli resimlere baktığı kitaptır.</p>
<p>Yapılan araştırmalar genellikle, çocuğun okumaya ilgi duymasında aile  ortamının büyük etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Evde hiç kitabı  olmayan, anne ve babanın herhangi bir şey okuduğunu görme olanağını  bulamayan, okula gelinceye dek kitaba veya bir dergiye dokunabilme,  sayfalarını çevirip resimlerine bakabilme fırsatını bulamamış, kısacası  kitap ve okumanın içinde yer almadığı bir ev ortamında büyüyen çocuğun,  ilgi duyduğu nesne ve konular arasına kitap ve okumanın girmesi oldukça  güçtür. Bu konuda, ailenin kitabı kullanma ve okuma alışkanlığının  yanında dikkati çeken bir başka husus da, ailenin kendisi yeterli imkana  sahip olmasa da kitaba ve okumaya değer vermesidir. Pek çok araştırma,  anne babanın okumayı hayatının bir parçası haline getirmiş olması kadar  olmasa da okula, kitaba, okumaya karşı olumlu tavrının çocuğun okumaya  ilgi duymasında önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Sık sık sözü  edilen &#8220;bilgi toplumu&#8221; olmanın ve bu toplumun aktif bir üyesi  olabilmenin birinci şartının okuma yazma bilmek olduğunun bilincinde  olan bir aile kendisi için sağlanamayan imkanları, çocukları için  hazırlamanın da yollarını arayacaktır.</p>
<p>Kaynak:www.cocukbakimi.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/10/kitap-cocugun-dunyasina-ne-zaman-girmeye-baslar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağız Nezlesi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 11:42:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Nezlesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2871</guid>
		<description><![CDATA[Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yapılırken mukozayı örseleyecek ölçüde aşırıya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağrılıdır.
Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağrıyan ağzından dolayı huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yapılırken mukozayı örseleyecek ölçüde aşırıya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağrılıdır.<br />
Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağrıyan ağzından dolayı huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde kaybolabilir. Ağzı gargarayla temizlemek hem ağrıyı azaltması, hem de ikincil enfeksiyonları engellemesi bakımından yararlı olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/agiz-nezlesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek Yemeyen Çocuklarımıza Neler Yapmalıyız?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 11:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ne Yapalım?]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarımıza]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[Yapmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemeyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2868</guid>
		<description><![CDATA[- İlk başta bilmemiz gereken; öncelikle çocuğa  sofrada yemek yemesi için zorlamada bulunmamalıyız. Tüm çocukların kendine özgü yemek yeme sınırı olduğundan  dolayı çocuk daha fazlasını istese de yiyemez. Kesinlikle çocuğun yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın aksi takdirde çocuk kendisine fazla gelen besini  çıkartabilir.
- Tüm çocukların büyüme oranıyla alakalı olarak yemek yeme kapasitesi vardır.  Mesela ; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- İlk başta bilmemiz gereken; öncelikle çocuğa  sofrada yemek yemesi için zorlamada bulunmamalıyız. Tüm çocukların kendine özgü yemek yeme sınırı olduğundan  dolayı çocuk daha fazlasını istese de yiyemez. Kesinlikle çocuğun yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın aksi takdirde çocuk kendisine fazla gelen besini  çıkartabilir.</p>
<p>- Tüm çocukların büyüme oranıyla alakalı olarak yemek yeme kapasitesi vardır.  Mesela ; zaman ilerledikçe önceleri alınan yiyecek miktarında azalma görülebilir. Buluğ ve ergenlik zamanlarındaysa yemek yeme isteği tekrardan artabilir.</p>
<p>- Besin vaktinden önce çocuğa verilen çikolata, şeker ve cips gibi  abur cubur yiyecekler de  çocuğun yemek yeme isteğini engelleyebilir. Fakat, çocuk acıktığı zaman yemek vaktini beklemeden ona yiyeceği kadar yemeği vermemiz gereklidir.  Çocuk acıktığı halde ısrar ederek yemek vaktini bekletmek onun iştahının kaybolmasına sebep olabilir. Yemeği halen hazırlanmamış çocuğa alması gereken besinlerden biraz verilerek iştahının gitmemesine destek olunabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/yemek-yemeyen-cocuklarimiza-neler-yapmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul Bahçeleri &#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217;ne Dönüşüyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/okul-bahceleri-cocuklarin-meyve-bahcelerine-donusuyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/okul-bahceleri-cocuklarin-meyve-bahcelerine-donusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 09:53:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[Dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[Meyve]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2863</guid>
		<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, &#8220;Hedefimiz 7 ilde toplam 70  ilköğretim okulumuzda meyve ağaçları yetiştirme imkanı sağlayan bahçeler  kurarak, öğrencilerimizin meyve ağaçları deneyimi ve ekolojik yaşam  alışkanlığı kazanmalarını sağlamak&#8221; dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları  Uygulama ve Araştırma Merkezi (AKÇAM) ve Cappy işbirliğiyle, okul  bahçeleri &#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217;ne dönüşüyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, &#8220;Hedefimiz 7 ilde toplam 70  ilköğretim okulumuzda meyve ağaçları yetiştirme imkanı sağlayan bahçeler  kurarak, öğrencilerimizin meyve ağaçları deneyimi ve ekolojik yaşam  alışkanlığı kazanmalarını sağlamak&#8221; dedi.<br />
Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları  Uygulama ve Araştırma Merkezi (AKÇAM) ve Cappy işbirliğiyle, okul  bahçeleri &#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217;ne dönüşüyor. Bakan Çubukçu,  Yenimahalle&#8217;deki Şehit Piyade Çavuş İbrahim Çoban İlköğretim Okulu&#8217;nda  düzenlenen &#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217; projesi açılış törenine katıldı.<br />
Törende konuşan Bakan Çubukçu, bu projeyle yoğun yapılaşmanın yaşandığı  ve bahçe gibi unsurların yok olduğu günümüzde 70 ilköğretim okulunda  meyve fidanları dikerek, uzun soluklu bir projenin önemli adımlarından  birini gerçekleştirdiklerini belirterek, &#8220;Bugün ne yazık ki doğadan  uzakta büyüyen çocuklar, doğayı da sevmeyi öğrenemiyorlar. &#8216;Gözden ırak  olan, gönülden de uzak olur&#8217; atasözünde de olduğu gibi tabiattan  uzaklaştıkça, tabiat sevgini de unutuyoruz. İşte bu projeyle  çocuklarımız kendi fidanlarını<br />
dikip, bir fidanın ağaca, meyveye dönüşme sürecine doğrudan dahil  olacaklar. Ağaçların sadece isimlerini bilmekle kalmayacaklar, dilinden  de anlar hale gelecekler&#8221; dedi.<br />
Çocukların bu projeyle, doğayı korumanın yanında hayatı korumanın ne  olduğunu anlayacaklarını vurgulayan Bakan Çubukçu, &#8220;Hedefimiz 7 ilde  toplam 70 ilköğretim okulumuzda meyve ağaçları yetiştirme imkanı  sağlayan bahçeler kurarak, öğrencilerimizin meyve ağaçları deneyimi ve  ekolojik yaşam alışkanlığı kazanmalarını sağlamak&#8221; diye konuştu.<br />
Çubukçu, proje kapsamında çok geniş bir yürütme ekibi oluşturulduğunu ve  bu kapsamda özel sektör, sivil toplum ve üniversitelerin bir araya  gelmesinde sergilenen örnek işbirliğinin de her türlü takdirin üzerinde  olduğunu kaydetti. &#8220;Eminim ki çocuklarımız diktikleri fidanlara emek ve  sevgiyle bakacaklar&#8221; diyen Bakan Çubukçu, &#8220;Belki kendi ellerinizle  diktiğiniz ağacın ne kadar büyüdüğünü görmek için yıllar sonra okulunuza  ziyarete geleceksiniz&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>REKTÖR TALUĞ<br />
Proje ortaklarından Ankara Üniversitesi&#8217;nin Rektörü Prof. Dr. Cemal  Taluğ da, üniversitenin bu projenin ortağı olmasından duyduğu mutluluğu  belirterek, &#8220;Üniversitemiz aslında çocuk dostu bir üniversitedir. Bütün  girişimleriyle, Türkiye&#8217;nin ilk oyuncak müzesini kuran, Türkiye&#8217;nin ilk  çocuk üniversitesi kuran, çocukların sağlığı ve eğitimleriyle önemli  çalışmalar yapan bir üniversitedir&#8221; dedi.<br />
&#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217; projesiyle artık çocukların meyve  ağaçlarını da tanıyacaklarına işaret eden Rektör Taluğ, &#8220;Ankara  Üniversitesi olarak bu projenin içinde olmak bize kıvanç veriyor&#8221; diye  konuştu.</p>
<p>COCA-COLA TÜRKİYE BAŞKANI MOLINAS<br />
Projenin bir diğer ortağı olan Coca-Cola Türkiye Başkanı Galya Frayman  Molinas ise, &#8216;Çocukların Meyve Bahçeleri&#8217; projesinin, şirketlerinin  toplumsal projeleri arasında çok önemli bir yer tuttuğunu belirterek,  &#8220;Biz, Coca-Cola şirketi olarak, sürdürülebilirliği iş yapış tarzımızın  merkezine oturtuyoruz. Bugün artık biliyoruz ki, işimizin devamlılığı  için iki konu çok önemli: kaynaklarından faydalandığımız doğanın  devamlılığı ve toplumun ihtiyaç ve taleplerini iyi anlayarak bu  beklentileri cevap vermek&#8221;<br />
diye konuştu.<br />
Konuşmaların ardından Bakan Çubukçu, öğrencilerle birlikte okul  bahçesinde oluşturulan bahçeye meyve ağacı fidanı dikti.<br />
Proje kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya ve  Gaziantep&#8217;ten 10&#8242;ar olmak üzere toplam 70 ilköğretim okulunda  öğrencilerin meyve yetiştirmelerine olarak sağlayacak bahçeler  kurulacak. Toplam 22 bin metrekarelik alana 2 bin adet fidan dikilecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/okul-bahceleri-cocuklarin-meyve-bahcelerine-donusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda İçe Kapanıklık</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/ice-kapaniklik/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/ice-kapaniklik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 08:33:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[İçe]]></category>
		<category><![CDATA[Kapanıklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2859</guid>
		<description><![CDATA[
Duyguları ve haklı tepkileri ceza  ile bastırılan, yanlışları kınama suçama ile karşılanan çocuklar zamanla  kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve  içlerine kapanmayı tercih ederler.Anne babaların bu durumda yapmaları  gereken sık sık çocuğa söz hakkı tanımaları, hemen her konuda onun  kendisini ve duygularını ifade etmesini sağlamaları, ona sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="masum_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/masum_bebek.jpg" alt="" width="300" height="270" /></p>
<p>Duyguları ve haklı tepkileri ceza  ile bastırılan, yanlışları kınama suçama ile karşılanan çocuklar zamanla  kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve  içlerine kapanmayı tercih ederler.Anne babaların bu durumda yapmaları  gereken sık sık çocuğa söz hakkı tanımaları, hemen her konuda onun  kendisini ve duygularını ifade etmesini sağlamaları, ona sık sık ne  hissettiğini ve düşündüğünü sormaları, çocuğun kendisine değer  vermeleri, konuştuğu zaman dinlemeleri, sık sık sosyal ortamlarla  irtibatını sağlamaları, onu olduğu gibi kabul ederek sevgilerini sık sık  belli etmeleri, çocuğun her şeyine müdahale etmeden ve çok müdahaleci  olmadan onun kendini ortaya koymasını sağlamaları önerilir.<br />
<strong><br />
Neler yapabiliriz?</strong><br />
Hiç bir işimiz çocuk eğitiminden ve sorumluluğundan daha önemli  değildir. Çocuklarımıza zaman ayıralım. Hergün birlikte olduğumuz, oyun  oynadığımız, gezmeye çıktığımız veya sohbet ettiğimiz ortak bir  zamanımız olsun. Zamanın uzunluğu değil kalitesi önemlidir. Çoğu anne  babalar ise çocuklarına zaman ayıramadıkları ve kendi hallerine  bıraktıkları için onları yeterince tanımıyorlar. Tanımadıkları içinde  ortaya çıkan problemleri çözmede yetersiz kalıyorlar.<br />
Uyum ve davranış bozuklukları ruh sağlığının tehlikede olduğunu gösteren  işaretlerdir. İlk işareti alan anne ve babalar, başka işaretleri  beklemeden nerede yanlış yaptığını, bulmaya çalışmalı, gerekirse bir  uzmandan psikolojik yardım alarak hatasını tamir etme yoluna gitmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/ice-kapaniklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kısa boylu çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/kisa-boylu-cocuga-yaklasim-nasil-olmali/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/kisa-boylu-cocuga-yaklasim-nasil-olmali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 07:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2856</guid>
		<description><![CDATA[
Büyüme kapasitesi genetik olarak belirlenmiş olsa da pek çok  faktör büyümeyi etkiliyor. Bu faktörlerin en önemlisi ise beslenme.
Doğum öncesi dönemde anne ve fötusun sağlığı ile annenin beslenmesi  büyümeyi etkileyen en önemli faktörler olarak gösteriliyor.
Doğum sonrasındaki ilk iki yılda büyümede başlıca etkenin beslenme  olduğunu vurgulayan Pediatrik Endokrinolog Dr. Nihal Memioğlu, iki  yaşından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="kısa_boylu" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/kısa_boylu.jpg" alt="" width="465" height="273" /></p>
<p><strong>Büyüme kapasitesi genetik olarak belirlenmiş olsa da pek çok  faktör büyümeyi etkiliyor. Bu faktörlerin en önemlisi ise beslenme.</strong></p>
<p>Doğum öncesi dönemde anne ve fötusun sağlığı ile annenin beslenmesi  büyümeyi etkileyen en önemli faktörler olarak gösteriliyor.</p>
<p>Doğum sonrasındaki ilk iki yılda büyümede başlıca etkenin beslenme  olduğunu vurgulayan Pediatrik Endokrinolog Dr. Nihal Memioğlu, iki  yaşından sonra genetik boy kapasitesinin ön plana çıktığını belirtiyor.</p>
<p>&#8220;Daha sonraki yıllarda ergenliğin başlama yaşı ve ilerleme hızı da  nihai boyda önemli bir paya sahiptir&#8221; diyen Dr. Memioğlu şunları  söylüyor:</p>
<p>&#8220;Bir çocuğun genetik zeminine (ailenin boy kapasitesi) uygun büyümesi  için, öncelikle büyümeyi etkileyecek kromozomal bir hastalığının  olmaması, büyümeyi direkt olarak etkileyen tiroid ve büyüme  hormonlarının normal düzeyde salgılanması gereklidir. Çocuğun herhangi  bir kronik hastalığı yoksa, aynı zamanda da yeterli ve dengeli  besleniyorsa genetik zeminine uygun büyümesi beklenir.</p>
<p>Büyüme kontrolleri bebeklik döneminde sıktır, doktor büyüme eğrisi  üzerinden değişimleri kolaylıkla fark ederek önlemleri alabilir. Oyun ve  okul çocukluğu döneminde ise hasta oldukça doktora götürülen çocuğun  büyüme kontrolleri aksayabilmektedir. Ancak okulda arkadaşlarından  belirgin olarak kısa olan çocukların aileleri bu nedenle doktora  başvurmaktadırlar. Büyüme eğrisinde önceki aralığa göre gerileyen veya  genetiğinden beklenen aralıktan daha aşağıda olan çocuklar ileri  incelemeye alınırlar. İncelemelerde çocuğun kronik bir hastalığı, başta  tiroid olmak üzere hormon eksikliği ya da ergenlik ile ilgili bir sorunu  olup olmadığı değerlendirilir.&#8221;</p>
<p><strong>SEBZE VE MEYVE SEVMEYEN ÇOCUK SAYISI ARTIYOR</strong><br />
Dr. Memioğlu, tüm incelemeler normal olsa bile kısa boylu çocuğa  yaklaşımda sorgulanması ve gerektiğinde düzeltilmesi gereken durumlar  olduğunu söylüyor. Sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve yaşına uygun  fiziksel aktivitenin önemine değinen Memioğlu, özellikle de beslenme  bozukluğuna vurgu yapıyor:</p>
<p>&#8220;Beslenme bozukluğu, sanılandan çok daha fazla karşılaştığımız bir  durumdur. Son yıllarda sebze ve meyve sevmeyen, fast food tarzı beslenme  eğilimi gösteren çocuk sayısında artış görülmektedir. Bu beslenme tarzı  ile obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet, erken ergenlik ve bunlara  bağlı sorunlar gelişebilmektedir. Ayrıca gıdaların üretiminde kullanılan  hormon ve kimyasallar bilebildiğimiz ve henüz bilemediğimiz sorunlara  yol açmaktalar. Asitli içecekler fazla tüketilirse erken osteoporoz  nedenidirler. Rafine edilmiş gıdalarla gelişebilen vitamin eksiklikleri  vb. büyümeyi etkileyen önemli faktörlerdir.</p>
<p>Çocukluk döneminde yeterli miktarda alınmasına önem gösterilmesi  gereken besin grupları vardır. Öncelikle kaliteli protein olarak kabul  edilen et ve yumurta tüketimi denetlenmelidir. Günde en az bir yumurta  ya da 3 köfte kadar et alınması yeni doku yapımı ve hasarlı doku tamiri  için gereklidir. Kemik büyümesi ve sağlığı yönünden süt grubunun önemi  büyüktür. Günde 2 su bardağı süt ya da süt ürünü beslenme içerisinde  bulunmalıdır. Ergenlik döneminde ayrıca kalsiyum takviyesi de  gerekebilir. Bu arada büyümek için D vitamini, demir ve çinkonun da  yeterli alındığından emin olunmalıdır. Çinko, badem, ceviz, fındık, et,  kabuklu deniz ürünleri, tohumlu bitkiler, süt grubu gıdalarla takviye  edilebilirse de D vitamini gıdalarla yeterli miktarda alınamaz. Güneşten  yeterince yararlanamayan günümüz çocuklarında D vitamini eksikliğine  tahmin edilenden daha sık rastlanmaktadır. Eksikliği durumunda takviyesi  yapılmalıdır. Yapılması gereken tüm besin gruplarından yeterli ve  dengeli olarak yararlanılmasının sağlanmasıdır.&#8221;</p>
<p><strong>BÜYÜME HORMONU EN ÇOK GECE SALGILANIYOR</strong><br />
Uykunun, vücudun metabolizmasının dengelendiği, doku yenilenmesinin  yapıldığı, hormonların yoğun şekilde salgılandığı bir dönem olduğunu  belirten Dr. Nihal Memioğlu, büyüme hormonunun da yoğun olarak gece  uykusunda salgılandığını söylüyor ve şunları kaydediyor.</p>
<p>&#8220;Yetersiz bir gece uykusunun büyümeyi ne kadar olumsuz  etkileyebileceği tahmin edilebilir. Fiziksel aktivite kemik ve kas  gelişimi yönünden son derecede önemlidir. Ayrıca aktivite kişinin  kendini iyi hissetmesini sağlar, kalp-damar sağlığına olumlu etkileri  vardır ve kaliteli bir uykuya yardımcı olur. Çocuklara doğal  aktivitelerini göstermelerine fırsat tanınması bu bakımdan yeterli olur.  Günümüzde şehirleşme ve sınavların çokluğu nedeniyle evlerde kapalı  kalan çocuklar için çözümler üretilmesi gereklidir.</p>
<p>Sonuç olarak, sağlıklı ve bedensel bir özrü olmadığı halde  büyüyemeyen çocuğa yardımcı olmanın temel ilkeleri şunlardır: Yeterli ve  dengeli beslenmesi, vitamin eksikliklerinin önlenmesi, olabildiğince  doğal gıdalarla beslenmesi, özellikle süt içmesi desteklenmelidir.  Sağlıklı uyku ve fiziksel aktivite için uygun ortamlar sağlanmalı, çocuk  ve ergenin kötü bir alışanlığının olmadığından emin olunmalıdır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/kisa-boylu-cocuga-yaklasim-nasil-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dahiliğin sırrı: Anne sütü</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 06:26:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-2 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Öncesinde Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[önemli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sütünün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2853</guid>
		<description><![CDATA[
Anne sütünün bebek için en önemli  gıda olduğunu vurgulayan uzmanlar, dahilerin, bir ile 2 yaş arasında  anne sütü alan bebekler arasından çıktığını söylüyor.
Samsun Kadın Doğum ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.  Şükrü Arslan, &#8221;dahi çocuklar bir ile 2 yaş arasında anne sütü alan  bebekler içinde çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="guzel_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/guzel_bebek.jpg" alt="" width="364" height="273" /></p>
<p><strong>Anne sütünün bebek için en önemli  gıda olduğunu vurgulayan uzmanlar, dahilerin, bir ile 2 yaş arasında  anne sütü alan bebekler arasından çıktığını söylüyor.</strong></p>
<p>Samsun Kadın Doğum ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.  Şükrü Arslan, &#8221;dahi çocuklar bir ile 2 yaş arasında anne sütü alan  bebekler içinde çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne sütü almayan  inek sütü ya da hazır mamalarla beslenen çocuklar içinde zeka puanı 130,  140&#8242;ın üzerinde olan dahi çocuklar çıkmadığı görülmüştür&#8221; dedi.</p>
<p>Anne sütünün her bebeği 6. ayın sonuna kadar bütün her şeyiyle  besleyebilecek özelliği bulunduğunu, dolayısıyla anne sütü alırken bir  bebeğin su dahil başka herhangi bir ek gıda almasına gerek olmadığını  söyleyen Arslan, &#8221;Anne sütü 6. ayın sonuna kadar içindeki suyu, yağı,  şekeri ile protein oranları, vitaminleri, mineralleri ile bebeği tam  olarak besler. Anne sütü alan bir bebek aynı zamanda daha huzurludur ve  daha zeki olur. Anne sütü almış bin bebeğin baş çevresi, boyu, kilosu  belli bir oranda artar ve bebek büyür&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yapılan araştırmaların anne sütünün üstün özelliklerini ortaya  koyduğunu, anne sütü ile beslenen bebeğin sağlıklı geliştiği ve  hastalıklara karşı daha dirençli olduğunun belirlendiğini anlatan  Arslan, anne sütünün zeka üzerindeki etkisinin de artık araştırmalarda  açıkça ortaya konulduğunu vurguladı.</p>
<p>Anne sütü ile beslenen bebeklerin, mama ile beslenen bebeklere göre  zeka puanlarının daha yüksek olduğunun tespit edildiğinin altını çizen  Arslan, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Bir yaşını doldurmuş bebeklerin anne sütüne çok fazla ihtiyaçları  yoktur, çünkü ek gıdaya başlanmıştır. Bir-iki yaş arasında bebeklerin  anne sütüne devam etmelerinin iki faydası vardır. Birincisi anne ile  bebek arasındaki duygusal ilişki devam eder, ikincisi bebeklerin zeka  puanı yükselir. Bir yaş ile 2 yaş arasında anne sütü alan bebekler  içinde dahi dediğimiz çocuklar çıkmıştır, oysa bir yaşından sonra anne  sütü almayan inek sütü ya da hazır mamalarla beslenen çocuklar içinde  zeka puanı 130, 140&#8242;ın üzerinde dahi çocuklar çıkmamıştır.&#8221;</p>
<p><strong>ANNE SÜTÜ VE MAMA</strong><br />
Annenin bebeğini ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemesi gerektiğini,  anne sütü almasına rağmen istenilen kiloya ulaşmayan bebekte, mamaya  başlamak yerine enfeksiyonlardan şüphelenilmesi gerektiğini ifade eden  Arslan, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Bir annenin kendi sütü bebeğine herhangi bir zarar vermez. Zaten  doğada da bunu görüyoruz, yavrulayan bir koyun kuzusuna kendi sütünü  veriyor, yavrulayan bir at kendi tayına kendi sütünü veriyor, dışarıdan  bir başka besin aramıyor. Biz de bir bebek dünyaya getiriyoruz, anne  sütünün dışında bir besin aramak doğru değildir. Zorunlu hallerde,  örneğin annenin belirli hastalıklarının bulunması, ruh hastası olması  dışında anne sütünün kısıtlandığı herhangi bir durum yoktur. Anne sütü  almasına rağmen bebeğin kilosu yetersizse, kilo almasıyla ilgili  sorunlar varsa mutlaka bir çocuk uzmanına görünmelidir. Bizim idrar yolu  enfeksiyonu dediğimiz ya da orta kulak iltihabı dediğimiz, ya da şuanda  tespit edemediğimiz başka bir enfeksiyon olabilir. Çocuk kendi  hastalığına bu enerjiyi harcadığı için emdiği sütü büyüme olarak  kullanmayabilir. Dolayısıyla bebeğin durumuna bakılır, tahlilleri  yapılır. Böyle bir hastalık varsa ortaya konur, bu hastalıklar tedavi  edilir. Tedavi edildikten sonra da anne sütünden almış olduğu enerjiyi  büyüme olarak kullanır.&#8221;</p>
<p><strong>İLK 6 AY MUTLAKA VERİLMELİ</strong><br />
Bebek mamaları, inek veya keçi sütünün doğumda annenin kaybedildiği,  anne sütü veremeyecek kadar hasta olduğu, bazı ilaçları kullanmak  zorunda kaldığı durumlarda kullanılabileceğini ifade eden Arslan, &#8221;Anne  sütü varsa, bebeğin boyu büyümüyor, kilo almıyor diye hazır mamalara  geçmek ya da inek sütüne geçmek doğru değildir&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Arslan, her annenin anne sütü konusunda bilinçli  olması gerektiğini, &#8216;&#8217;sütün yetmiyor, yaramıyor&#8221; endişelerinin doğru  olmadığını, annelerin bebeklerini mutlaka en azından ilk 6 ay, yararları  saymakla bitmeyecek anne sütü ile beslemeleri gerektiğini vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/09/dahiligin-sirri-anne-sutu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günümüzün Sorunu Obezite</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/06/gunumuzun-sorunu-obezite/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/06/gunumuzun-sorunu-obezite/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 12:45:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukevi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda obezite]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2296</guid>
		<description><![CDATA[
Yakın zamanlara kadar, çocuklarda beslenmeyle ilgili en sık görülen problem iştahsızlıktı. Halen sık görülmesine rağmen, öteki uçta yer alan, yani aşırı kilolu ( obez ) çocuklar problemi de giderek artış göstermekte.Peki biz anne babalar olarak çocuklarımızı obeziteden korumak için neler yapabiliriz?
Öncelikle, obezitenin genellikle ailesel olduğunu bilmeliyiz. Bunda da hem genetik faktörler, hem de ailenin benimsediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2297" title="281611" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2009/12/281611.jpg" alt="281611" width="300" height="266" /></p>
<p>Yakın zamanlara kadar, çocuklarda beslenmeyle ilgili en sık görülen problem iştahsızlıktı. Halen sık görülmesine rağmen, öteki uçta yer alan, yani aşırı kilolu ( obez ) çocuklar problemi de giderek artış göstermekte.Peki biz anne babalar olarak çocuklarımızı obeziteden korumak için neler yapabiliriz?</p>
<p>Öncelikle, obezitenin genellikle ailesel olduğunu bilmeliyiz. Bunda da hem genetik faktörler, hem de ailenin benimsediği sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı rol oynamaktadır.</p>
<p>Çocuklarımıza sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla örnek olmalı, aşırı yemekten ve hareketsizlikten kaçınmalıyız. Çocuklarımız bizi gözlemleyerek öğrenirler, söylediklerimizden çok yaptıklarımızdan etkilenirler. Kendiniz kola içip patates kızartması yerken çocuğa bunları yasaklamanız pek ciddiye alınmayacaktır. Onun yemesini istediğiniz şeyleri siz de yemelisiniz.</p>
<p>Sevgili anne babalar, çocuğunuza erişkin porsiyonları sunmayın.Tabağındakini bitirmesi için zorlamayın.Acele yemesini istemeyin, yavaş yavaş yerse doyduğunu hissedip yemeyi zamanında bırakacaktır.Yiyecekleri ödül veya ceza olarak kullanmayın.Susuzluğunu su ile gidermesini sağlayın, kola veya meyve suyu ile değil !</p>
<p>Yemek saatinde TV izlemeyin, ailece sofrada toplanıp hoş bir sohbet eşliğinde yemek yiyin.Çocuğun günlük aktivitesini arttırmaya çalışın, TV veya bilgisayar başında geçirdiği süreyi kısıtlayın. Birlikte yürüyüşlere çıkın, parkta, bahçede koşup oynayın.İleride obeziteyle karşılaşmamak için ilk adımı bebeğinizi anne sütüyle besleyerek atın. Doktor önerene dek ona ek gıda veya mama vermeyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/06/gunumuzun-sorunu-obezite/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardeş Kıskançlıkları</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kardes-kiskancliklari/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kardes-kiskancliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 07:45:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskançlıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2850</guid>
		<description><![CDATA[
Kardeş Kıskançlığı
“Oğlum sürekli bir kardeş istediğini söylüyordu. Babası ve ben de 4  yaşında olduğu için artık hazır olduğunu düşündük ve ona bir kardeş  yaptık. Ama hiçbir şey planladığımız gibi gitmiyor. Küçük kızım 2 yaşına  gelmesine rağmen oğlum ona alışamadı. O bebekken biz görmediğimiz  zamanlarda onu çimdikliyordu. Sonra bebek ağlayıp biz ona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="bebekler" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/bebekler.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p><strong>Kardeş Kıskançlığı</strong></p>
<p>“Oğlum sürekli bir kardeş istediğini söylüyordu. Babası ve ben de 4  yaşında olduğu için artık hazır olduğunu düşündük ve ona bir kardeş  yaptık. Ama hiçbir şey planladığımız gibi gitmiyor. Küçük kızım 2 yaşına  gelmesine rağmen oğlum ona alışamadı. O bebekken biz görmediğimiz  zamanlarda onu çimdikliyordu. Sonra bebek ağlayıp biz ona bağırınca “Ben  onu çok seviyorum” diyordu. Bu yüzden uzun süre kucağına veremedik  bebeği. Şimdi ise yanından geçerken hissettirmeden kızımı ittiğini  görüyorum. Eşim ve ben ne yapacağımızı şaşırdık.”</p>
<p>Yetişkinler çocuğa hayatını yeni doğan bir kardeşle paylaşmak zorunda  olduğunu bildirdiklerinde, onun bu olayı bir peri masalı gibi  yaşayamayacağını anlayamıyorlar. Bir çocuk kardeşinin olmasını istiyor  olması kıskançlık duygusunu taşımasına engel olmaz. Aslında öncelikle  bir çocuğa eve yeni gelecek bireyin kararını verdirmek onun çok ağır bir  yükü taşımasını beklemektir.</p>
<p>Yeni bebek kararı anne baba tarafından verilmelidir, çocuk değil…..  Günümüzde anne babalar paylaşımcı ve demokratik aile ortamı oluşturmak  adına çocuğu da bu kararın sorumluluğunu vererek ona ailede kendilerinde  olması gereken otoriteyi de yüklemektedir. Yeni gelenden kurtulmak  istemesi çocuğun kötü kalpli olduğunu göstermez, bu onun için bir  hayatta kalabilme sorunudur.</p>
<p>Doğumdan sonra her bebek savunmasız olduğu için kendine yetebilecek  duruma gelene kadar yetişkine yaşamsal bir gereksinim duyar. Dolayısı  ile bebek bağımlılık duygusunu da erken hisseder. Yeni doğan  yetişkini  sahiplenir, çünkü gereksinimi olduğunu bilir.(Dolayısıyla ilk çocuk  kendisi içinde vazgeçilmez olan sevgi nesnesini elinden almaya ya da  paylaşmaya çalışan herkesi yani özellikle yeni geleni tehlike olarak  görür.) Sonuçta yeni gelene öfkelenir, kızar ve yok etmek isteyebilir.  Onun için “keşke doğmasaydı” ya da “onu geri gönderelim” tepkileri  verebilir.</p>
<p>Tüm bu doğal sürecin içinde ebeveynin tavırları, davranışları ve  toleransı çok önemli. Anne-babalar çocuğa “kardeşini sevmediğin için  utanmıyor musun? Kötü çocuksun sen. O daha küçücük, hiç kıskanılır mı?”  gibi yıkıcı ve suçluluk duygusu uyandırıcı cümleler kullanıldığında  çocuğun hissetikleri ile ilgili  kaygısı artacak yaşadığı kıskançlığın  doğal olmadığını hissedecektir. Ve belki daha fazla saldırganlık  gösterecektir.</p>
<p>Ona bebeği sevmeme duygusunun doğal olduğunu ancak anne – baba olarak  bebeğe zarar vermesine engel  olacaklarını, kendisini sevdikleri gibi  onu da seveceklerini açıklamaksa çocuğa yardımcı olacaktır.</p>
<p>Büyük kardeş önce bebeğin küçüklüğü karşısında şaşırabilir, onunla  oynaması imkansızdır. Halbuki o kardeş isterken oynayabileceği bir  arkadaş istemiştir.  Hele anne babadan “dikkat et , çok sıkma , o küçük,  onu uyandırma, canını acıtacaksın” uyarıları artarsa, kardeşini öpmek  ya da kucağına almak istediğinde korkuya kapılabilir. Anne babanın ona  gösterdiği bu özen karşısında ona “ağabey oldun” demekle, büyük yerine  konduğunun hissettirilmesi, birden aklı başında davranmasının  beklenmesi, ona öncelik tanınması, çocuğun kızgınlığının artmasını neden  olur.</p>
<p>Büyük çocuk kıskançlık duygusunu  bazen dışa vurmayabilir. Bazı çocuklar  öfkelerini de göstermekte zorlandıkları için kıskançlıklarını  gösteremeyebilirler. Anne – babanın uyumlu davranmasıyla ilgili  beklentilerine uygun davranıp “cici abla ya da ağabeyi” oynayabilirler.</p>
<p>Çocuk küçük bebeği kıskanma duygusunun aile içinde anne baba tarafından  tolere edilemeyeceğini ve bunun da onun sevgi nesnelerini kaybolmakla  ilgili tehlikeli olarak geri döneceğini hissederse, tüm öfkeyi içinde  tutup bastırmaya çalışabilir ki bu çoğunlukla herhangi başka bir  noktadan öfkenin patlak vermesiyle ortaya çıkabilir. Örneğin okuldaki  uyum sorunu…… Yine önemli olan anne-babanın “Aman ne güzel kardeşini hiç  kıskanmıyorsun” demesi yine onun kıskanma duygusunun olabileceği ve ona  yer açabilecekleriyle ilgili mesajlar vermeleridir.</p>
<p>Ebeveynin çocuklar arasında  kusursuz eşitliği egemen kılmaya çalışması  kıskançlığı alevlendirir.örneğin “bak ona bu oyuncağı aldım  sana da  bunu aldım” gibi sözler hep bu eşitliği çocuklara vurgular. Çocuk işte  bu noktada anne babalarının suçluluk duygusunu farkına varırlar. Bu  çocukların, çok iyi kullanmayı bildikleri kolay ve etkin bir silahtır.  Ve dikkat edilmelidir. Her şekilde çatışmanın, üzüntülerin ve rekabetin  aile içinde de varlığı bir gerçektir.</p>
<p>Her şeyin kaygıya yer olmadan olup biteceği bir dünya olması için ancak  yaşayanların robot olması beklenir. Doğal bir duygu olan kıskançlık,  çocuğun ileri doğru yol almasını sağlar.</p>
<p><strong>Ne Zaman Yardım Almalı?</strong><br />
Kıskançlık eğer yıkıcı hale gelip, çocuğu felç ediyorsa, korkuların  artmasına, anne-baba&#8217;ya öfkesini saldırgan şekilde ortaya koymasına,  akademik performansının olumsuz yönde etkilenmesine, yeni gelen kardeşe  aşırı fiziksel güç kullanmasına, tuvalet eğitiminde geriye gitmesine,  yani kardeş öncesindeki hayat akışından farklı tepkiler göstermesine  neden oluyorsa o noktada ailenin destek alması gerekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kardes-kiskancliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek Problemi</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 07:04:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Görülen]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2847</guid>
		<description><![CDATA[
Bebeklerde Görülen Yeme Bozuklukları
Beslenme her insan için yaşamını devam ettirebilmesi için en önemli  fizyolojik ihtiyaçlardan bir tanesidir. Yalnız, beslenme yolu ve şekli  bebeklerde fizyolojik ihtiyaçtan fazlasını ifade eder. Yeni doğmuş bir  bebeğin duygularını sözel ve/veya davranışsal olarak ifade etmesi  imkansız olduğu için beslenme aynı zamanda onun için insan  ilişkilerindeki ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuk_yemek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuk_yemek.jpg" alt="" width="300" height="301" /></p>
<p><strong>Bebeklerde Görülen Yeme Bozuklukları</strong><br />
Beslenme her insan için yaşamını devam ettirebilmesi için en önemli  fizyolojik ihtiyaçlardan bir tanesidir. Yalnız, beslenme yolu ve şekli  bebeklerde fizyolojik ihtiyaçtan fazlasını ifade eder. Yeni doğmuş bir  bebeğin duygularını sözel ve/veya davranışsal olarak ifade etmesi  imkansız olduğu için beslenme aynı zamanda onun için insan  ilişkilerindeki ilk adımı atması, kendisini ifade etmesi, duygusal bağ  kurması açısından önem taşır. Bu yaşlarda beslenme ile ilgili yaşanan  problemler ileride fizyolojik problemlere yol açacağı gibi duygusal,  ilişkisel, psikolojik problemlere de yol açabilir.</p>
<p>Bebeğin ilk 2- 6 aylık beslenme süresi ilerideki ilişkilerinin  şekillenmesi açısından oldukça önemlidir.Bu donemde annenin bebeğini  emzirmesi anne ve çocuk arasındaki en önemli duygusal bağdır. Annenin  bebekle olan yakınlığı, vücut dili özellikle de göz teması çocuğun  duygusal gelişiminde önemli rol oynar. Hamilelik sonrası depresyon,  Emzirme döneminde çocukla göz temasının kurulmaması bebeklerde yemeyi  reddetme, ishal, kusma, kilo alımı problemleri olara kendini  gösterebilir. Bu durumda annenin bir uzmandan yardım alması çocuğu ile  ilişkisini sağlıklı olarak şekillendirmesi açısından önemlidir.</p>
<p>6 ay ile 3 yaş arası bebeğin ilk olarak anneden ayrılıp kendi  bireyselliğinin farkına vardığı dönemdir. Bu dönemde annenin bu  farkındalığı algılayıp bu dönemde bebeğin bireyselleşme ihtiyacına  karşılık verebilmesi gerekir. Aksi takdirde çocuk kendi varlığı yemeyi  reddederek göstermeyi deneyebilir.</p>
<p><strong>Yeme Fobisi</strong><br />
2-3 yaşından itibaren çocuğun yemek yerken öksürmesi, boğazına birşeyin  takılması, yemek yedikten sonra kusması çocukta yemek yeme ile ilgili  fobi geliştirebilir ve çocuk katı besinleri almayı reddedebilir. Bu  durumda çocuk yemek yemesi için fazla zorlamamalıdır. Püre seklinde  besinler alarak yavaş tekrar katıya dönülmesi teşvik edilebilir. Eğer bu  şekilde çözüme kavuşmuyorsa bir uzmandan yardım almak yararlı  olacaktır.<br />
<strong><br />
Pika</strong><br />
Eğer çocuk en az 1 ay besleyici besinler dışındaki maddeleri; boya,  silgi gibi; yiyorsa Pika teşhisi konulabilir. Karın ağrısı ve kansızlık  en önemli belirtileridir.  Alışkanlık haline gelirse bu davranışı  değiştirmek oldukça zor olacağı için erken teşhis ve tedavi büyük önem  taşır.  Evde çocuğun yiyebileceği toksak maddelerin kaldırılması ya da  atılması, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına daha duyarlı hale gelinmesi  önerilebilir.</p>
<p><strong>Ruminasyon Bozukluğu</strong><br />
Genellikle 1 yaşına kadar görülen bu rahatsızlık çocuğun en az 1 ay  yediklerini yuttuktan sonra tekrar ağzına getirmesi, çiğnemesi ve tekrar  yutması olarak tanımlanabilir.Bu duruma sebep olan herhangi bir   fizyolojik rahatsızlık yoksa bilişsel gelişim bozukluklarından şüphe  edilebilir.</p>
<p>Yukarıda adı, geçen tüm bu bozukluklar fizyolojik ve psikolojik destek  alınmadığı takdirde ileride fizyolojik, duygusal ve sosyal problemlere  yol açabilir. Bu nedenle bu tür bir problemin varlığı çocukta fark  edildiği anda bir uzman desteğine baş vu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/yemek-problemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Korku</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/cocuklarda-korku/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/cocuklarda-korku/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:41:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2844</guid>
		<description><![CDATA[
Korku duygusunun insanoğlunun  hayatta kalabilmesini sağlayan bir işlevi vardır. Korku, tehlikeyi  algılamamızı ve kendimizi korumamız için alarmda olmamızı sağlar.  Çocuklarda anlık korkular olabileceği gibi, bazı korkular belli bir  dönem ortaya çıkıp bir süre devam edebilmektedir.
Korkular en  yoğun olarak okul öncesi dönem olan 2-6 yaşlar arasında ortaya çıkar. Bu  dönemde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="tatli_cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/tatli_cocuk.jpg" alt="" width="400" height="269" /></p>
<p>Korku duygusunun insanoğlunun  hayatta kalabilmesini sağlayan bir işlevi vardır. Korku, tehlikeyi  algılamamızı ve kendimizi korumamız için alarmda olmamızı sağlar.  Çocuklarda anlık korkular olabileceği gibi, bazı korkular belli bir  dönem ortaya çıkıp bir süre devam edebilmektedir.</p>
<p>Korkular en  yoğun olarak okul öncesi dönem olan 2-6 yaşlar arasında ortaya çıkar. Bu  dönemde hayali unsurlar çocukların korku konularıdır: Hayaletler,  canavarlar gibi.  Doğa olayları da bu yaşlarda korkutucudur. Gök  gürültüsü gibi. Çocuklar doğa olaylarını bu yaşlarda birer canlı olarak  algılarlar. İnsan ve hayvanlar gibidir cansız nesneler de. Zihinsel  gelişimin ilerlemesine paralel olarak, korkuların ana karakterleri de  değişir. Çocuk okul çağına geldiğinde, yaşa bağlı olarak, korkulan  şeyler hayali karakterler olmaktan çıkar. Bedensel zarar görme korkusu,  hayvanlar, hırsızlık gibi olgular artık korkularının ana konuları olur.  Burada dikkatimizi çeken şey, korkuların artık okul öncesine nazaran  daha somut ve gerçekçi bir hal almış olduğudur. Okul döneminde hayal ve  gerçek, küçük çocuklara göre daha iyi ayırt edilebildiğinden, büyük  çocuklar küçük çocuklarla karşılaştırıldıklarında, korkutucu rüyaları  daha seyrek görürler.</p>
<p>Çocukluk dönemine özgü bu anlattığımız korku türleri dönemseldir.  Çocuklar gelişimlerini devam ettirdikleri için, bir süre sonra bu  korkular kaybolur.</p>
<p>Ufak tefek korkular, ebeveynlerin mantıklı birtakım açıklamaları ve  çocuğa destek olmaları yoluyla kolayca aşılabilir. Çocuğunuz korkusunu  dile getirirken onu gerçekten dinleyin. Çocuklarımızın korkularını  küçümsemek, korkmasının anlamsız olduğunu söylemek, çocuğumuzdan korku  duygusunu yok saymasını istemek ise çocuğumuz için destek değildir.  Böyle bir yaklaşım, tam tersine, çocuk açısından işleri  zorlaştıracaktır.</p>
<p>Fobi ve korku iki farklı kavram olarak geliyor kulağa. Fobi dediğimizde  sanki daha vahim bir şeyden bahsettiğimiz algısını yaşıyoruz. Bazı  fobiler süreklilik gösterebilir. Bu durumda uzman yardımı gerekir. Bazı  fobiler ise yine ebeveynin desteğiyle ortadan kalkabilir.</p>
<p>Bazı korkular dönemsel değil, erişkinlik yıllarına da taşınabilecek  türde korkular olabilir. Uzman yardımı gerektirirler. Çocuğun yaşadığı  bir olumsuz olay sonucunda edinilen korkulardır bunlar. Örneğin çocuk  gerçekten bir hırsızlık olayı yaşamış olabilir. Bir kazaya şahit  olabilir. Yangın, doğal afet gibi bir takım olaylar yaşamış da olabilir.  Bunlar değişik korku biçimleri ve davranış sorunları olarak dışarı  yansıyabilir. Ya da anne ve babanın çocukla baş etmek için kullandığı  korkutma/yıldırma yöntemlerinin sonucu olarak çocukta bir takım korkular  gelişir. Örneğin anne, “beni üzersen hastalanır ölürüm, annesiz  kalırsın” ya da “seni bırakır giderim” diyor olabilir. Bu söylemler de  çocuğu kaygılı yapar. Anne/babadan ayrılmak istemez. Günlük yaşam rutini  sekteye uğramaya başlar. Aynı evin içinde sık sık anneyi yoklamalar,  gündelik ayrılıklara büyük tepkiler gösterme gibi davranışlar  başlayabilir. (Başka bir örnek de eğer uslu durmazsan doktor sana iğne  yapar- doktor fobisi).</p>
<p>Bazı çocuklar da aşırı kollamacı tutumlar sonucunda birçok şeyden  ürkerek yetişiyorlar. Tehditkar cümleler kullanmasalar da, aslında bu  aileler kendi yaşadıkları korkuları çocuklara yansıtarak, çocukta bu  etkiyi meydana getiriyorlar. Çocuğun her koşulda sokağa asla yalnız  çıkmasına izin vermeyen bir anne düşünelim. Çocuk ilk başlarda buna  karşı çıkmış bile olabilir. Çünkü çocuklar doğal olarak kendi başlarına  bir şeyler başarmayı isterler. Fakat bir süre sonra annenin bu tutumu  çocuk tarafından da benimsenir ve çocuk, kendisinden beklense bile  sokağa yalnız çıkamamaya başlar. Çocuklar anne ve babalarının  tepkilerini kendilerine örnek alırlar. Anne ve baba bir olay karşısında  soğukkanlı ise, çocuk da aynı olaya soğukkanlı olma yönünde tepki verir.  Eğer olaya anne-baba panikle ve korkuyla yaklaşıyorsa çocuk da  yetişkini gözlemleyerek aynı duyguya kapılacak ve benzer tepkiler  verecektir.</p>
<p>Çocuklar korktukları şeyden kaçındıklarında rahatlıyor olabilirler.  Ancak bu anlık bir rahatlamadır ve işler daha çok karışabilir.<br />
Korkudan kaçınmak yarar sağlamaz!</p>
<p>Çocuğunuz gerçek bir tehdit altında ya da tehdit yokken korkarak  ağlamaya ve tepinmeye başlayınca onu durdurmaya çalışmayın. Hissettiği  negatif duyguyu ağlayıp tepinerek bedeninden atabilir. Eğer bu  tepkilerine izin vermeden onu avutmaya çalışırsanız, negatif enerji  bedeninde hapsolur ve bu gerginliği daha uzun zamanlara yayılır.</p>
<p>Kaynak  : www.cocukpsikologum.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/cocuklarda-korku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Testiyle Anomali Tespiti</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kan-testiyle-anomali-tespiti/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kan-testiyle-anomali-tespiti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Anomali]]></category>
		<category><![CDATA[Kan]]></category>
		<category><![CDATA[Tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[Testiyle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2841</guid>
		<description><![CDATA[
&#8221;FISH&#8221; yöntemiyle, düşük riski  olmadan bebeğin DNA&#8217;sına bakılarak cinsiyet ve anomaliler  belirlenebiliyor.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Genel Sekreteri Prof. Dr.  Cansun Demir, şu an için kullanılan mevcut yöntemle doğacak bebekte  kromozom anomalisi olup olmadığını anlamak için yapılan tanı yönteminin  &#8221;amniyosentez&#8221; olduğunu söyledi. Demir, &#8221;Yani hamile kadından,  amniotik sıvının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="cocuk_cinsiyet" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/cocuk_cinsiyet.jpg" alt="" width="379" height="273" /></p>
<p><strong>&#8221;FISH&#8221; yöntemiyle, düşük riski  olmadan bebeğin DNA&#8217;sına bakılarak cinsiyet ve anomaliler  belirlenebiliyor.</strong></p>
<p>Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Genel Sekreteri Prof. Dr.  Cansun Demir, şu an için kullanılan mevcut yöntemle doğacak bebekte  kromozom anomalisi olup olmadığını anlamak için yapılan tanı yönteminin  &#8221;amniyosentez&#8221; olduğunu söyledi. Demir, &#8221;Yani hamile kadından,  amniotik sıvının (halk arasında baş suyu diye tabir edilir) ince bir  iğne eşliğinde alınıp, sıvıdan fetusa ait kromozom tayini, Akdeniz  anemisi varlığı ve genetik hastlıklar gibi bazı sorunlar teşhis edilir&#8221;  dedi.</p>
<p>Demir, amnion sıvının fetusun içinde geliştiği, yüzdüğü bir sıvı  olduğunu, fetusu dışarıdan gelecek darbelerden koruduğunu, fetusun bu  suyu yuttuğunu ve bağırsakları çalıştırdığını ve amniotik sıvının en  önemli kaynağının fetusun idrarı olduğunu anlattı. Amniotik sıvının  miktarının her gebede farklı olduğunu belirten Demir, amniotik sıvının  annede şeker hastalığının olması, bebeğin bel kemiğinin açık olması,  yutak borusunun olmaması gibi nedenlerle arttığını, fetusun  böbreklerinin olmaması gibi nedenlerle ise amniotik sıvının azaldığını  söyledi.</p>
<p>Amniosentezin, ultrasonografi eşliğinde, mümkün olduğunca plasentanın  olmadığı bölgeden girilerek amniotik sıvının alınması şeklinde  yapıldığını anlatan Demir&#8217;in verdiği bilgiye göre, amniyosentez en sık  gebeliğin 16-20 haftaları arasında yapılıyor. Ancak 11-15 hafta  aralarında da erken amniosentez mümkün olabiliyor. Gebeliğin 36-37&#8242;inci  haftasında fetusun diyabet gibi nedenlerle erken doğurtulması  gerektiğinde, fetusun akciğerlerinin gelişip gelişmediğini anlamak için  yine amniosentez yapılıyor.</p>
<p>İlk trimesterde yapılan down sendromu tarama testinde (ikili tarama  testi) veya ikinci trimesterde yapılan (üçlü veya dörtlü testte) down  sendromu için artmış riski olan anne adaylarına, daha önceki  gebeliklerinde down sendromu gibi kromozom anomalili fetus doğuran  kadınlara, ailesinde genetik hastalığı olanlara (Akdeniz anemisi, orak  hücre anemisi, müsküler distrofi), 35 yaşını geçen anne adaylarına,  takip ultrasonografisinde anomali saptananlara (beyinde  ventrikülomegali, böbreklerde hidronefroz gibi) amniosentez öneriliyor.  Amniosentezin, yılda 100&#8242;den fazla bu işlemi yapan hekimlerce yapılması  halinde, fetusun kaybedilme riski azalıyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE&#8217;YE GELMESİ BİRKAÇ YILI BULABİLİR</strong><br />
Prof. Dr. Cansun Demir, amniyosentezde yüzde 0.5-1 arasında bebeğin  yaşamını yitirme riski bulunduğunu belirterek, bu durumun anne  adaylarını ve hekimleri tedirgin ettiğini söyledi.</p>
<p>Uzun süredir bilim insanlarının bu riski en aza indirecek ya da  tamamen ortadan kaldıracak yeni bir yöntem arayışlarında bulunduğunu  ifade eden Demir, basit bir kan almanın ardından uygulanabilecek  kapsamlı testle, bebeğin kromozom anomalilerinin belirlenmesi için uzun  süredir çalışma yaptıklarını bildirdi.</p>
<p>Demir, İngiltere, ABD ve İtalya&#8217;da sürdürülen çalışmaların nihayet  sonuç vermeye başladığının müjdesini vererek, doğacak bebekte kromozom  anomalisi bulunup bulunmadığını tespit edebilmek için önerilen, ancak  düşük yapma tehlikesini de artıran iğneli girişimsel yöntemler  amniyosentez (karından su alma) ya da CVS&#8217;ye (kordon kanından örnek  alma) alternatif olabilecek &#8221;FISH&#8221; isimli bir kan testi geliştirildiği  kaydetti.</p>
<p>Jinekoloji ve Obstetrik Uzmanı İtalyan Prof. Dr. Gian Carlo Di Renzo,  kan testinin rutin uygulama kapsamına alındığını ve 6 ay içinde de  İtalya genelinde yaygın olarak kullanılacağını belirtiyor.</p>
<p><strong>HASTALIKLAR ANNE KARNINDA BELİRLENECEK</strong><br />
Geliştirilen FISH yöntemiyle, kültürde anne kanında belirlenen bebeğin  hücrelerinin sağlıklı bir şekilde çoğalmasını sağladıklarını ifade eden  Prof. Dr. Di Renzo, artık, 11 ile 16 haftalar arasında bu yöntemle eksik  kromozomlar ile bebeğin cinsiyetinin belli olacağını, ayrıca down  sendromu gibi rahatsızların Trizomi 13, 18 ve 21. haftalarda  belirleneceğine dikkati çekiyor ve girişimsel yöntemlere ihtiyaç  duyulmadan bazı hastalıkların tanısının anne karnında tespit  edilebileceğini ifade ediyor.</p>
<p>Düşük riskini ortadan kaldıran bebeğin DNA&#8217;sına bakılarak  cinsiyetinden anomalilere kadar birçok konuda bilgi verebilen sistemin,  Türkiye&#8217;ye gelmesinin ise birkaç yıl sürebileceği belirtiliyor. Söz  konusu testin, amniosenteze alternatif olabileceği, ancak zaman  gerektiği ifade ediliyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de de bu konuda Çukurova Üniversitesi Biokimya Anabilim Dalı  Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Tuli&#8217;nin yürüttüğü bir çalışma  bulunuyor. Burada özellikle erkek fetuslarda, anne ve babanın  mutasyonları biliniyorsa Akdeniz anemisi taşıyıcılığı olup olmadığı  saptanabiliyor. Bu şekilde tanı konulmuş olgular bulunuyor. Rh  uyuşmazlığında kan grubunun saptanması ve gebelik zehirlenmesi için de  deneylere başlandığı belirtiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/04/kan-testiyle-anomali-tespiti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şrek: Sonsuza Dek Mutlu</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/srek-sonsuza-dek-mutlu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/srek-sonsuza-dek-mutlu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 08:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[dek]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuza]]></category>
		<category><![CDATA[Şrek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2838</guid>
		<description><![CDATA[
Tür :   Komedi / Macera / Animasyon  / Aile
Gösterim Tarihi : 28 Mayıs 2010
Yönetmen : Mike Mitchell
Senaryo : Josh Klausner , Darren Lemke
Yapım : 2010, ABD
Seslendirenler : Cameron Diaz (Prenses Fiona) , Eddie Murphy (Eşek) ,  Mike Myers (Şrek) , Antonio Banderas (Çizmeli Kedi)
Kötü bir ejderhayla karşılaştıktan, güzel bir prensesi kurtardıktan ve  Fiona&#8217;nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="shrek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/shrek.jpg" alt="" width="300" height="370" /></p>
<p>Tür :   Komedi / Macera / Animasyon  / Aile<br />
Gösterim Tarihi : 28 Mayıs 2010<br />
Yönetmen : Mike Mitchell<br />
Senaryo : Josh Klausner , Darren Lemke<br />
Yapım : 2010, ABD</p>
<p>Seslendirenler : Cameron Diaz (Prenses Fiona) , Eddie Murphy (Eşek) ,  Mike Myers (Şrek) , Antonio Banderas (Çizmeli Kedi)<br />
Kötü bir ejderhayla karşılaştıktan, güzel bir prensesi kurtardıktan ve  Fiona&#8217;nın ailesinin krallığını kurtardıkmtan sonra bir deve yapacak ne  kalır?</p>
<p>Eğer Şrek&#8217;seniz birden evcimen bir aile babası oluverirsiniz. Şrek  eskiden olduğu gibi köylüleri korkutmak yerine, istemeyerek de olsa  kazma küreğe imza atıyor.</p>
<p>Bu devin kükremesine ne oldu? Kendini gerçek bir dev gibi hissettiği  günleri özleyen Şrek, ağzı iyi laf yapan Rumpelstiltskin&#8217;e kanarak  onunla bir anlaşma yapar. Şrek birden kendini Uzaklardaki Krallığın  değişmiş,farklı bir versiyonu içinde bulur. Orada devler avlanmaktadır,  Rumpelstiltskin kraldır ve Şrek ile Fiona hiç tanışmamıştır. Dostlarını  kurtarmak, dünyasını yeniden kurmak ve gerçek aşkına yeniden kavuşmak  artık Şrek&#8217;in elindedir.</p>
<p>“ŞREK SONSUZA DEK MUTLU” Türkçe Seslendirenler Listesi:</p>
<p>SHREK OKAN BAYÜLGEN<br />
DONKEY SEZAİ AYDIN<br />
FIONA OYA PROSÇİLER<br />
PUSS ENGİN ALKAN<br />
LILLIAN RÜÇHAN ÇALIŞKUR<br />
PINOCCHIO ÖZGÜR ÖZDURAL<br />
HAROLD OSMAN GİDİŞOĞLU<br />
BUTTER PANTS ALİ EKBER DİRİBAŞ<br />
GINGY SERCAN GİDİŞOĞLU<br />
MABEL MURAT ŞENOL<br />
GRETCHED NALAN YAVUZ<br />
COOKIE OĞUZ ÖZOĞUL<br />
MIRROR AYHAN KAHYA<br />
WOLF İSMAİL YILDIZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/srek-sonsuza-dek-mutlu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim Mahalle (Tiyatro)</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bizim-mahalle-tiyatro/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bizim-mahalle-tiyatro/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 07:58:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Bizim]]></category>
		<category><![CDATA[Mahalle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2835</guid>
		<description><![CDATA[
Oyundaki temel konu insan, doğa,  kardeşlik, dostluk ilişkisi ve  sevgisidir.Kişilerin mahallelerin düzeni  temizliği için yaptıkları  çalışmalardır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="bizim_mahalle" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/bizim_mahalle.jpg" alt="" width="200" height="200" /></p>
<p>Oyundaki temel konu insan, doğa,  kardeşlik, dostluk ilişkisi ve  sevgisidir.Kişilerin mahallelerin düzeni  temizliği için yaptıkları  çalışmalardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bizim-mahalle-tiyatro/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz sizi duyabiliyor mu?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 06:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[duyabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2831</guid>
		<description><![CDATA[
Dünya Sağlık Örgütü verilerine  göre, dünyada 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de her yıl  dünyaya gelen 1.300.000 bebeğin 2.000’i işitme kaybı ile doğuyor.
Amerikan Hastanesi Odyoloji Uzmanı Ayşen Erdil, işitme kaybının erken  dönemde tesbit edilerek rehabilitasyona başlanmasının dil yeteneği  açısından son derece önemli olduğunu söylüyor.
Erdil, &#8220;İleri derecede işitme kaybı olan çocuklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="tatli_bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/tatli_bebek.jpg" alt="" width="298" height="199" /></p>
<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine  göre, dünyada 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de her yıl  dünyaya gelen 1.300.000 bebeğin 2.000’i işitme kaybı ile doğuyor.</strong></p>
<p>Amerikan Hastanesi Odyoloji Uzmanı Ayşen Erdil, işitme kaybının erken  dönemde tesbit edilerek rehabilitasyona başlanmasının dil yeteneği  açısından son derece önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>Erdil, &#8220;İleri derecede işitme kaybı olan çocuklar 2 yaş civarında,  konuşmadığı için doktora götürüldüğünde işitme kaybı ortaya çıkıyordu.  Tek taraflı ya da hafif ve orta dereceli işitme kaybı olanlar ise ancak  okul çağında “derslerinde başarısız”, “sınıfta dalgın, dersi dinlemiyor”  gibi şikayetlerin sebebi araştırılırken teşhis ediliyordu&#8221; diyor.</p>
<p>Bebeklerin doğmadan önce de dış dünyadan gelen sesleri  duyabildiklerini belirten Ayşen Erdil, şöyle devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Doğduklarında ise seslere, özellikle insan sesine karşı çok  hassastırlar. Üç aylıkken seslere gülücükle tepki vermeye, 6 aylıkken  “agu” lara başlarlar. İşitmeyen bebekler bu gelişme safhalarından  geçerken, kısıtlı ipucu alacak ve çevreleri ile iletişim kurmakta  zorlanacaktır. İşitme kaybının erken dönemde tesbit edilmesi ve  rehabilitasyona başlanması bebeklerin dil yeteneği ve lisan becerilerini  kazanabilmesi yani konuşabilmesi için gereklidir. İleriki hayatlarında  eğitim, çevreye uyum, zeka, öğrenme becerileri, sosyal ve duygusal  gelişim için işitme duyularının doğuştan itibaren normal seviyede olması  gerekmektedir.</p>
<p><strong>DOĞUMDAN SONRA İŞİTME TARAMA TESTLERİ YAPILMALI</strong><br />
Hayatın ilk aylarında işitmeyen bebeğin davranışları işiten bebekle  aynıdır. Uyur, acıkınca, gazı olunca ağlar. Bu erken dönemde bebeğin  işitmesinin normal olup olmadığı ancak özel cihazlar kullanılarak  yapılan özel testlerle mümkün olmaktadır. Yenidoğan işitme tarama  testleri hangi bebeğin ilave işitme testlerine gereksinimi olduğunu  ortaya çıkartmak için yapılan bir ön eleme testidir. Günümüzde bu  testler mümkün olduğunca doğumdan 12 saat sonra bebek henuz hastanede ya  da doğumevindeyken yapılmaktadır. İlk etapta Otoakustik emisyon (OAE)  ve ABR yada BERA (işitsel beyin sapı tepkisi) adı verilen iki farklı  teknik kullanılmaktadır. Çok kısa sürede uygulanabilen ve objektif  verilere dayanan bu testlerin güvenilirliği oldukça yüksektir. Bebeğin  işitmesi kulağına verilen sabit bir ses seviyesinde ölçülür ve “geçti”,  “geçmedi” şeklinde değerlendirilir.</p>
<p>Tarama testlerinden geçemeyen bazı bebeklerin işitmesi normal  olabilir ancak ileri derecede ve kalıcı işitme kaybı olma ihtimali de  mevcuttur. Bu olasılığa karşı tarama testinden geçemeyen her bebeğin  tekrar kontrol edilmesi ve ileri testlerin yapılması gereklidir. İleri  testler ile her iki kulağında işitme seviyesi derecelendirilir, kaynağı  tesbit edilir ve buna göre tedavi ya da rehabilitasyonu planlanır. Bebek  üç aylık olduğunda bu testlerin tamamlanmış olması en ideal durumdur.&#8221;</p>
<p><strong>BİR YAŞ CİVARINDA İLK KELİMENİN SÖYLENMESİ LAZIM</strong><br />
İşitme kaybının erken tesbit edilmesi durumunda, bebeğin gelişimi  açısından önemli adımlar atılabileceğini vurgulayan, aileye, uzmanlara  ve eğitimcilere sorumluluk düştüğünü söyleyen Erdil, ailelere şu  uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>&#8220;Aileye yeni katılan bir bebek tüm aile için yepyeni bir deneyimdir.  Aile fertleri için heyecanla beklenen bir bebekte, işitme kaybı  olduğunun öğrenilmesi çok farklı duygulara sebep olacaktır. Bu  beklenmedik durumun sebebi, sonraki gelişimi, takip edilecek yol, hedef  ve amaçlar gibi pek çok konuda doktor, odyoloji uzmanı ve eğitimcilerden  yardım almak gerekecektir. Gelecek günlerde anne ve baba bebeğin en iyi  eğitmeni olacaktır. Bu nedenle onların konuyu etraflıca öğrenmeleri  rehabilitasyon programının çok önemli bir unsurudur. Yenidoğan  işitme-tarama testinden geçse dahi çocukta daha sonra işitme kaybı  gelişme ihtimali gözden kaçmamalıdır. Konuşmadaki gecikme, yani 1 yaş  civarında ilk kelimenin söylenmemesi durumunda yenidoğan işitme  taramasından geçmiş olsa dahi ileri işitme testlerinin yapılması  gerekmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun dil ve konuşma gelişimini  iyi gözlemleyip, şüphelendikleri durumda uzmana başvurmasında yarar  vardır.&#8221;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24928122/" target="_blank">www.ntvmsnbc.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/03/bebeginiz-sizi-duyabiliyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızın Güvenini Arttıralım</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/cocuklarimizin-guvenini-arttiralim/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/cocuklarimizin-guvenini-arttiralim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 14:29:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[2-4 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[4-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[yapılması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2828</guid>
		<description><![CDATA[
Çocugun sosyal gelismesi sürecinde gelistirdigi kisilik, en yakin çevresi yani anne-baba, kardesler ve ev içinde yasayan diger aile üyeleriyle yakindan iliskilidir. Bu çevrenin çocuga gösterdigi olumlu ve olumsuz tepkiler, çocugun kisiliginin gelismesinde önemli rol oynar. Söyle ki söylediklerine aldiris edilmeyen, fikrini belirtmeyen veya belirttigi zaman sürekli elestiriler alan ya da sürekli düzeltilen çocuk haliyle suskun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small; color: #000080; font-family: Arial;"><a href="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/guvenmek.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4241" title="guvenmek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/guvenmek.jpg" alt="" width="400" height="399" /></a></span></p>
<p><span style="font-size: small; color: #000080; font-family: Arial;">Çocugun sosyal gelismesi sürecinde gelistirdigi kisilik, en yakin çevresi yani anne-baba, kardesler ve ev içinde yasayan diger aile üyeleriyle yakindan iliskilidir. Bu çevrenin çocuga gösterdigi olumlu ve olumsuz tepkiler, çocugun kisiliginin gelismesinde önemli rol oynar. Söyle ki söylediklerine aldiris edilmeyen, fikrini belirtmeyen veya belirttigi zaman sürekli elestiriler alan ya da sürekli düzeltilen çocuk haliyle suskun, içine kapanik ve güvensiz veya huysuz ve saldirgan olabilir. Buna karsilik, söyledikleri çok önemli olmasa da dinlenen, önemsenen, fikrini belirtmesine müsaade edilen; fikri çok geçerli olmasa da duyulan, sürekli elestiriye ugramayan çocuk ise daha güvenli, daha sosyal ve daha saglikli bir kisilik gelistirir</span></p>
<p>Çocugun güvenini artirmada önemli olan bes etken vardir:</p>
<p>1) Çocugun kendini ifade etmesine müsaade etmek, onu dinlemek, fikri önemli olmasa da dikkate almak, yani çocugu duymak.</p>
<p>2) Çocuktan yasi, kapasitesi disinda davranislar beklememek. (Örnegin, misafirlikte iki saat hiç kimildamadan uslu uslu oturmasini veya üç yasindaki bir çocugun üstünü hiç kirletmeden yemek yemesini ya da 7 yasindaki bir çocugun düzenli, bes vakit namaz kilmasini beklemek gibi.)</p>
<p>3) Çocugun bazi küçük sorumluluklar yüklenmek isteyecegini bilip bunlari basarmasina müsaade etmek ve imkan saglamak.</p>
<p>4) Çocugun çabasini övmek ve yüreklendirmek.</p>
<p>5) Çocugun basarisizliklarini kisiligiyle bagdastirmamak, basarisizliklari birer ögrenme ögesi olarak görebilmesine yardimci olmak.</p>
<p>Anne ve baba, çocugun yasaminda kendine davranis modeli olarak seçtigi ilk örneklerdir. Çocuk her yaptiginda anne ve babasini taklit eder. Söyle ki, anne baba saygisiz davraniyorsa, çocuk da iliskilerinde saygisiz olur, anne baba sürekli elestirici ise, çocuk da bir sey begenmeyen, huysuz bir kisi olmaya yönelir. Ancak davranislari hosgörü, yasi çerçevesinde anlayisla kabul edilen çocuklar, kendilerini ve kisiliklerini daha rahat ifade edebildiklerinden, daha huzurlu ve güvenli bir kisilik gelistirirler.</p>
<p>Çocugun güvenini artirmak ve kisiligini gelistirmek için ev içinde yapilabilecek basit yaklasimlari içeren bir arastirma özellikle su ilkeler üzerinde kurulmustur:</p>
<p>1.Anne-babalar çocuklarin ilk ve en önemli ögretmenleridir. Anne-babalar çocuklarda gelisen davranislarin temel örnekleridir. Dolayisiyla çocuk bir görevin nasil yapildigini açikça görürse veya bir kisi ona gösterirse iyi ögrenir.</p>
<p>2.Kisi bir öz tanitimla dünyaya gelmez. Öz tanitim önemli kisilerle olusan iletisim ve deneyimlerle olusur.</p>
<p>3.Çocuk deger ve basari hisleri duyabilmelidir. Çocuk ögrenmedigi davranislarda basari gösteremez. Ancak basarisizliklarina ragmen kendini olumlu bir kisi olarak algilayabilmeli yani sevildigini, kabul edildigini bilmeli ve basarisizliklarini kisiligi ile baglantili olmadan birer ögrenme ögesi olarak görebilmelidir.</p>
<p>Anne-babalar yönlendirmelerle çocuklarda becerilerin gelismesine yardimci olanaklar olusturabilirler. Çocuk deger ve önemini anne-babasinin kendisine gösterdigi sözlü ve sözsüz sevgi ifadelerinden anlar.</p>
<p>4.Yüreklendirme çocugun kendini degerli algilayabilmesi için çok önemlidir. Yüreklendirme çocugun olumlu taraflarina dikkatini yöneltmekle baslar. Çocugun davranislarinin olumlu yönlerini dile getirir, çocuga güveni belirtir. Yüreklendirme, mükemmellik ve basari isteyecegine, çaba ve ilerlemeleri takdir eder. Yüreklendirme, çocugu kendi oldugu için ve oldugu gibi kabul etme ve deger vermedir. (Söyle olsaydin daha çok kabul ederdim, demek degildir.)</p>
<p>Bu konuda unutulmamasi gereken çocuklarin ancak tekrarla ögrenebildikleridir. Çocuklarin ögrenebilmeleri ve basarili olabilmeleri için tekrar sarttir. Iste birkaç örnek:</p>
<p><strong>Oyuncaklarini toplamak</strong>:</p>
<p><strong>a) Örnekleme:</strong></p>
<p>Yapilmasi gerekeni örnekleyin ve olumlu bir öz tanitim ifadesi kullanin. Anne veya baba çocukla birlikte oyuncaklari toplayacaklar. Önce hangi oyuncaklari nereye koydugunuzu sözel olarak açiklayin: &#8220;Simdi büyük arabalari büyük kutuya koyacagim. Kalemleri de kalem kutusuna yerlestirecegim. Her seyi yerinde bulmak hosuma gidiyor. Ben oyuncaklari güzel ayirip yerlestirmeyi biliyorum.&#8221;</p>
<p><strong>b) Yönlendirme:</strong></p>
<p>Çocuga ne yapmasi gerektigini açiklayin: &#8220;Simdi senin siran. Küpleri küp kutusuna yerlestir. Tamam. Güzel oldu. Simdi de kitaplarini kitapliga koy. Oldu.&#8221;</p>
<p>c) Yüreklendirme:</p>
<p> Çocugu yüreklendiren olumlu ifadeler kullanin: &#8220;Oyuncaklarini gerçekten güzel topluyorsun. Bu sekilde oyuncaklarini toplamaya devam etmen çok iyi oldu. Hiç yorulmadim, her seyi yerinde görmek ne güzel oluyor&#8221; gibi.</p>
<p><strong><em>BAŞKA BİR ÖRNEK SEVGİ İFADELERİNİ BULMA OYUNU</em></strong></p>
<p><strong>a.Örnekleme:</strong></p>
<p>Yapilmasi gerekeni açiklayin ve olumlu bir öz tanitim ifadesi kullanin: &#8220;Gel seninle &#8217;seni seviyorum, çünkü&#8230;.&#8217; oyunu oynayalim. Ben basliyorum: &#8220;Seni seviyorum çünkü gülümserken gözlerinin içi parliyor.&#8221;</p>
<p><strong>b.Yönlendirme:</strong></p>
<p>Çocuga ne yapmasi gerektigini açiklayin ve basarili olmasina yardimci olun: &#8220;Simdi senin siran. Beni niçin sevdigini söyleyeceksin. Sonra da ben sana baska bir nedenle seni sevdigimi söyleyecegim.&#8221; Çocuk: &#8220;Seni seviyorum çünkü benimle oynuyorsun.&#8221; Anne: &#8220;Seni seviyorum, çünkü&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>c.Yüreklendirme:</strong></p>
<p>Çocugu yüreklendiren olumlu ifadeler kullanin: &#8220;Beni sevdigini söyleyince çok mutlu oluyorum.&#8221;, &#8220;Beni &#8230; nedeniyle sevdigini söylemen çok hosuma gidiyor.&#8221;</p>
<p>Ayni yöntemlerle yapilabilecek alistirma ve güven artirici oyunlar söyle olabilir: Masa hazirlama, çiçekleri sulama, çoraplari katlama, çekmeceleri düzeltme, resimlere bakarak hikaye anlatma, yatak toplama, bakkaldan alis veris yapma vb. Bu gibi basit islere katkida bulunan çocugun el becerileri gelistigi gibi, kendine güveni de artar. Bunlarin yaninda basarmanin ve aile büyügü tarafindan yüreklendirilip begenilmenin verdigi haz da çocugun kisiliginin gelismesine ve sorumluluk almasina yardimci olur.</p>
<h6><em>Kaynak: Meral Özbulur &#8211; Vahdet Dergisi</em></h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/cocuklarimizin-guvenini-arttiralim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akran Çocuklar Arasındaki Şiddet</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/akran-cocuklar-arasindaki-siddet-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/akran-cocuklar-arasindaki-siddet-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 14:27:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[2-4 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[4-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler ve Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşamamazlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<category><![CDATA[gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2826</guid>
		<description><![CDATA[&#60;a href=&#8221;http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/kavga.jpg&#8221;&#62;&#60;img title=&#8221;kavga&#8221; src=&#8221;http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/kavga.jpg&#8221; alt=&#8221;" width=&#8221;350&#8243; height=&#8221;350&#8243; /&#62;&#60;/a&#62;
Okulda şiddet davranışları gösteren çocukların bu davranışları, diğer arkadaşları ve öğretmenler için sıkıntı kaynağı olabiliyor. Çocuğun bu davranışları sonucunda yetişkinlerle iletişimi iyice kötüye giderken, lideri olduğu bir hayran kitlesi de edinebiliyor akranları arasında. Kendi sosyal çevresinde elde ettiği bu saygınlık, çocuk için değerli oluyor.
Şiddet davranışının ortaya çıkmasında aile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&lt;a href=&#8221;http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/kavga.jpg&#8221;&gt;&lt;img title=&#8221;kavga&#8221; src=&#8221;http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/kavga.jpg&#8221; alt=&#8221;" width=&#8221;350&#8243; height=&#8221;350&#8243; /&gt;&lt;/a&gt;</p>
<p>Okulda şiddet davranışları gösteren çocukların bu davranışları, diğer arkadaşları ve öğretmenler için sıkıntı kaynağı olabiliyor. Çocuğun bu davranışları sonucunda yetişkinlerle iletişimi iyice kötüye giderken, lideri olduğu bir hayran kitlesi de edinebiliyor akranları arasında. Kendi sosyal çevresinde elde ettiği bu saygınlık, çocuk için değerli oluyor.</p>
<p>Şiddet davranışının ortaya çıkmasında aile ortamının etkisi büyük oluyor. Evde şiddet türlerine maruz kalan çocuklar, kendilerine uygulananları, okul ortamında diğerlerine uyguluyor. Böylelikle evde hissedemediği “güçlü olma” ve “saygı görme” algısını, bu şekilde yaşamaya çalışıyor. Benzer biçimde, anne ve babayla kaliteli zaman geçiremeyen çocuklar şiddet yoluyla sıkıntılarını dışa vururlar. Bilgisayarda şiddet oyunlarına uzun zaman ayıran, şiddet içerikli programları izleyen çocuklar, bunları gerçek hayatlarına yansıtırlar.</p>
<p>Şiddet uygulayan çocuklar genellikle sıkıntılarını başka türlü nasıl gidereceklerini bilmeyen çocuklardır. Evde de benzer davranışlara maruz kaldıkları yada şahit olduklarından, öfkelenen kişinin kendinden daha zayıf olana vurabileceği, küfredebileceği gibi bir bilgiyi öğrenirler. Dolayısıyla onlara göre dayak, “hak edilebilir” bir şeydir. “Dayağın meşru bir nedeni vardır” algısına sahiptirler.</p>
<p>Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şiddet davranışının doğuştan değil; sonradan öğrenilen bir olgu olduğunu net bir biçimde söyleyebiliriz.</p>
<p>Okul içerisinde arkadaşlarına vuran, inciten çocukların az da olsa yaptığı olumlu davranışlar okuldaki eğitimcilerin gözünden kaçabiliyor. Çocukları yaptıkları zararlı davranışların sonuçlarıyla yüzleştirmenin yanı sıra olumlu davranışlarına da vurgu yaparak ödüllendirmek – ki övmek de bir ödüllendirme biçimdir- çocuğun değerli olduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Çocuk, yetişkinlerden aldığı pozitif geri bildirimleri kaybetmemek için çabalamaya başlayacaktır.</p>
<p>Çocuğu cezalandırırken “yaptığı davranış”ın doğru olmadığını söylemek daha sağlıklıdır. Çocuğu, bir kişilik özelliğiymiş gibi yaptığı davranıştan dolayı etiketlemek ise davranışının iyileşmesini sağlamaz. Davranışın  kötüye gitmesine neden olur. Çünkü çocuk eğer “yaramaz” yada “beceriksiz” etiketlerini yetişkinlerden duyarsa, öyle olduğuna inanır. Bu etiketlendirmeler çocukta değişemeyeceği algısı oluşturur. Bu durumda, istenmeyen davranışları sürecektir.  Şiddet gösteren çocukların aileleriyle de görüşerek ev içindeki ilişkiler hakkında bilgi edinmek ve ailelere tavsiyelerde bulunmak gerekebilir.<br />
&lt;h5&gt;&lt;em&gt;kaynak: cocukpsikologum.com&lt;/em&gt;&lt;/h5&gt;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/akran-cocuklar-arasindaki-siddet-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4. Ulusal Çocuk Hokey Festivali</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/4-ulusal-cocuk-hokey-festivali/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/4-ulusal-cocuk-hokey-festivali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 14:24:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anasınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[faaliyet]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[hokey]]></category>
		<category><![CDATA[ilköğretim]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[körfezim]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[turnuva]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2823</guid>
		<description><![CDATA[



Özel Körfezim İlköğretim Okulu tarafndan düzenlenen, 29 Mayıs 2010 Cumartesi günü Kocaeli Hasan Gemici Spor Salonu\&#8217;nda 12:00 da gerçekleşecek olan festivale katılacak Okul Öncesi Eğitim Kurumları takımları şöyledir;


Kocaeli
Özel Körfezim İlköğretim Okulu Anasınıfı Dinazorus
Özel Körfezim İlköğretim Okulu Anasınıfı Kral
Minikler Akademisi Anaokulu
Utku Anaokulu Kartallar
Bülent Türker Anaokulu Kartallar
Bülent Türker Anaokulu Bakukan
Bablı Kreş
İzmir 
Karşıyaka Belediyesi Anaokulu
Ankara
Deniz Kreş
İlkevim Yuva
Çakıltaşım Anaokulu
Neşeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="2" cellpadding="4" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><a href="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/ozelkorfezim.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4233" title="ozelkorfezim" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/ozelkorfezim.jpg" alt="" width="422" height="359" /></a></p>
<p>Özel Körfezim İlköğretim Okulu tarafndan düzenlenen, 29 Mayıs 2010 Cumartesi günü Kocaeli Hasan Gemici Spor Salonu\&#8217;nda 12:00 da gerçekleşecek olan festivale katılacak Okul Öncesi Eğitim Kurumları takımları şöyledir;</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"><strong>Kocaeli</strong></p>
<p>Özel Körfezim İlköğretim Okulu Anasınıfı Dinazorus<br />
Özel Körfezim İlköğretim Okulu Anasınıfı Kral<br />
Minikler Akademisi Anaokulu<br />
Utku Anaokulu Kartallar<br />
Bülent Türker Anaokulu Kartallar<br />
Bülent Türker Anaokulu Bakukan<br />
Bablı Kreş</p>
<p><strong>İzmir </strong></p>
<p>Karşıyaka Belediyesi Anaokulu</p>
<p><strong>Ankara</strong></p>
<p>Deniz Kreş<br />
İlkevim Yuva<br />
Çakıltaşım Anaokulu<br />
Neşeli Adımlar ANaokulu<br />
Neşeli Elma Spor Sanat Eğlence Merkezi<br />
Atatürk Anaokulu</td>
<p>Kaynak:<a href="http://www.yuvarehberim.com/blog/4-ulusal-cocuk-hokey-festivali/">http://www.yuvarehberim.com/blog/4-ulusal-cocuk-hokey-festivali/</a><br />
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/06/02/4-ulusal-cocuk-hokey-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağır çanta çocukta kamburluk yapar mı?</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 06:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çanta]]></category>
		<category><![CDATA[Kamburluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2820</guid>
		<description><![CDATA[
Ağır çanta veya ders çalışma pozisyonunun çocukta omurga eğriliği  veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde ailelerde yaygın bir inanış var.
Omurga, sağlıklı yaşam ve hareket için vazgeçilmez bir yapı. Omurga,  başı sağa sola döndürmek, yere eğilip bir şey alabilmek gibi temel  hareketleri sağlıyor ve iç organları koruyor.
Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan bazı omurga sorunları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="okul_cantasi" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/okul_cantasi.jpg" alt="" width="298" height="447" /></p>
<p>Ağır çanta veya ders çalışma pozisyonunun çocukta omurga eğriliği  veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde ailelerde yaygın bir inanış var.</p>
<p>Omurga, sağlıklı yaşam ve hareket için vazgeçilmez bir yapı. Omurga,  başı sağa sola döndürmek, yere eğilip bir şey alabilmek gibi temel  hareketleri sağlıyor ve iç organları koruyor.</p>
<p>Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan bazı omurga sorunları, anne  babaların endişelenmesine neden oluyor.</p>
<p>Özellikle ağır çanta veya ders çalışma pozisyonlarının çocukta omurga  eğriliği veya kamburlaşmaya neden olduğu yönünde inanışı değerlendiren  Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof.  Dr. Ufuk Talu, çocuklarının omurga sağlığı hakkında endişelenen  anne-babaları şöyle uyarıyor:</p>
<p>“Günlük yaşamdaki sırt, boyun, bel pozisyonları omurga eğriliğine  neden olmaz. Aynı şekilde ağır çanta taşımak da eğrilik yapmaz ama bel,  sırt, boyun ağrılarına neden olur. Kötü pozisyonda ders çalışıyor diye  sağlıklı bir çocuğun omurgasında kamburlaşma veya skolyoz şeklinde  eğilme gelişmez. Bunların hepsi bilimsel araştırmalarla açıklığa  kavuşturulmuş durumda.”</p>
<p>Omurganın esneklik sağladığını, yürürken gövdeye destek olduğunu,  bacaklar, baş ve gövde arasında köprü görevi yaptığını belirten Prof.  Talu, çocuklardaki omurga eğrilikleri, kamburluk ve omurga sorunlarının  tedavileri hakkında merak edilen soruları ise şu şekilde yanıtlıyor:</p>
<p>&#8220;Omurga, tüm iskelet sisteminin ana gövdesini leğen kemiği ile  beraber oluşturuyor. Omurgada 30’dan fazla omur denilen kemiksel yapılar  var, bir yandan hareketi gerçekleştirip, bir yandan hayati önem taşıyan  yapıları, organlarımızı koruyorlar. En önemli görevlerinden biri  omuriliğimizi koruması. Kalp ve akciğer gibi organlarımızı da koruyor.  Karın bölgemizdeki organlara da mekanik bariyer oluşturuyor. Omurgadaki  fonksiyonel birimler, iki omur, aradaki disk ve bağlardan oluşuyor.  Fonksiyonel birimlerin her biri diz, kalça eklemi gibi davranıp, hareket  ediyor. Omurgadaki bu fonksiyonel birimler ve hareketlerin tümü  birbirine eklendiğinde, daha geniş hareketler yapmamızı sağlıyor.</p>
<p><strong>OMURGADAKİ DOĞUMSAL SORUNLAR NELERDİR?</strong><br />
Fazla ya da eksik omur oluşumu veya anormal yapıda omur gelişimi gibi  ciddi, doğumsal omurga anomalileri görülebiliyor. Bu aksama veya anormal  gelişim anne karnında, gebeliğin ilk 4-6 haftasında, oldukça erken  ortaya çıkıyor, annelerin bir bölümü bu dönemde gebeliğinin farkında  bile olmayabiliyor. Omurga altıncı haftada şekilleniyor; genetik  hastalık, ilaca, ışına maruz kalmak gibi faktörlerle omurgada doğumsal  şekil bozukluğuna neden olabiliyor. Bazen bebek doğduğu anda anormal  omurga yapısının farkına varılabiliyor, bazen ise çocuk büyüdükçe  belirginleşip bulgu veriyor. Hafif eğrilikler veya anomaliler gelişme  çağına gelinceye kadar fark edilemeyebiliyor.</p>
<p><strong>KIZLAR DA MI ERKEKLERDE Mİ DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR?</strong><br />
Doğumsal omurga anomalileri ve doğumsal omurga eğrilikleri kız ve  erkeklerde eşit oranda görülüyor. Yani binde bir oranında. Aslında  omurga eğriliklerinin, yani skolyozun yüzde 90 gibi büyük bir bölümü,  tamamen sağlıklı ve normal çocuklarda ergenlik çağında, hızlı büyüme ve  gelişme çağında ortaya çıkıyor. Aile ve öğretmenler fark edebildiği  gibi, kişinin kendisi de anlayabiliyor. Bu tip skolyozun sebebi halen  anlaşılamamış durumda. Genellikle 10 yaş sonrasında ortaya çıkan  skolyozun hafif boyutta olan ve artmayan tipleri erkek ve kız  çocuklarında eşit derecede ortaya çıkarken, ilerleyen ve ciddi boyutlara  ulaşıp tedavi gerektiren skolyoz, kız çocuklarında 3-4 kat daha fazla  görülüyor.</p>
<p><strong>OMURGA EĞRİLİĞİ KOLAY ANLAŞILIR MI?</strong><br />
Omurga eğriliği dediğimiz skolyozda, sağa sola eğrilik, kamburlaşma,  omuzlarda asimetri, gövdenin arkasında kıllanma, gamzeleşme oluşuyor.  Eğer gamzeleşme belde ve sırtta oluşuyorsa, omurganın doğumsal  anomalisini düşünmek gerekir. Anne babaların akılda tutmaları gereken en  önemli şey şu: Kendi ailelerinde doğumsal ya da sonradan ortaya çıkan  omurga eğriliği var mı düşünmeleri, bakmaları gerekiyor. Skolyoz genetik  hastalık olmasa da, ailede varsa çocuklarda görülme riski artıyor.  Doğumsal hastalık yoksa, kızlarda 11-12 yaş civarında dikkatli olmak  faydalı. Annelerin çocuklarının omurgasını, sırtını, belini çıplakken  incelemelerinde fayda var. En ufak bir asimetri veya şüphe durumunda  konunun uzmanı bir hekime danışılmalı.</p>
<p><strong>DERS ÇALIŞMA POZİSYONU KAMBURLUĞA YOL AÇAR MI?</strong><br />
Günlük yaşamdaki sırt, boyun, bel pozisyonları omurga eğriliğine neden  olmaz. Aynı şekilde ağır çanta taşımak da eğrilik yapmaz ama bel, sırt,  boyun ağrılarına neden olur. Kötü pozisyonda ders çalışıyor diye  sağlıklı bir kişide omurgada kamburlaşma veya skolyoz şeklinde eğilme  gelişmez. Bunların hepsi bilimsel araştırmalarla açıklığa kavuşturulmuş  durumda. Kız çocuklarda meme büyüklüğü utanmaya, omurganın duruşunu  bozmaya yol açabiliyor. Omurgaya ait duruş şekli normal kabul edilen bir  yelpaze içinde, aynı boy ve kilo gibi, kişiden kişiye, aileden aileye  değişebilir. Kimi insanın duruşu diktir, kimi insan da biraz daha kambur  durur. Kiminin bel çukuru daha belirgindir. Tüm bunlar boy, saç, göz  rengi gibi kişiye özel ailesel özelliklerdir. Kimsenin duruşu bir  diğerine benzemez.<br />
<strong>KAMBURLUĞUN ÖLÇÜSÜ NEDİR?</strong><br />
Sağlıklı bireylerde, omurgaya önden arkaya doğru baktığımızı düşünecek  olursak, en fazla 10 derece eğrilik olabilir ve normal karşılanabilir.  Omurgaya yandan baktığınızda ise normal veya fizyolojik olarak kabul  ettiğimiz bazı eğrilikler var; bunlar omurga için şart, çünkü bu  eğrilikler sayesinde esnek oluyor, rahat hareket edebiliyoruz. Skolyoz  Araştırma Cemiyeti’nin sonuçları ve kriterleri çerçevesinde omurga  eğriliklerini ölçüp, değerlendiriyoruz. Ölçümler uygun çekilmiş  filmlerde ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığında hata payı yok  denecek kadar az oluyor. Kamburluk ya da sırtın dışa kavisi 20-40 derece  arasındaysa normal olduğu konusunda görüş birliği var. Bazı durumlarda  50 dereceye kadar da normal kabul edilebiliyor ancak sırtımızda 50  dereceden fazla kamburluk olması hemen daima anormaldir.</p>
<p><strong>EĞİK OTURMAK KAMBURLUK YAPAR MI?</strong><br />
Bazı insanların duruşu kamburumsu olabildiği gibi, bazılarının da bel  çukuru fazla oluyor. Ayakta dursak da otursak da omurganın ağırlık  merkezi, omurganın bir hayli önünde olduğu için, kimse otururken veya  ayakta dimdik duramaz, bunun için normalden fazla güç harcamak lazım ki,  bu da insanı yorar. Omurganın normal duruşu zaten öne doğrudur.  Bazılarının duruşu daha dik oluyor ama uygun oturmazsak, belimize destek  vererek arkaya doğru yaslanmazsak, kısa süre içinde duruşumuz bozulur,  hafif kamburlaşıp çökeriz, bu hepimiz için geçerli. Sırtımızdaki bağlar  ve kaslar bizi dik tutmaya çalışıyor ama sürekli dik duramayız.</p>
<p><strong>KAMBURLUK TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</strong><br />
Aşırı kifoz (kamburluk) için cerrahi tedavi gerekebilir. Doğumsal  kifozlar tehlikelidir, gelişimsel kifozlar ise ciddi ağrı ve kozmetik  soruna neden olmazsa egzersizlerle izleniyor. Skolyoz kızlarda yüzde 2-3  oranında görülüyor, genelde 20-25 dereceyi geçmiyor, ilerlemiyor. Ama  bin kız çocuğundan bir veya ikisinde, erkeklerde ise 3-4 binde bir,  büyük boyutlara ulaşan ve hızlı ilerleyen omurga eğrilikleri ve skolyoz  ile karşılaşılıyor. Bu durumda ağrı yapmasa bile ciddi kozmetik sorun  oluyor, omuzlar sarkıyor, göğüs kafesi eğiliyor. İlerlemesi kontrol  edilemezse karın içi, göğüs kafesindeki organlara yer kalmadığından  çarpıntılar, sıkışmalar oluyor.</p>
<p>Ciddi eğrilik varsa tedavi gerekiyor. Var olan eğriliğin giderek  artma riskine karşı, hastanın yaşı uygunsa korse tedavisi öneriliyor.  Cerrahi dışındaki tek seçenek bu ancak hastanın yaşının küçük olması,  henüz gelişme çağının başında olması gerekli. Korse çok zahmetli, 16-23  saat takmayı gerektiren, uygun adaylarda kullanıldığında yüzde 50 başarı  şansı olan bir tedavi. Omurga eğriliğini düzeltmiyor ama eğriliği  saptadığımız noktada tutmaya yarıyor, ilerlemesini engelliyor. Eğrilik  buna rağmen ilerlerse, korse için hastanın yaşı veya eğrilik tipi,  boyutu, yeri uygun değilse cerrahi tedavi dışında seçenek yok. Cerrahi  tedavi sonrasında kalıcı olarak düzelmiş ve eğrilik riskinin ortadan  kalktığı bir omurga elde edebiliyoruz. Bu ameliyatlar genelde 4-6 saat  kadar süre alıyor. Ameliyattan sonra hastalarımız ikinci günde yürüyor,  4-5 günde hastaneden çıkıyor, 3-4 haftada okula gidiyor.3-6 ayda yavaş  yavaş spora da izin veriyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/28/agir-canta-cocukta-kamburluk-yapar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs Atatürk ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/19/19-mayis-ataturk-u-anma-ve-genclik-ve-spor-bayrami/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/19/19-mayis-ataturk-u-anma-ve-genclik-ve-spor-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 07:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[19]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[ve Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[ve Spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2817</guid>
		<description><![CDATA[
Milletimizin tüm onur ve asaletiyle Büyük Önder Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ün  rehberliğinde tarih sahnesinde bir defa daha şaha kalkışının  başlangıcı  19 Mayıs 1919 tarihidir.
Bütün umutların tükenmeye başladığı bir dönemde Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ün, Türk Milleti için bağımlı yaşamaktansa ölmek daha iyidir  diyerek  Samsun çıkması, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin de  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="ataturk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/ataturk.jpg" alt="" width="291" height="500" /></p>
<p>Milletimizin tüm onur ve asaletiyle Büyük Önder Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ün  rehberliğinde tarih sahnesinde bir defa daha şaha kalkışının  başlangıcı  19 Mayıs 1919 tarihidir.</p>
<p>Bütün umutların tükenmeye başladığı bir dönemde Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ün, Türk Milleti için bağımlı yaşamaktansa ölmek daha iyidir  diyerek  Samsun çıkması, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin de  başlangıcı  olmuştur.</p>
<p>Bu tarih ile birlikte Türk Milleti, kendi makus talihini tersine   döndürmeye başlayarak, esaret altında var olunamayacağını ve kutsal   vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya   haykırmıştır.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı bu destanın adı, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün  önderliğindeki  Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu destanı yaşatan  milletin kalbidir.<br />
19 Mayıs 1919′da Samsun&#8217;da yakılan özgürlük ateşi, Türkiye Büyük Millet   Meclisi&#8217;in açılmasıyla birlikte kısa sürede dalga dalga tüm yurda   yayılmıştır. Bugünkü mevcudiyetimizi ve özgürlüğümüzü o günlere   borçluyuz.</p>
<p>Temelleri yine o günlerde Mustafa Kemal Atatürk tarafından atılan  milli  egemenlik ilkesi ile birliğimiz ve bütünlüğümüz sağlanarak,  çarenin  ancak millette olduğu tescillenmiştir.</p>
<p>Bugün de vazgeçilmez güç kaynağımız millet iradesidir. Bunun  yaşatılması  için hepimize ve özellikle de Atatürk&#8217;ün 19 Mayısı armağan  ettiği  gençlere büyük görevler düşmektedir.</p>
<p>Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük  özverilerle  kurulan Türkiye Cumhuriyeti sizlere emanettir. Bu değerli  emaneti  yaşatmak ve sonsuza kadar korumak, gelecek kuşaklara en iyi  şekilde  aktarmak, en başta gelen görev ve sorumluluğunuzdur.</p>
<p>Yakın bir gelecekte ülke yönetiminde söz sahibi olacak ve Türkiye   Cumhuriyeti&#8217;i omuzlarınızda yükselteceksiniz. Ülkemizi, Büyük Önder   Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine sizler   taşıyacaksınız.</p>
<p>Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden  gelinemeyecek  bir sorunun bulunmadığını unutmamamız gerekir. Birlik ve  bütünlüğümüze  yönelik her türlü saldırı veya tehdit karşısında daha  fazla kenetlenerek  hiç bir kimsenin, hangi amaçla ve ne şekilde olursa  olsun, huzur ve  güvenliğimizi bozmasına fırsat vermemeliyiz.</p>
<p>Ay yıldızlı bayrağımızın altında hepimizin bir ve bütün olarak   yaşamasına imkan sağlayan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan   Türkiye Cumhuriyetidir. Tüm kurumlarıyla dimdik ayakta olan devletimiz,   gelen saldırılara karşı Cumhuriyetin temel değerlerini korumaya sonuna   kadar kararlıdır. Bu durumun sonsuza kadar devam edeceğinden kimsenin   şüphesi olmasın.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhuriyetin Kurucusu Büyük Önder Mustafa   Kemal Atatürk, silah arkadaşlarını ve bu vatan için canlarını feda eden   aziz şehitleri rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Gençlerimizin   bayramını tebrik ediyor ve tüm vatandaşlarımıza selam ve sevgilerimi   iletiyorum.</p>
<p>Kaynak : <a href="http://www.yuvarehberim.com/blog/19-mayis-ataturk-u-anma-ve-genclik-ve-spor-bayrami/" target="_blank">http://www.yuvarehberim.com/blog/19-mayis-ataturk-u-anma-ve-genclik-ve-spor-bayrami/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/19/19-mayis-ataturk-u-anma-ve-genclik-ve-spor-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul Öncesi Eğitim Önemlidir</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/14/okul-oncesi-egitim-onemlidir/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/14/okul-oncesi-egitim-onemlidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 06:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Öncesi Eğitime Başlarken]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemlidir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/14/okul-oncesi-egitim-onemlidir/</guid>
		<description><![CDATA[
Uzm. Psikolog Neşe Karaca , okul öncesi eğitim önemine değinerek,  “Eğitim sürecinin temelleri, erken çocukluk döneminde atılır.
Bu nedenle okul öncesi eğimin önemi çok büyüktür” dedi. Uzm,  Psikolog Karaca, eğitimin doğumla başlayan ve hayat boyu devam eden bir  süreç olduğunu ve bu konuda yapılan araştırma sonuçlarını da göz önüne  alarak, bu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2814" title="guzel_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/05/guzel_cocuk.jpg" alt="" width="300" height="335" /></p>
<p><strong>Uzm. Psikolog Neşe Karaca , okul öncesi eğitim önemine değinerek,  “Eğitim sürecinin temelleri, erken çocukluk döneminde atılır.</strong></p>
<p>Bu nedenle okul öncesi eğimin önemi çok büyüktür” dedi. Uzm,  Psikolog Karaca, eğitimin doğumla başlayan ve hayat boyu devam eden bir  süreç olduğunu ve bu konuda yapılan araştırma sonuçlarını da göz önüne  alarak, bu kadar uzun bir süreci kapsayan eğitimin temellerinin erken  çocukluk döneminde atıldığını artık hepimizin kabul ettiğini ifade etti.  Karaca, hayatın özellikle ilk 3 yılında annenin çocuğuyla birlikte  olması çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını “annenin” karşılaması,  çocuğun sağlıklı gelişimi için tercih edilen ve istenen bir şart  olmasına rağmen özellikle ekonomik şartlar kadınların çalışma yaşamından  uzak kalmasına imkân vermediğini söyledi. Zaman zaman aileler  büyükannelerden de çocuklarının bakımında destek almakta, ancak genelde  büyükannenin “aşırı hoşgörüsü” çocuğun eğitimi konusunda aileleri  sıkıntıya soktuğunu kaydeden Karaca, “Ailenin çevre şartları  (sosyo-ekonomik ve kültürel) ne kadar iyi olursa olsun çocuğun  yaşıtlarıyla birlikte, tamamen çocuğun ihtiyaçlarına yönelik oluşturulan  uygun bir ortamda ve uzman eğitimcilerin gözetiminde ilköğretime  hazırlanması, çocuklarımızın gelişimi açısından daha olumlu sonuçlar  vermektedir. Bu gerçeğin farkında olan birçok aile, özellikle çocukları  kendi öz bakım becerilerini kazanmaya başladıktan sonra çocuklarını  anaokuluna göndermeyi daha fazla tercih eder hale geldiler.” diye  konuştu.</p>
<p><strong>ÖĞRETMEN KAVRAMI</strong></p>
<p>“Çocuk ilk defa “öğretmen” kavramıyla anaokulunda tanışır” diyen  Karaca, dolayısıyla anaokulu öğretmenlerinin de öncelikle kişilik  özellikleri, eğitim ve deneyimlerinin çok önemli olduğunu, birlikte  yaşama ve çalışmayı öğrenirken, çocuğun, sağlıklı bir öğretmen modeline  ihtiyacı olduğunu, bu sebeple, anaokulu öğretmeninin olumlu bir model  oluşturmasının yanında, mesleğini sevmesi de oldukça önemli bir vasıf  olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>6 YAŞ ÖNCESİNİN ÖNEMİ BÜYÜK</strong></p>
<p>“Tüm bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi  çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar  oluşudur” cümlesine dikkat çeken Karaca, bu dönemde edinilen bilgiler  hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı  geliştirmek açısından önem taşımaktadır ifadesini kullandı. Karaca  ayrıca şunları kaydetti: “Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere  oranla ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir.  Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul  öncesi eğitim almış olan çocuklar, çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul  öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip  edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle  takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her  çocuk, gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki  yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu  belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar  vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda  düzenli şekilde takip edilmesidir.”</p>
<p><strong>ÇOCUĞUN SOSYALLİĞİ ANAOKULUNDA ARTAR</strong></p>
<p>“Anaokulu, ilköğretime hazırlığın yanı sıra, ailenin dışına atılan  ilk adım olarak düşünülmelidir. İlk üç yıl içinde çocuk, model olarak  aldığı anne ve babasından beslenir ve kendisine tanınan fırsatlar  ölçüsünde belirli bir psiko-sosyal olgunluğa ulaşır. Ancak bu gelişim  sınırlıdır. İşte tam bu dönemde devreye giren anaokulunu, annenin tek  başına çocuğun üzerindeki ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan bir  kurum olarak değerlendirmek gerekir” diyen Karaca, daha sonra şunları  kaydetti: “Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun içinde var  olan yeteneklerin serpilip gelişmesine yardımcı olur. Çocuk, anaokulunda  en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini geliştirir, yaşıtlarıyla  birlikte olmayı, kuralları ve sorumluluk almayı, kendi hakkını korurken,  paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi öğrenir. Çocuk en  iyi örgütlü oyun ortamını anaokulunda bulur. Ayrıca anaokulları,  çocukların sözel faaliyetlerine ve kendilerini ifade edebilme  becerilerinin gelişimine katkıda bulunan ve onlara hareket imkânı  hazırlayan kurumlar olmalıdırlar.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/14/okul-oncesi-egitim-onemlidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alvin ve Sincaplar 2</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/alvin-ve-sincaplar-2/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/alvin-ve-sincaplar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 07:16:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[Alvin]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[çocık sinemaları]]></category>
		<category><![CDATA[maceralarla]]></category>
		<category><![CDATA[Sincaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[vizyondaki flimler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2812</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni maceralarla karşımıza çıkacak olan müzik  yıldızı sincaplar  Alvin, Simon ve Theodore Dave Seville&#8217;in yeğeni Toby  ile  yaşamaktadırlar.
Okullarına devam etmek için süperstar’lıktan  vazgeçen sincaplar  okulun müzik programını $25,000 dolar ödül verilen  yarışmayı kazanarak  kurtarmakla görevlendirilirler. Fakat bu sefer  yalnız değillerdir ve  rakipleri kız sincaplardan oluşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="sincaplar_geri_dondu" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/sincaplar_geri_dondu.jpg" alt="" width="203" height="300" /></p>
<p>Yeni maceralarla karşımıza çıkacak olan müzik  yıldızı sincaplar  Alvin, Simon ve Theodore Dave Seville&#8217;in yeğeni Toby  ile  yaşamaktadırlar.</p>
<p>Okullarına devam etmek için süperstar’lıktan  vazgeçen sincaplar  okulun müzik programını $25,000 dolar ödül verilen  yarışmayı kazanarak  kurtarmakla görevlendirilirler. Fakat bu sefer  yalnız değillerdir ve  rakipleri kız sincaplardan oluşan bir müzik grubu  olan The  Chipettes’ler ;Britany, Eleanor ve Jeanette’dır.</p>
<p>Aralarında  hem romantizm hem de tatlı bir rekabet gelişen bu iki  gruptan hangisi  kazanacaktır!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/alvin-ve-sincaplar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahçedeki Yaramaz (Tiyatro)</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/bahcedeki-yaramaz-tiyatro/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/bahcedeki-yaramaz-tiyatro/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 07:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçedeki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[devlet tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Yaramaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2809</guid>
		<description><![CDATA[
15 Mayıs 2010  Cumartesi       Necip Fazıl Salonu       13:00
23 Mayıs 2010 Pazar                Necip Fazıl Salonu       13:00
29 Mayıs 2010 Cumartesi      Necip Fazıl Salonu       13:00
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="bahcedeki_yaramaz" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/bahcedeki_yaramaz.jpg" alt="" width="185" height="259" /></p>
<p>15 Mayıs 2010  Cumartesi       Necip Fazıl Salonu       13:00<br />
23 Mayıs 2010 Pazar                Necip Fazıl Salonu       13:00<br />
29 Mayıs 2010 Cumartesi      Necip Fazıl Salonu       13:00</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/bahcedeki-yaramaz-tiyatro/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon Matematik Düşmanı!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 06:58:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[Yuva Rehberim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2806</guid>
		<description><![CDATA[
Kanada&#8217;dan bir üniversitenin ilk  olma özelliği taşıyan araştırmasında, küçük yaşta aşırı televizyon  izleyen çocukların gördüğü zararlar ortaya kondu.
Küçük yaşta  aşırı televizyon izleyen çocukların daha sonraki yaşlarda matematikten  kötü notlar aldığı ve diğer çocuklar tarafından dışlandığı bildirildi.
Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının &#8220;Archives of  Pediatrics &#38; Adolescent Medicine&#8221; dergisinde yayımlanan araştırması,  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="zeki_cocuk" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/zeki_cocuk.jpg" alt="" width="298" height="229" /></p>
<p><strong>Kanada&#8217;dan bir üniversitenin ilk  olma özelliği taşıyan araştırmasında, küçük yaşta aşırı televizyon  izleyen çocukların gördüğü zararlar ortaya kondu.</strong></p>
<p>Küçük yaşta  aşırı televizyon izleyen çocukların daha sonraki yaşlarda matematikten  kötü notlar aldığı ve diğer çocuklar tarafından dışlandığı bildirildi.</p>
<p>Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi&#8217;nden bilim adamlarının &#8220;Archives of  Pediatrics &amp; Adolescent Medicine&#8221; dergisinde yayımlanan araştırması,  katılımcılarının çok küçük yaştaki çocukların olması ve televizyonun  verdiği kesin zararları göstermesi açısından ilk olma özelliği taşıyor.</p>
<p>29-53 aylık bin 314 çocuğun katıldığı araştırmada, 8 yıl boyunca  ebeveynler çocukların ne kadar süre televizyon izlediğini belirlerken,  öğretmenler de çocukların okuldaki başarısını, sağlık ve psikososyal  durumunu değerlendirdi. Araştırmanın başındaki Linda S. Pagani, haftada  ortalama 8 saat üzerinde televizyon izlemenin çocuğun okulla  bağlantısını yüzde 7 azalttığını belirtti.</p>
<p>Doğum ile 5 yaş arasındaki dönemde, tüm zihinsel süreçler için çok  önemli olan beyindeki sinir sisteminin olgunlaşmaya başladığını, ekrana  bakmanın ise pasif zihinsel bir eylem olduğunu söyleyen Pagani,  televizyonu diğer mobilyalarla bir tutan ebeveynlerin bu durumu göz ardı  ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Araştırmaya göre, 2-4 yaşındaki çocuklarda aşırı televizyon izlemek  matematik dersindeki başarının yüzde 6, hafta sonu fiziksel aktivitenin  yüzde 13, genel fiziksel aktivitenin yüzde 9 azalmasına neden olurken,  sınıftaki diğer çocuklar tarafından dışlanma riskinin yüzde 10, şekerli  gazlı içecekler tüketiminin yüzde 9, atıştırmanın yüzde 10, 10 yılda  vücut kitle indeksinin ise yüzde 5 artmasına yol açıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/12/televizyon-matematik-dusmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuvöz acıya duyarlılığı artıyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/10/kuvoz-aciya-duyarliligi-artiyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/10/kuvoz-aciya-duyarliligi-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 14:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[acıya]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerin gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[duyarlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvöz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvözlerin]]></category>
		<category><![CDATA[prematüre]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2803</guid>
		<description><![CDATA[Kuvözlerin prematüre bebekleri acıya hassas hale getirdiği  bildirildi.

Doğduktan sonra kuvözde en az 40 gün  kalan prematüre bebekler üzerinde yapılan testlerde, bu bebeklerin  acıyı zamanında dünyaya gelmiş sağlıklı bebeklerden daha fazla  hissettikleri ortaya çıktı.
Prematüre bebekler kuvözde kaldıkları sürece iğne, tüple beslenme, kan  testleri gibi işlemlere maruz kalıyorlar.
Daily Telegraph&#8217;taki habere göre, araştırmada, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuvözlerin prematüre bebekleri acıya hassas hale getirdiği  bildirildi.</strong></p>
<p><img title="bebek" src="http://www.yuvarehberim.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/bebek.jpg" alt="" width="298" height="224" /></p>
<p>Doğduktan sonra kuvözde en az 40 gün  kalan prematüre bebekler üzerinde yapılan testlerde, bu bebeklerin  acıyı zamanında dünyaya gelmiş sağlıklı bebeklerden daha fazla  hissettikleri ortaya çıktı.</p>
<p>Prematüre bebekler kuvözde kaldıkları sürece iğne, tüple beslenme, kan  testleri gibi işlemlere maruz kalıyorlar.</p>
<p>Daily Telegraph&#8217;taki habere göre, araştırmada, topuktan kan alınması  sırasında elektroensefalogram (EEG) yöntemiyle bebeklerin beyin  faaliyetleri izlendi.</p>
<p>En az 40 gündür hastanede bulunan bebeklerle, aynı yaştaki sağlıklı  bebeklerin EEG sonuçları karşılaştırıldığında, prematürelerin ağrıyı  daha çok hissettikleri yönünde bulgular elde edildi.</p>
<p>Bebeklerin topukları okşandığındaysa, prematüre bebeklerle zamanında  dünya gelmiş bebeklerin beyin faaliyetleri arasında fark görülmedi.  Böylece, prematüre bebeklerin hassasiyetinin acıya karşı olduğu sonucuna  varıldı.</p>
<p>NeuroImage dergisinde yayınlanan başka bir araştırmanın, prematüre  doğmuş bebeklerin çocukluk dönemlerinde acıya ve ağrıya daha hassas  oldukları yönündeki bulguları da desteklediği bildirildi.</p>
<p>University College London&#8217;dan baş araştırmacı Dr. Rebeccah Slater,  &#8220;Araştırmamız, prematüre doğmak ve kuvözde kalmanın bebeğin beynindeki  ağrı gelişimini etkilediğini gösteriyor&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/05/10/kuvoz-aciya-duyarliligi-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haydi Çocuklar Resminiz Kahramanınız Olsun!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 09:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Haydi]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanınız]]></category>
		<category><![CDATA[Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Resminiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2799</guid>
		<description><![CDATA[Dalin İlköğretim Öğrencileri Arası Resim Yarışması, resim eğitmenleri ile teknikler öğrenmeye ve kendi kahramanını yaratmaya davet ediyor…
Bu yıl 9. su düzenlenecek olan `’ Dalin İlköğretim Öğrencileri Arası Resim Yarışması `’ Türkiye`deki tüm 5-11 yaş arası tüm çocukları, İstanbul ve Bursa’daki AVM etkinliklerinde, resim eğitmenleri ile teknikler öğrenmeye ve kendi kahramanını yaratmaya davet ediyor…
Genç ressam Seydi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun-555009.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-2800" title="haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun--555009" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun-555009.jpeg" alt="" width="250" height="112" /></a>Dalin İlköğretim Öğrencileri Arası Resim Yarışması, resim eğitmenleri ile teknikler öğrenmeye ve kendi kahramanını yaratmaya davet ediyor…</p>
<p>Bu yıl 9. su düzenlenecek olan `’ Dalin İlköğretim Öğrencileri Arası Resim Yarışması `’ Türkiye`deki tüm 5-11 yaş arası tüm çocukları, İstanbul ve Bursa’daki AVM etkinliklerinde, resim eğitmenleri ile teknikler öğrenmeye ve kendi kahramanını yaratmaya davet ediyor…</p>
<p>Genç ressam Seydi Murat Koç’un da aralarında bulunduğu jüri üyelerinin kararları sonucunda dereceye giren ilk 3 resmin sahibi, hayaller diyarı Disneyland’a gidecek ve minik ressamların resimleri 1 yıl boyunca Dalin şampuanlarını süsleyecek.</p>
<p>9. Geleneksel Dalin Resim Yarışması kapsamında düzenlenen AVM etkinliklerinde bir resim eğitmeni eşliğinde çocuklara teknikler öğretilecek ve kendi kahramanlarını resme yansıtmaları beklenecek. Dalin maskotu etkinlik alanında çocukları eğlendirirken, hediye balonlar ve şampuanlar mutlu edecek.</p>
<p>20-21 Mart Bahçelievler Metroport AVM<br />
20-21 Mart Bahçelievler CarrefourSa AVM<br />
20-21 Mart İçerenköy CarrefourSa AVM<br />
20-21 Mart Bursa Kent Meydanı AVM</p>
<p>www.milliyet.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/haydi-cocuklar-resminiz-kahramaniniz-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Klasik Müziğin Keyfini Çıkaracak!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 09:12:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-2 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[2-4 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Çıkaracak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Keyfini]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik]]></category>
		<category><![CDATA[Müziğin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2795</guid>
		<description><![CDATA[20 Mart Cumartesi günü 14.30 – 16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek ‘Baby Symphony’ etkinliğinde, 0-4 yaş arasındaki çocuklar klasik müzikle tanışacaklar.
Akmerkez, hafta sonu çocuklar için keyifli vakit geçirmelerini sağlayacak bir etkinlik hazırladı.  Akmerkez’in küçük misafirleri 20 Mart Cumartesi günü Baby Symphony ile klasik müziğin keyfine varacaklar.
20 Mart Cumartesi günü 14.30 – 16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek ‘Baby [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak-552472.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-2796" title="cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak--552472" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak-552472.jpeg" alt="" width="250" height="256" /></a>20 Mart Cumartesi günü 14.30 – 16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek ‘Baby Symphony’ etkinliğinde, 0-4 yaş arasındaki çocuklar klasik müzikle tanışacaklar.</p>
<p>Akmerkez, hafta sonu çocuklar için keyifli vakit geçirmelerini sağlayacak bir etkinlik hazırladı.  Akmerkez’in küçük misafirleri 20 Mart Cumartesi günü Baby Symphony ile klasik müziğin keyfine varacaklar.</p>
<p>20 Mart Cumartesi günü 14.30 – 16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek ‘Baby Symphony’ etkinliğinde, 0-4 yaş arasındaki çocuklar klasik müzikle tanışacaklar. Çocuklar enstrümanlarla süslenmiş bir eğitim programı kapsamında aileleriyle birlikte piyano eşliğinde İngilizce şarkılar söyleyip eğlenecekler.</p>
<p>Eğitmen Ayça Keleşoğlu, çocuklar için özel olarak hazırlanmış enstrümanları, klasik müzik ve ritim eşliğinde tanıtıyor. Baby Symphony’de küçük parmaklar çellonun çıkardığı sesleri hissedecek, bongonun titreyen yüzeyine dokunacaklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuklar-klasik-muzigin-keyfini-cikaracak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oyun Deyip Geçmeyin!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/oyun-deyip-gecmeyin/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/oyun-deyip-gecmeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 09:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Deyip]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2790</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok ebeveyn oyunun sadece çocuklarının kendilerini eğlendirmeleri  ve zaman geçirmeleri için bir araç olduğunu düşünür. Kendimize şunu  söylediğimizi ne kadar sık duyarız: “Ah, sadece oyun oynuyor”. Fakat bu  “sadece” oyun değildir. Oyun çocuğunuzun gelişimi için okuma-yazma  öğrenme veya matematiği kullanma kadar önemlidir!
Bu içerik PrimaDünyası.com tarafından hazırlanmıştır!
Oyunun rolü Aslında oyun çocuğunuzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/oyun-deyip-gecmeyin-545848.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-2791" title="oyun-deyip-gecmeyin--545848" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/oyun-deyip-gecmeyin-545848.jpeg" alt="" width="250" height="315" /></a>Pek çok ebeveyn oyunun sadece çocuklarının kendilerini eğlendirmeleri  ve zaman geçirmeleri için bir araç olduğunu düşünür. Kendimize şunu  söylediğimizi ne kadar sık duyarız: “Ah, sadece oyun oynuyor”. Fakat bu  “sadece” oyun değildir. Oyun çocuğunuzun gelişimi için okuma-yazma  öğrenme veya matematiği kullanma kadar önemlidir!</p>
<p>Bu içerik PrimaDünyası.com tarafından hazırlanmıştır!</p>
<p>Oyunun rolü Aslında oyun çocuğunuzun sosyal, duygusal, dilbilimsel ve  entelektüel yeteneklerinin gelişmesinde temel bir role sahiptir, onun  şekil, yerçekimi, ağırlık, büyüklük, sertlik ve esneklik gibi kavramlar  hakkında bilgilerini arttırmaktadır.</p>
<p>Bu tarz öğrenmenin doğumdan sonraki ilk aylarda zaten başlamış olduğunu  göreceksiniz. Oyun aynı zamanda ince motor becerilerin ve kaba motor  becerilerin gelişimine de katkıda bulunmaktadır, çocuğunuzun tırmanmak,  koşmak ve ağır nesneleri kaldırmak için kaslarını güçlendirmesine destek  olmaktadır.</p>
<p>Nesnelerin özelliklerinin araştırılmasının ötesinde oyun yaratıcılığı,  hayal gücünü ve tüm tipteki problemleri çözmeyi de teşvik etmektedir.  Oyun sağlıklı bir zihinsel ve fiziksel gelişim için çok önemlidir ve  küçük çocukların dünyayı anlamalarında yardımcı olmaktadır. İnanması güç  olsa da iki bloğu basitçe yerde itmek, bunların arabalar olduğunu  varsaymak ve &#8220;&#8221;düt düüt&#8221;" diye bağırmak bile çocuğunuzun beyninde önemli  uzun dönemde bağlantıların oluşmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/oyun-deyip-gecmeyin-545844.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-2792" title="oyun-deyip-gecmeyin--545844" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/oyun-deyip-gecmeyin-545844.jpeg" alt="" width="285" height="400" /></a>Oyun ne zaman başlar? Bazen bir bebeğin oyuncakları yüksek  sandalyesinden sürekli yere attığı zamanda olduğu gibi, oyun ve  araştırma arasında kesin bir ayırım yapmak zordur! Oyun mu oynuyor yoksa  yerçekimiyle deney yaparak anneyi mi sinirlendirmeye mi çalışıyor?  Muhtemelen üçünün bir karışımıdır, fakat oyun gelişimde o kadar önemli  bir role sahiptir ki herhangi bir aktivitenin şakacı hususları aşırıya  kaçmamalıdır.</p>
<p>Daha fazlası için PrimaDünyası.com adresini ziyaret edin!</p>
<p>Bebek karyolasının üzerinde hareket eden nesnelere vurmaya ve kendi ayak  parmaklarını tutmaya çalışarak saatlerini geçirmeye, yaşamının yaklaşık  olarak üçüncü ayında başlar. Bu boşa yapılıyor gibi görünen aktiviteler  ilerleyen şekilde el/göz koordinasyonuna yol açar ve bebeğinizin  beyninde “görsel korteks” ve “motor korteks” denen alanlar arasında yeni  bağlantıların yapılmasına kurulmasını sağlar. Hem beyin alanları  içindeki hem de aralarındaki bağlantılar gelişim için çok önemlidir.  Bebekler de oyun aracılığıyla küçük fizikçiler haline gelirler,  nesnelerin nasıl ağırlık, büyüklük ve şekil açısından farklılaştıklarını  ve sert bir yüzeye çarpıldıklarında nasıl ses çıkardıklarını  keşfederler. Bebeğinizin ne kadar yoğun konsantre olduğunu ve sonsuz  şekilde yeni bir nesneye erişmek için yakalayışını adapte ettiğini ve  anlık bile olsa bir şeyi yakalayabildiğinde yüzünde beliren memnuniyeti  izlemek için vakit ayırın. Bu gibi bir başarı sonucunda aldığı zevk  endorfinler denen ve bir sakinlik ve başarı hissi veren kimyasalları  beyninde serbest bırakır.</p>
<p>Hayali oyun Psikologlar çoğu kez iki tip oyunu ayırt eder: fonksiyonel  oyun ve hayali oyun. Fonksiyonel oyun, nesneleri icat edilmiş oldukları  amaçlar için kullanmayı içermektedir, yatağının üzerinde dönen nesneleri  yakalamak, topları yuvarlamak, kuleler ve köprüler inşa etmek gibi.  Ancak hayali oyun çok daha ilginçtir. Burada çocuğunuz sadece köprüsü  veya kulesinin etrafında bir hikaye yaratmaz fakat 18 aylıktan  başlayarak nesneleri normal olarak uygulanmayan amaçlar için kullanmaya  başlar. Mesela, bir muz alıp, aslında telefonmuş gibi davranabilir ve  muz aracılığıyla detaylı bir konuşma yapmaya başlayabilir! Veya  parmaklarından birinin köpek olduğunu ve bunun konuştuğu diğer bir  parmağın kedi olduğunu varsayabilir!</p>
<p>Bir çocuğun bir nesneyi diğerinin yerine geçirmesine veya konuşmalar  yaptığını varsaymasına imkan veren nedir?</p>
<p>Psikologlar bunun çocuğun kavramsal yeteneklerinde büyük bir ilerleme,  sembolik düşünme için bir olasılık olduğuna inanmaktadırlar. Muz ve  telefon örneğini alın. İlk olarak, şekillerindeki benzerliği not  ettikten sonra çocuk gerçek hayattaki muzlar hakkında bildiği her şeyi  askıya alır ve geçici olarak elindeki muza telefonlar hakkında  bildiklerini atfeder.</p>
<p>Böylece öyleymiş gibi davranmak ilerleyebilir. Bunun için önemli olan  şey, çocuğun beyninde, gerçek dünyanın mevcut olan zihinsel sunularından  kordon altına alması gereken yeni fakat geçici bir hayali sunum  oluşturma kapasitesidir. O andan itibaren, içten yarattığı dünyasında  yaşayabilir: muz telefondur.</p>
<p>Oyun sırasında çocuğun muzu, telefon rolündeyken, yemeye çalıştığını  görmezsiniz! Yine de, öyleymiş gibi davrandığı tüm süre boyunca çocuk  nesnelerin gerçek özelliklerini beyninden silmez çünkü oyun bittiğinde  bunu tüketmek için hemen soyabilir! Bazı psikologlar hayali dünyası daha  geniş çocukların “eğer köpeklerin kanatları olsaydı uçabilirlerdi gibi  varsayımsal ifadelerin “olsaydı” anlamlarını anlamalarında önemli bir  başlangıç olduğunu tartışmaktadırlar. Daha fazlası için PrimaDünyası.com  adresini ziyaret edin! Hayali oyunun basit olarak görünen bir oyununu  sürdürmesi için çocuğunuzun beyninde kompleks, dinamik zihinsel  aktivitelerin olması gerekmektedir.</p>
<p>Hayali oyunun çocuğunuzun yaşamının ikinci yılında başlamasına rağmen,  5. yıla kadar devam edebilir ve hatta ilerisine gidebilir. Önemi oyunu  oluşturmak için gerekli olan beynin zihinsel aktivitelerinde  yatmaktadır: çocuk oyununda farklı ana oyuncuları ve nesneleri zihinsel  olarak temsil etmek onlara atfettikleri rolü hatırlamak zorundadır.</p>
<p>Bu, çalışan bir hafıza için önemli bir egzersizdir. Bir kez oluşturuldu  mu, çocuğunuz bu rolleri bir oyunun tamamı boyunca korumaya ihtiyaç  duyar. Bu, yeni yürümeye başlayan bir çocuk için ortalama bir görev  değildir çünkü hayali nesneler çoğu kez sembolik olarak temsil  ettirildikleri nesnelere objektif olarak hiç benzememektedir.</p>
<p>2 farklı tipte dil formu Çocukların oyunlarında iki farklı tipte dil  formu kullandığını biliyor musunuz? ABD’ de gerçekleştirilen ilginç bir  çalışmada çocuk grupları hayali oyun durumlarında dikkatli şekilde  gözlenmişler ve kullandıkları dil kaydedilmiştir. Araştırma çocukların  oyun durumunda bir rol oynayıp oynamadıklarına veya oyun durumunu  yorumlayıp yorumlamadıklarına dayanarak tamamen aynı anlamda olan iki  farklı iletişim yolu kullandıklarını göstermiştir. Yani, örneğin,  oyundaki karakterlerin sesi aracılığıyla konuşurken bir gelecek zaman  formu kullanılırken:</p>
<p>“Şimdi parka gideceğim”, bir olayı yorumlamak üzere hayali oyundan anlık  olarak çıktıklarında benzer anlamı iletmek için farklı bir gelecek  zaman formu kullanmışlardır: “Şimdi diğer bebeği almaya gideceğim ki  Baba eve gelebilsin”. Bunun ne kadar kalıcı olduğunu kaydeden  araştırmacılar çocukların aynı anlamı ifade etmelerine rağmen, çeşitli  karakterleri ve olayları oluşturmak için hayali oyunda veya hayali  oyundan çıkmış olduklarını açıkça belirtmek için faklı dil formlarını  kullandıkları sonucuna varmışlardır.</p>
<p>Bunlar, çocukların normal gerçekliğin dahili olarak yaratılan oyun  dünyasına girmesi için ihlal edilebilecek sınırlamaları sırasında,  hayali oyunun ilerlemekte olduğunu dilbilimsel olarak nasıl  belirttiklerini gösteren çok önemli ipuçlarıdır. Yani, öyleymiş gibi  davranma sırasında insanlar uçabilir, kuşlar konuşabilir ve bir kalem  pişirilip yenebilir ve mevcut olmayan bir su bir kavanozdan akıtılıp  geçici olarak saman rolünü oynayan cetvele yavaş yavaş içirilebilir.  Hayali oyun olasılıkları neredeyse sınırsızdır. Asla çocuğunuzun  oyununun aptalca olduğu yargısında bulunmayın.</p>
<p>Çocuğunuz gerçekte yaratıcı bir oyun yazarı gibidir, hikaye örgüsünü  belirlemekte ve oluşturmakta, farklı roller üstlenmekte, böylece hayal  gücünü ve zekasını pek çok yoldan geliştirmektedir.</p>
<p>Duygusal gelişimde oyun Duygusal gelişimde oyunun rolü hafife  alınmamalıdır. Çocuklar çoğu kez kardeşinin doğumu gibi zor bir  problemle, bunu kendi küçük dünyalarının güvenli mahremiyetinde gözden  geçirerek yüzleşecektir. Gerçekte, çocuk terapistleri sıklıkla travma  geçiren çocuklara oyundan yararlanarak yardımcı olmaktadır.</p>
<p>Bir ebeveyn olarak siz çocuğunuzun korkuları ve endişeleri hakkında  direkt sorular sormaktan ziyade, oyununu dikkatli şekilde gözleyerek  daha fazla bilgi edinebilirsiniz. O zaman, nasıl hissettiğini  kelimelerle ifade ermesini gerektiren “kızgın mısın?” sorusunu sormak  yerine, bu gelişim aşamasında kapasitesinin üzerindedir, daha derin olan  hislerini oyununun detaylarını dikkatli şekilde gözleyerek  keşfedebilirsiniz. Öfke ve kıskançlık çoğu kez bebeklerle oynarken  azaltılabilir. Bu nedenle eğer ikinci bir bebek bekliyorsanız, yeni  yürümeye başlayan çocuğunuza bir oyuncak bebek almak iyi bir fikirdir</p>
<p>Eğer çocuğunuzun oyuncak bebeğine bağırdığını veya vurduğunu görürseniz  onu azarlamayın. Bu yeni hislerini anlamaya ve kontrol altına almaya  çalıştığını, endişelerini hayali dünyaya ve gerçek dünyadaki bebekten  uzağa kanalize ettiğini gösteren sağlıklı bir işarettir. Çocuklar oyunu  sosyal kuralları gözden geçirmek için de kullanırlar. Bebekleriyle  mesela, bu gibi rollerin nasıl farklılaştığını keşfetmek ve  sürekli-genişleyen sosyal dünyalarında her şeyin yerini aşama aşama  anlamaları için çeşitli karmaşık yollarla öğretmen, tren sürücüsü, anne,  baba, bebek ve polis gibi sosyo-dramatik roller canlandırırlar. Yani,  çocuğunuzun bir dahaki sefere “sadece boş yere oynuyor” olduğunu  düşündüğünüz şeyi yapıyor olduğunu gördüğünüzde onu farklı bir  zihniyetle gözlemeye çalışın ve hızla gelişmekte olan beyninde oluşmakta  olan zeka bağlantılarını düşünün!</p>
<p>www.milliyet.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/oyun-deyip-gecmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Klasikleri Tüm Çocuklar Okumalı!</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/klasikleri-tum-cocuklar-okumali/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/klasikleri-tum-cocuklar-okumali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:32:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Klasikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Okumalı]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2786</guid>
		<description><![CDATA[3 TL fiyatla piyasaya sunulan seriye , bu hafta Charles ve Mary Lamb’in Shakespeare’in oyunlarını gençler için uyarladıkları “Shakespeare’den Hikayeler”, Charles Dickens’tan “Bir Yılbaşı Öyküsü” ve Edith Nesbit’in “Demiryolu Çocukları” da
Edith Nesbit’ten “Demiryolu Çocukları”
İngiliz yazar Edith Nesbit’in ünlü eseri “Demiryolu Çocukları” Kültür Yayınları İş Çocuk Kütüphanesi serisinden çıktı. Çocuklar için 60’dan fazla roman yazan Nesbit’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/klasikleri-herkes-okumali-543627.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-2787" title="klasikleri-herkes-okumali--543627" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/klasikleri-herkes-okumali-543627.jpeg" alt="" width="207" height="311" /></a>3 TL fiyatla piyasaya sunulan seriye , bu hafta Charles ve Mary Lamb’in Shakespeare’in oyunlarını gençler için uyarladıkları “Shakespeare’den Hikayeler”, Charles Dickens’tan “Bir Yılbaşı Öyküsü” ve Edith Nesbit’in “Demiryolu Çocukları” da</p>
<p>Edith Nesbit’ten “Demiryolu Çocukları”</p>
<p>İngiliz yazar Edith Nesbit’in ünlü eseri “Demiryolu Çocukları” Kültür Yayınları İş Çocuk Kütüphanesi serisinden çıktı. Çocuklar için 60’dan fazla roman yazan Nesbit’in ülkemizde en çok bilinen eseri olan “Demiryolu Çocukları” Fügen Yavuz tarafından orijinal dilinden çevrilerek okurlarla buluşuyor.</p>
<p>Londra’nın zengin bir semtinde mutlu bir yaşam süren Roberta, Peter ve Phyllis’in yaşadıkları bir talihsizlik sonucu büyük şehre veda ederek, geldikleri küçük bir köyde başlayan yaşam mücadeleleri ve elde ettikleri kazanımların anlatıldığı kitap 3 TL olarak fiyatlandırılıyor. Kitap, çocuklara eğlenceli, maceralı ve mucizelerle dolu bir dostluk öyküsü sunuyor.</p>
<p>Kitaptan:<br />
Makinistin büyük parlak çelik kolu çevirip buharı kestiğini gördüğünde, Bobbie lokomotifin işleyişiyle ilgili tahmininden çok daha fazla şey biliyordu artık. Jim babasının kuzeninin karısının ağabeyinin, oyuncak lokomotifi ne yapıp edip lehimleyeceğine söz verdi. Öğrendiği onca bilginin yanında, Bobbie artık Bill ve Jim’le sonsuza dek arkadaş kalacaklarını ve vagonun değerli kömürleri üzerine böyle davetsiz bir biçimde yuvarlandığı için kendisini tamamen affettiklerini hissetti.</p>
<p>Demiryolu Çocukları<br />
Yazan: Edith Nesbit<br />
Çeviren: Fügen Yavuz<br />
204 sayfa,3 TL</p>
<p>Charles Dickens’tan “Bir Yılbaşı Öyküsü”</p>
<p>İngiliz Edebiyatı’nın ünlü yazarı Charles Dickens’ın “Bir Yılbaşı Öyküsü” adlı çocuk kitabı Kültür Yayınları etiketiyle yayınlandı. Kültür Yayınları’nın kitap ücretlerini düşük tutarak okuma alışkanlığını yaymak ve kitap ücretleri nedeniyle korsan yayınlara yönelimi engellemek amacıyla 3 TL olarak fiyatlandırılan seri içerisinde yer alan kitap orijinalinden çevrilerek okurlarla buluşuyor.</p>
<p>Kitap, kimseyle arkadaşlık etmeyen ve hiç kimseye ihtiyacı olamadığını düşünen huysuz Ebenezer’in Noel gecesi kapısını çalan bir ziyaretçiyle değişen yaşamını konu alıyor. Dickens’ın çocukların hayal dünyasına dokunduğu bu değerli eser Çiçek Eriş’in çevirisiyle sunuluyor.</p>
<p>Kitaptan:<br />
Scrooge camı kapayıp hayaletin girdiği kapıyı kontrol etti. Üst üste iki kez kilitlenmişti hem de kendi elleriyle. Kapı demirleri yerinden oynamamıştı. “Saçmalık” diyecek oldu ama söylemekten vazgeçti. Gerek yaşadığı hisler, gerek günün yorgunluğu gerek “Görünmez Dünya”nın kendisine görünmüş olması, gerek saatin iyice ilerlemiş olması sebebiyle dinlenmeye ihtiyacı vardı ve üstünü bile değiştirmeden yatağa giderek, yastığa kafasını koyar koymaz uyudu.</p>
<p>Bir Yılbaşı Öyküsü<br />
Yazan: Charles Dickens<br />
Çeviren: Çiçek Eriş<br />
82 sayfa, 3 TL</p>
<p>“Shakespeare’den Hikâyeler”</p>
<p>Ünlü İngiliz şair ve oyun yazarı Shakespeare’in 20 oyununun hikâyeleştirildiği<br />
“Shakespeare’den Hikayeler” adlı kitap Kültür Yayınları’ndan çıktı. Charles ve Mary Lamb kardeşler tarafından kalem alınan kitap, yazarların deyimiyle genç okura Shakespeare okumada bir örnek teşkil etmesi amacıyla hazırlandı.</p>
<p>Shakespeare’in komedilerinden ve trajedilerinden “kısaltılmamış” hikayelerle oluşturulan kitabın yazarları kitabın yazılış amacıyla ilgili olarak önsözde şu ifadelerde bulunuyor: “Bu hikayeler genç okurlar için ne ifade ederse etsin, yazarların dileği gerçek Shakespeare Oyunları’nın büyüdüklerinde onlar için hayal gücünü zenginleştirici, erdemi güçlendirici, bütün bencil ve maddiyatçı düşünceden uzaklaştırıcı, bütün tatlı, hoş, onurlu düşünce ve davranışlarda ders verici, nezaket, iyilikseverlik, cömertlik ve insanlıkta öğretici olması; zira Shakespeare’in sayfaları bu erdemleri öğreten örneklerle dolu.”</p>
<p>Özellikle kolay okunur bir şekilde ve Shakespeare’in kendi ifadelerine de sadık kalınarak kaleme alınan kitap genç okurlara Shakespare ile tanışmak için oldukça keyifli bir seçki sunuyor.</p>
<p>Kültür Yayınları’nın kitap ücretlerini düşük tutarak okuma alışkanlığını yaymak ve kitap ücretleri nedeniyle korsan yayınlara yönelimi engellemek amacıyla 3 TL olarak fiyatlandırılan seri içerisinde yer alan kitap Rana Tekcan tarafından orijinalinden çevrilerek okurlarla buluşturuluyor.</p>
<p>Charles Lamb (1775-1834) &amp;Mary Lamb(1764-1847) Hakkında</p>
<p>Londra’da doğan kardeşlerden Charles Lamb, ilk önce şiirleriyle tanındı. Lamb daha sonra tiyatro oyunları, hikâyeler ve edebiyat eleştirileri yazdı. Kız kardeşi Mary Lamb ile kaleme aldığı ile “Shakespeare’den hikâyeler genç okurlara yönelik eserlerinden biridir. Birlikte kaleme aldıkları diğer hikâye kitabı Mrs Leicester’in Okulu’nu büyük ölçüde Mary Lamb yazmıştır.</p>
<p>Shakespeare’den Hikâyeler<br />
Yazan: Charles Lamb ve Mary Lamb<br />
Çeviren: Rana Tekcan<br />
286 sayfa,3 TL<br />
İş Çocuk Kütüphanesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/klasikleri-tum-cocuklar-okumali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun Zihinsel Gelişimi İçin Şart</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocugunuzun-zihinsel-gelisimi-icin-sart/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocugunuzun-zihinsel-gelisimi-icin-sart/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[Şart]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2782</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Karakaya, çocukların ve gençlerin, zihinsel gelişimleri için büyümelerini tamamlayıncaya kadar günde 1-2 adet yumurta tüketmesi gerektiğini söyledi.
KONYA &#8211; Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Karakaya, sağlıklı ve dengeli bir beslenme için hayvansal gıdaların mutlaka düzenli şekilde alınması gerektiğini belirtti.
İnsan beslenmesinde ve vücut gelişiminde proteinlerin büyük önem taşıdığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/yumurta_zihinsel_gelisim_cocuk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2783" title="yumurta_zihinsel_gelisim_cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/yumurta_zihinsel_gelisim_cocuk.jpg" alt="" width="250" height="188" /></a>Prof. Dr. Karakaya, çocukların ve gençlerin, zihinsel gelişimleri için büyümelerini tamamlayıncaya kadar günde 1-2 adet yumurta tüketmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>KONYA &#8211; Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Karakaya, sağlıklı ve dengeli bir beslenme için hayvansal gıdaların mutlaka düzenli şekilde alınması gerektiğini belirtti.</p>
<p>İnsan beslenmesinde ve vücut gelişiminde proteinlerin büyük önem taşıdığını vurgulayan Karakaya, et, süt ve yumurta gibi hayvansal ürünlerin de protein açısından zengin kaynaklar olduğunu bildirdi.</p>
<p>YUMURTADA KALİTELİ PROTEİN VAR<br />
Karakaya, biyolojik değeri en yüksek olan proteinlerin yumurtada bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Yumurtanın bileşiminde bulunan proteinler, tüm gıdalardaki proteinler arasında en kaliteli olanlardır. Yumurta, protein, yağ, vitamin ve mineral gibi besin maddelerinin pek çoğunu içeren önemli bir gıda kaynağıdır. Çocuklar ve gençler özellikle zihinsel gelişimleri için, büyümelerini tamamlayıncaya kadar günde 1-2 adet yumurta tüketmeli. Bu yaşlarda yumurta veya et, süt gibi hayvansal gıdaları yeterince almadan büyümesini tamamlayan bireyler, ileri yaşlarında bu gıdaları ne kadar alırlarsa alsınlar zihinsel gelişimleri üzerinde artık çok fazla etkili olmayacaktır. Özellikle çocukların zihinsel ve bedensel gelişiminde önemli rol oynayan yumurtanın her yaşta düzenli olarak tüketilmesi, bazı hastalıklardan korunma açısından da faydalıdır. Bu nedenle özellikle anneler, küçük yaştaki çocuklarına zihinsel gelişimlerini tamamlayabilmesi için yumurta yedirmeyi ihmal etmemeli.&#8221;</p>
<p>Tüm bu faydalarına karşın, yumurtanın aşırı tüketilmesinin de yanlış olduğunu, et, süt ve yumurtanın yanı sıra bitkisel gıdaların da dengeli şekilde alınması gerektiğini anlatan Karakaya, yüksek oranda yağ ve karbonhidrat içeren gıdaların tüketiminde aşırıya kaçılması durumunda kilo artışına bağlı bazı sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocugunuzun-zihinsel-gelisimi-icin-sart/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarıyıl Tatilini Kayak ile Değerlendirin</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/yariyil-tatilini-kayak-ile-degerlendirin/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/yariyil-tatilini-kayak-ile-degerlendirin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Değerlendirin]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[Kayak]]></category>
		<category><![CDATA[tatilini]]></category>
		<category><![CDATA[Yarıyıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2778</guid>
		<description><![CDATA[Okul döneminde aynı saatte yatıp kalkan çocukların bünyesini ve zihnini sömestr tatilinde kayak ile dinç tutun&#8230;
İSTANBUL &#8211; Okul dönemi boyunca aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkan, düzenli ve tempolu bir çalışma içinde olan, her gün mutlaka ders çalışmak durumunda kalan öğrenciler için sömestr tatili çok büyük önem taşıyor.
Bu dönemde çocukların hem eğlenmek hem de dinlenmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/r5555_uludag-kar-cocuk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2779" title="r5555_uludag-kar-cocuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/r5555_uludag-kar-cocuk.jpg" alt="" width="250" height="195" /></a>Okul döneminde aynı saatte yatıp kalkan çocukların bünyesini ve zihnini sömestr tatilinde kayak ile dinç tutun&#8230;</p>
<p>İSTANBUL &#8211; Okul dönemi boyunca aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkan, düzenli ve tempolu bir çalışma içinde olan, her gün mutlaka ders çalışmak durumunda kalan öğrenciler için sömestr tatili çok büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bu dönemde çocukların hem eğlenmek hem de dinlenmek istediklerini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, zihni dinlendirmenin ve bedeni geliştirmenin en güzel yolunun spor yapmak olduğunu, kış döneminde de yapılabilecek spor aktivitelerinin başında ise “kayak” sporunun geldiğini belirtiyor.</p>
<p>Ülkemizde Temel Eğitim Kayak Kampları’na çocukların 7 yaşından itibaren alındığını ve iyi birer kayak sporcusu olabilmeleri için, deneyimli antrenörler tarafından yetiştirilmeye başlandığını belirten Dr. Neslihan Korkmaz, sömestr tatilini çocuklarının kayak sporuna başlamaları için değerlendirmek isteyen ebeveynler için bilgi verdi ve tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>KAYAĞA BAŞLAMAK İÇİN 4-5 YAŞ İDEAL<br />
Kayak sporuna başlama yaşı çocuklarda kemik gelişimine bağlı olduğu için 4-5 yaş olarak öneriliyor. Bu yaşlarda çok ciddi bir antrenman programıyla çocukların sıkı bir disipline alınmaması gerekiyor. Bu sebeple 1 saatlik program başlangıç için yeterli oluyor. Programa çocukların zevk alabilecekleri, kar üzerinde eğlenceli bir oyun şeklinde edilmeli. Günde, sabah ve akşam olmak üzere 2 saat yeterli oluyor.</p>
<p>NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİYOR?<br />
Çocuk ders almadan kendi kendine kaymaya çalışılırsa kesikler, kırıklar, çıkıklar ve tabii ki çok daha ciddi yaralanmalar olabilir. Bu sebeple kayak mutlaka tecrübeli bir hocanın gözetimi altında yapılmalıdır.</p>
<p>İlk deneme yapılırken, mümkünse, çok soğuk olmayan bir hava tercih edilmeli. Giysiler, hareketi engellemeyecek tarzda ve korunaklı olmalı. Eldiven ve şapka bulundurulmalı. Giysiler üzerinde kesici ve delici sert cisimler olmamalı. Kask mutlaka takılmalı. Çocuğun boyuna ve kilosuna uygun olmayan eski, bakımsız kayak malzemeleri kullanılmamalı. Kayak alırken; kayağın modeline ve başlangıç ya da ileri düzey sporcular olup olmadıkları göre kayak boyuna dikkat edilmeli. Kayak boyu çocukla aynı boyda, boyundan on santim uzun ya da kısa olabilir. Ayakkabılar çocuğun ayağını sarmalı, ayağından büyük ya da küçük olmamalı.</p>
<p>DÜZENLİ SPOR SAĞLIKLI BİR FİZİK YAPISI SAĞLAR<br />
Çocuğun buluğ çağı öncesi ve sonrası düzenli olarak yaptığı spor etkinliklerinin, sağlıklı bir fizik yapının gelişmesini sağlarken, genç yaşlarda fiziki yapının bozulmasını geciktirmede önemli rol oynadığını belirten Dr. Neslihan Korkmaz sözlerine şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Spor, fiziksel gelişimin yanında sosyal açıdan da önemli. Spor yardımıyla çocuğun çevresini tanıması ve iletişim kurabilmesi daha kolay gerçekleşiyor. Kayağın yanı sıra kış döneminde yapılabilecek paten ve kapalı alanlarda yapılabilen yüzme, tenis, basketbol gibi sporlar da çocukların sağlıkları ve sosyalleşmeleri için çok uygun sporlar.”</p>
<p>TELEVİZYON VE BİLGİSAYARDAN UZAK DURUN<br />
Birçok öğrenci, tatil boyunca kitaplarını bir köşeye atıp, bütün gün televizyon seyredip geceleri geç saatlerde yatarak ya da odalarına kapanıp bilgisayar başında saatlerini harcayarak değerlendirme eğiliminde oluyor. Böyle bir tatil anlayışı öğrenciyi dinlendirmekten çok yoruyor, vücut ve beynin tembelliğe alıştığı için 2. dönem okula alışmak zaman alıyor.</p>
<p>www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/yariyil-tatilini-kayak-ile-degerlendirin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Gelişimin de Kardeşin Önemi Büyük</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuk-gelisimin-de-kardesin-onemi-buyuk/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuk-gelisimin-de-kardesin-onemi-buyuk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:07:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişimin]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeşin]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2774</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğun gelişiminde ebevey, sosyal kurallar hakkında çocukları  üzerinde daha etkili olurken, kardeşler sokaktaki davranışı konusunda  rol oynuyor.
ILLINOIS &#8211; Çocuk gelişiminde kardeşlerin de anne-baba kadar önemli  olduğu bildirildi.
İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan araştırmaya göre  ebeveynler, sosyal kurallar hakkında çocukları üzerinde daha etkili  olurken, kardeşler &#8220;sokakta&#8221; davranış biçimi konusunda rol oynuyor.
Kardeşlerden öğrenilenler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/kardes2buyuk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2775" title="kardes2buyuk" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/kardes2buyuk.jpg" alt="" width="250" height="333" /></a>Çocuğun gelişiminde ebevey, sosyal kurallar hakkında çocukları  üzerinde daha etkili olurken, kardeşler sokaktaki davranışı konusunda  rol oynuyor.</p>
<p>ILLINOIS &#8211; Çocuk gelişiminde kardeşlerin de anne-baba kadar önemli  olduğu bildirildi.</p>
<p>İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan araştırmaya göre  ebeveynler, sosyal kurallar hakkında çocukları üzerinde daha etkili  olurken, kardeşler &#8220;sokakta&#8221; davranış biçimi konusunda rol oynuyor.</p>
<p>Kardeşlerden öğrenilenler arasında okulda ve arkadaş çevresinde nasıl  davranılması gerektiği konusu ön sırada yer alırken, küçüklerin  büyüklerden sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları edinme ihtimali de  bulunuyor.</p>
<p>Illinois Üniversitesi&#8217;den profesör Laurie Kramer, çocukların günün büyük  bölümünü geçireceği sosyal çevreye daha yakın olmaları nedeniyle  kardeşlerin çocuk gelişimine katkılarının gözden kaçırılmaması  gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Kramer, ebeveynlerin yapabileceği en önemli işlerden birinin, en  başından kardeşler arasında dayanışmayı artırmaya yardım etmek olduğunu  kaydetti.</p>
<p>www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocuk-gelisimin-de-kardesin-onemi-buyuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukken Yapılan Spor Obeziteyi Engelliyor</title>
		<link>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/</link>
		<comments>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:02:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukken]]></category>
		<category><![CDATA[Engelliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Obeziteyi]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[Yapılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.anaokulurehberim.com/?p=2771</guid>
		<description><![CDATA[Spor, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağlıyor ve ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önleyip geciktiriyor.
GAZİANTEP &#8211; Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/sport_enfants.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2772" title="sport_enfants" src="http://www.anaokulurehberim.com/wp-content/uploads/2010/04/sport_enfants.jpg" alt="" width="250" height="373" /></a>Spor, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağlıyor ve ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önleyip geciktiriyor.</p>
<p>GAZİANTEP &#8211; Televizyon ve internet bağımlılığının çocukları egzersizden uzaklaştırdığını ve obeziteye yol açtığını söyleyen Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey, &#8221;Büyüme döneminde spor yaparak kapasitesini geliştirmeyenlerin, büyüdükten sonra bu ihtiyacı karşılayabilmeleri çok daha zor&#8221; dedi.</p>
<p>Sporun, çocukluk ve gençlik dönemlerinde bedensel gelişimin sağlıklı olmasını sağladığını, ileri yaşlarda da sağlığın bozulmasını önlediğini ve geciktirdiğini vurgulayan Karacabey, &#8221;Spor çocukluk ve ergenlik çağında yapılması gereken en önemli etkinliktir&#8221; dedi ve şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Sporun sağlık üzerinde birçok psikolojik ve fizyolojik olumlu etkileri var. 6 yaş ve üzeri obez çocukların yüzde 50&#8217;si yetişkinlik dönemlerinde de obez olmaktalar. Bu oran çocukluk çağında obez olmayanlarda yüzde 10&#8242;a kadar düşmektedir. O halde obezite erken yaşta tespit edilmeli ve obeziteden korunmak için fiziksel etkinlikler artırılmalı. Günümüzde televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı hareketli yaşamaktan alıkoyuyor. Televizyon ve internet bağımlılığı çocuklarımızı egzersizden uzaklaştırıyor, onların obez olmasına neden oluyor. Bu olumsuzluğun önüne geçilmesinin yolu ailelerin çocuklarını spor yapmaya teşvik etmesinden geçiyor. Buna ciddi biçimde ihtiyaç var.&#8221;</p>
<p>UYGUN SPORA DOĞRU ZAMANDA BAŞLAMALI<br />
Çocuğun yapacağı sporun ve tercih edilen spora başlama yaşının da doğru belirlenmesi gerektiğine dikkati çeken Karacabey, iskelet sistemini zorlayan ağır sporlara erken yaşta başlamanın yanlış olduğunu vurguladı. Kemiklerin büyüme uçlarının zedelenmesi halinde çocuğun büyümesinin yavaşlayabildiğini ve şekil bozuklukları ortaya çıkabildiğini ifade eden Karacabey, &#8221;Örneğin yüzmeye 5-6, jimnastik, buz pateni, binicilik, kayak ve futbola 7-8 yaşında başlamak doğrudur. 10 yaşından sonra bu sporlara ek olarak voleybol, basketbol, hentbol ve dalış sporları yapılabilir. Su topu, okçuluk ve atlama sporlarına başlamak için ise 12 uygundur. Halter ve güreş gibi ağır sporlara başlama yaşı ise 15-16&#8242;dır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>www.ntvmsnbc.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.anaokulurehberim.com/2010/04/02/cocukken-yapilan-spor-obeziteyi-engelliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->